Telefon çalıyor. Ekranda bazen sıradan bir numara, bazen tanıdık bir kurumun adı görünüyor. Karşınızdaki son derece sakin konuşuyor. Arkadan klavye tıkırtıları, telsiz sesleri, başka görüşmelerin uğultusu geliyor. Birkaç dakika sonra anlıyorsunuz ki sizi arayan kişi, bir köşede tek başına çalışan sıradan bir sahtekâr değil.
Karşınızda vardiyası, görev dağılımı, senaryosu, teknolojisi ve para trafiği olan adeta bir suç işletmesi var.
Yeni nesil dolandırıcılık artık üçkâğıtçının sokak marifeti değildir. Teknoloji, psikoloji, sosyal mühendislik, sahte internet siteleri, yapay zekâyla üretilmiş ses ve görüntüler, ele geçirilmiş hesaplar, dijital cüzdanlar, para transfer zincirleri ve kimi zaman sınır aşan örgütlü yapılar aynı masada buluşuyor.
Bir zamanlar dolandırıcının en önemli sermayesi ikna kabiliyetiydi. Bugün buna veri, yazılım, yapay zekâ ve küresel para transfer sistemleri eklendi.
Vatandaş daha telefonu kapatmadan para birkaç hesaptan geçirilip başka bir ülkeye, kripto varlıklara veya farklı ödeme kanallarına taşınabiliyor.
İşte devletin sürati tam burada belirleyici hâle geliyor.
Suçlu parayı dakikalar içinde kaçırırken vatandaşın karakol, banka, savcılık ve mahkeme arasında günlerce dolaşması kabul edilebilir bir düzen değildir. 1990’ların bürokratik refleksiyle 2026’nın dijital suç örgütleriyle mücadele edemeyiz.
Suç saniyelerle hareket ediyorsa devletin bazı mekanizmaları da saniyelerle çalışmalıdır.
Dünyada bunun güçlü örnekleri var.
Singapur’un Anti-Scam Centre modeli polis ile bankaları aynı mücadele hattında buluşturuyor. Mayıs-Haziran 2026 döneminde beş bankayla yürütülen iki aylık operasyonda 600’den fazla dolandırıcılık girişimine müdahale edildi ve 38 milyon Singapur dolarından fazla muhtemel kaybın önüne geçildi. Temmuz ayında gerçekleştirilen başka bir operasyonda ise 158 şüpheli banka hesabı donduruldu; dolandırıcılıkta kullanılan yüzlerce telefon hattı ve bini aşkın çevrim içi unsur devre dışı bırakıldı.
Buradaki asıl başarı yalnız yakalanan suçlu sayısı değildir.
Asıl başarı, suç tamamlanmadan devletin yetişebilmesidir.
İngiltere ise daha da tartışmaya değer bir kapı açtı. Belirli banka transferi dolandırıcılıklarında 7 Ekim 2024’ten itibaren zorunlu geri ödeme sistemi yürürlükte. Kapsama giren vakalarda ödeme kuruluşlarına mağduriyetin giderilmesine ilişkin önemli yükümlülükler getiriliyor. Üstelik sorumluluk yalnız parayı gönderen tarafta bırakılmıyor; dolandırıcının hesabını barındıran ödeme kuruluşuna da mali sorumluluk yükleniyor.
Bu yaklaşımın arkasında basit fakat kuvvetli bir düşünce var:
Zararı yalnız kandırılmış vatandaşa yüklediğinizde, sistemi korumak için en az imkâna sahip kişiyi cezalandırmış olursunuz.
Türkiye’nin de artık bu meseleyi daha cesur biçimde tartışması gerekiyor.
Devletin adı kullanılarak vatandaş aranıyorsa, insanlar sahte polis, savcı, hâkim, banka görevlisi veya kamu görevlisi kimliğiyle kandırılıyorsa devlet yalnız “dikkatli olun” diyerek kenara çekilemez.
Elbette her dolandırıcılığın zararını otomatik biçimde kamuya yüklemek hukuken savunulamaz. Vatandaşın ağır kusuru, bankanın yükümlülüğü, güvenlik sistemindeki açıklar ve suç örgütünün kullandığı yöntem ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Fakat kamu otoritesinin, bankanın, ödeme kuruluşunun veya ilgili sistemin makul tedbirlerle önleyebileceği açık bir güvenlik zaafı varsa sorumluluğu ve tazmin mekanizmasını da konuşmak gerekir.
