Bazen bir haber, anlattığından çok daha büyük bir kapıyı aralar. Fenerbahçe takım otobüsüne 4 Nisan 2015’te Trabzon’da düzenlenen silahlı saldırıyla ilgili dosyada, on bir yıl sonra beş kişinin gözaltına alınması benim için böyle bir haber oldu.

Şüphelilerin suçlu olup olmadığını bilmiyoruz. Buna mahkeme karar verecek. İsimlerin önüne bugünden hüküm cümlesi koymak, adalet ararken adaletsizlik yapmak olur.

Ama başka bir şeyi biliyoruz:

Demek ki dosyalar yaşlanmıyor.

Yıllar geçiyor. Telefonlar değişiyor. İnsanlar başka şehirlere taşınıyor. Hafızalar bulanıyor. Fakat bir baz istasyonunun kaydı, bir HTS dökümü, bir kriminal bulgu bazen çekmecenin dibinde sessizce bekliyor.

On bir yıl sonra konuşmak için…

Bu gelişme beni sevindirdi. Üstelik bir Sürmeneli olarak ayrıca sevindirdi.

Çünkü memleketimin adının, bir futbol takımını taşıyan otobüse sıkılan kurşunlarla yan yana anılmasından yıllardır rahatsızım. Suçu kim işlediyse ortaya çıksın. Sürmeneli ise Sürmeneli. Değilse değil.

Suçun memleketi olmaz.

Adaletin de forması olmamalı.

Tam bu noktada insanın aklı ister istemez başka bir tarihe gidiyor:

2010-2011.

Türk futbolunun en çok tartışılan, en çok konuşulan ve en çok üzeri örtülmeye çalışılan sezonu…

O yıl sahada yaşananlar, sahadan çok daha fazlasını anlattı. Yıllar boyunca mahkeme süreçleri, soruşturmalar, tapeler, ifadeler, savunmalar ve çelişkili anlatılar birbirine karıştı. Herkes kendi gerçeğini kurdu ama ortak bir hakikat bir türlü ortaya çıkmadı.

Ve o sezonun sonunda, benim de aralarında bulunduğum pek çok kişi, Trabzonspor’un elinden şampiyonluğun alındığına; yaşananların sıradan bir sportif rekabetin ötesine geçtiğine ve sürecin şike iddialarıyla gölgelendiğine inanıyor.

Bu yalnızca bir inanç da değil.

Yıllardır biriken dosyaların, konuşulanların, ortaya çıkan belgelerin ve verilen kararların bende oluşturduğu kanaattir.

İşte bu yüzden diyorum ki:

2010-2011 sezonu bütün yönleriyle yeniden, eksiksiz ve tarafsız biçimde ele alınmalıdır.

Adalet Bakanımız Akın Gürlek’in bu konunun aydınlatılması için gereken iradeyi göstereceğine inancım tamdır.

Hatta Sayın Bakan’ın, bu sürecin oluşmasına sebep olduğu düşünülen şike iddialarına mesnet oluşturan “tape”lerin mahiyetinin de açıkça ortaya çıkarılmasına öncülük etmesini bekliyorum.

Çünkü yıllardır bu tapeler üzerinden birbirinden çok farklı iddialar dile getiriliyor.

Bu kayıtlar gerçekten ilgili kişilere mi aittir?

Yoksa söylendiği gibi yapay zekâ veya başka teknolojik yöntemlerle mi üretilmiştir?

Tapelerde duyulan sesler ilgili kişilerin gerçek ve özgür iradeleriyle yaptıkları konuşmalar mıdır? Zorla mı oluşturulmuştur? Yoksa bir kumpasın parçası mıdır?

Bunların tamamının açıklığa kavuşması gerekir.

Bir başka hususu da doğrusu merak ediyorum:

Eğer bu tapeler, birçok kişinin ifade ettiği gibi, hukuka uygun yöntemlerle elde edilmedikleri gerekçesiyle ceza hukuku bakımından dikkate alınmadıysa, buna rağmen içeriklerinin gerçek olduğu mu kabul edilmektedir?

Eğer durum buysa, şu sorunun da cevabını duymak isterim:

Bu kayıtlar spor hukuku bakımından dikkate alınmış olsaydı sonuç ne olurdu?

Bunun açıklığa kavuşturulması bile, yıllardır devam eden tartışmanın sisini dağıtmak ve gerçeklerin duyulmasını sağlamak adına önemli bir kazanım olacaktır.

Sayın Bakan’dan bir beklentim daha var.

Ceza hukuku bakımından yürütülecek değerlendirmelerin yanı sıra Türkiye Futbol Federasyonu’na da çağrıda bulunarak, o yılın şike iddialarının Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu tarafından yeniden değerlendirilmesini istemesini arzu ediyorum.

İntikam için değil.

Hakikat için.

Çünkü adalet yalnızca suçluyu bulmak değildir.

Adalet, aynı zamanda hakkı yenene hakkını teslim etmektir.

Bir asırlık kulübün, bir şehrin, bir taraftar kitlesinin üzerine çöken şüpheyi dağıtmanın başka yolu yoktur.

Dosya açılır.

Deliller masaya konur.

Kim ne yaptıysa ortaya çıkar.

Kim yapmadıysa o da yazılır.

Ve geriye yalnızca gerçek kalır.

Çünkü adaletin gücü söylentilerde, kanaatlerde ya da yıllar boyunca tekrarlanan suçlamalarda değil; delilde yatar.

Trabzon’daki saldırıyla ilgili dosyada bugün yapılan da budur ve kıymetlidir.

On bir yıl sonra HTS kayıtlarına, baz hareketlerine ve yeni teknik incelemelere bakılabiliyorsa insan ister istemez soruyor:

Neden daha eski dosyalar da aynı ciddiyetle ele alınmasın?

Teknoloji gelişti.

Dijital analiz imkânları gelişti.

Kurumların veri işleme ve inceleme kapasitesi 2011’in çok ötesine geçti.

O hâlde korkmayalım.

2010-2011 dosyası da yeniden açılabilir.

Kişilerin lehine olan da masaya konur, aleyhine olan da.

İfadeler incelenir.

Belgeler değerlendirilir.

Çelişkiler ortaya çıkarılır.

İddialar, karşı iddialar ve kararlar yeniden okunur.

Sonra hukuk konuşur.

Kimse kimsenin kupasını masa başında istemiyor. İstememelidir de.

Trabzonspor’un da Fenerbahçe’nin de başka bir kulübün de buna ihtiyacı yok.

Biz hakikati isteyelim.

Çünkü üzerinden on beş yıl geçmiş bir sezon hâlâ milyonları karşı karşıya getiriyorsa, ortada yalnızca bir spor tartışması değil, çözülmemiş bir adalet meselesi vardır.

Pek çok saldırının izi on küsur yıl sonra aranabiliyorsa, 2010-2011’in izi de aranabilir.

Çekmeceleri açın.

Tozu üfleyin.

Belgeleri masaya koyun.

Bakalım hakikat bize hangi gerçeği gösterecek.

Bekleyelim…