Çünkü modern dolandırıcılıkla mücadelede soru artık yalnızca “Suçluyu yakaladık mı?” değildir.
“Parayı kaçmadan durdurabildik mi?” sorusu da en az onun kadar önemlidir.
Bir başka mesele insan kaynağıdır.
Hâkim ve savcılarımızın hukuk bilgisi vazgeçilmezdir. Fakat bugün önlerine gelen dosyalar yalnız klasik ceza hukuku meselelerinden oluşmuyor. Blokzincir hareketleri, yapay zekâyla üretilmiş sahte görüntüler, IP kayıtları, dijital cüzdanlar, elektronik deliller ve birkaç ülke üzerinden dolaştırılmış para zincirleri artık adliye dosyalarının içindedir.
Belki de hâkimlik ve savcılık mesleklerine giriş sisteminde disiplinler arası uzmanlığı daha güçlü biçimde değerlendirecek modelleri tartışmanın zamanı gelmiştir.
Bilişim, yapay zekâ ve siber güvenlik alanlarında eğitim almış insanların güçlü bir hukuk formasyonuyla yargı sistemine kazandırılabileceği yeni yollar üzerinde düşünülmelidir.
Emniyet ve savcılıklarda da bilişim birimlerinin yanı sıra bankalar, ödeme kuruluşları ve telekomünikasyon şirketleriyle 7 gün 24 saat temas hâlinde çalışan uzman ekipler bulunmalıdır.
Çünkü dolandırıcının mesai saati yok.
Devletin müdahalesinin de mesai saatine takılmaması gerekir.
Dolandırıcılık dosyalarının yıllarca sürmesi ise suç örgütlerine verilen görünmez bir cesarettir. Bu suçlar için uzmanlaşmış savcılık birimleri, ihtisas mahkemeleri ve çok daha kısa soruşturma ve yargılama hedefleri düşünülebilir.
Daha önemlisi, para hareketinin ilk saatlerinde devreye girecek bir mekanizma kurulmalıdır.
Vatandaş tek bir noktaya başvurduğunda banka, kolluk, savcılık, telekom şirketi ve gerektiğinde finansal istihbarat birimleri aynı anda harekete geçebilmelidir. Şüpheli hesapların ve para transferlerinin hukuki güvenceler içinde süratle incelenebildiği, gerekli durumlarda geçici tedbirlerin dakikalar içinde uygulanabildiği bir sistem artık teknolojik bir hayal değildir.
Mesele teknolojiden çok organizasyondur.
Türkiye’de bu yönde sevindirici bir iradenin ortaya çıkması da önemlidir. İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi ile Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in mayıs ayında “Dolandırıcılıkla Mücadele Merkezi” projesi kapsamında mevzuat, teknik altyapı ve kurumlar arası koordinasyonu ele almaları kıymetlidir.
İki değerli bakanın bu meselede ortaya koyduğu yaklaşım bana güven veriyor.
Şimdi yapılması gereken, bu iradeyi vatandaşın telefonuna, banka hesabına ve adliye dosyasına kadar indirecek güçlü bir sisteme dönüştürmektir.
Bir devlet yalnız sınırlarını koruyarak güçlü olmaz.
Yaşlı bir insanın ömrü boyunca biriktirdiği parasını, yeni evlenecek gencin düğün parasını, çocuğunun eğitimi için yıllarca kenara para koymuş bir ailenin emeğini, emeklinin avucunda kalan son birikimini koruyabildiği ölçüde de güçlüdür.
Dolandırıcı çağrı merkezi kuracak kadar rahat örgütlenebiliyorsa devlet ondan daha örgütlü olmak zorundadır.
Dolandırıcı yapay zekâ kullanıyorsa devlet teknolojide ondan ileride olmalıdır.
Dolandırıcı parayı dakikalar içinde kaçırıyorsa devlet günler sonra değil, dakikalar içinde karşısına çıkabilmelidir.
Çünkü vatandaşın parasını çalan kişi yalnız parasını almıyor.
Devlete duyduğu güvenin de bir parçasını götürüyor.
Ve devletin koruması gereken en kıymetli hazinelerden biri tam da o güvendir.