Özet

Antimikrobiyal direnç (AMD), mikroorganizmaların antimikrobiyal ilaçlara karşı duyarlılığının azalması veya ortadan kalkması sonucunda enfeksiyonların tedavisini güçleştiren önemli bir küresel halk sağlığı sorunudur. Güncel küresel tahminlere göre bakteriyel antimikrobiyal direnç 2021 yılında yaklaşık 4,71 milyon ölümle ilişkili bulunmuş, bu ölümlerin yaklaşık 1,14 milyonunun doğrudan bakteriyel antimikrobiyal dirence atfedilebileceği tahmin edilmiştir [1,10]. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verileri ayrıca 2023 yılında laboratuvarla doğrulanmış yaygın bakteriyel enfeksiyonların yaklaşık altıda birinin antibiyotiklere dirençli olduğunu göstermektedir [1,2].

Antibiyotiklerin gereksiz, yanlış veya uygunsuz kullanımı, dirençli bakterilerin seçilmesine ve yayılmasına katkıda bulunan başlıca faktörlerden biridir. Toplumun sağlık sistemiyle ilk temas noktalarından biri olan birinci basamak sağlık hizmetlerinde antibiyotik reçeteleme davranışları bu nedenle antimikrobiyal direncin kontrolünde önemli bir yere sahiptir.

Birinci basamakta değerlendirilen akut solunum yolu enfeksiyonlarının önemli bir bölümü viral kaynaklı olmasına rağmen gereksiz antibiyotik kullanımı önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Hastaların antibiyotik talebi, daha önce reçete edilmiş antibiyotiklerin hekim değerlendirmesi olmadan yeniden kullanılması, ilaçların başkalarıyla paylaşılması ve önerilen kullanım biçimine uyulmaması akılcı olmayan antibiyotik kullanımına katkıda bulunabilmektedir.

Bu derlemenin amacı, birinci basamak sağlık hizmetlerinde antibiyotik kullanımının antimikrobiyal direnç üzerindeki etkisini değerlendirmek; hastaların antibiyotik konusundaki bilgi ve davranışları ile sağlık çalışanlarının reçeteleme alışkanlıklarının direnç gelişimindeki rolünü incelemek ve akılcı antibiyotik kullanımını destekleyen güncel yaklaşımları ele almaktır.

Anahtar kelimeler: Antimikrobiyal direnç, antibiyotik, birinci basamak sağlık hizmetleri, akılcı ilaç kullanımı, antimikrobiyal yönetim, reçeteleme davranışı, sağlık okuryazarlığı.

1. Giriş

Antimikrobiyal direnç, günümüzde sağlık sistemlerinin karşı karşıya bulunduğu en önemli küresel halk sağlığı sorunlarından biridir. Antimikrobiyal direnç; bakteriler, virüsler, mantarlar ve parazitlerin kendilerine karşı kullanılan antimikrobiyal ilaçlara yanıtının azalması veya ortadan kalkması sonucunda ortaya çıkmaktadır. Antibiyotik direnci ise antimikrobiyal direncin bakteriler ve antibakteriyel ilaçlarla ilişkili bölümünü ifade etmektedir [1].

GBD 2021 Antimikrobiyal Direnç Çalışması’na göre bakteriyel antimikrobiyal direnç 2021 yılında dünya genelinde yaklaşık 4,71 milyon ölümle ilişkili bulunmuş; yaklaşık 1,14 milyon ölümün ise doğrudan bakteriyel antimikrobiyal dirence atfedilebileceği tahmin edilmiştir [10]. Bu iki kavram birbirinden farklıdır: “ilişkili ölüm”, dirençli enfeksiyonun bulunduğu tüm ölüm yükünü; “atfedilebilir ölüm” ise direnç bulunmasaydı önlenebileceği tahmin edilen ölüm yükünü ifade etmektedir.

DSÖ’nün 2025 Küresel Antibiyotik Direnci Sürveyans Raporu, 23 milyondan fazla bakteriyolojik olarak doğrulanmış enfeksiyon verisini değerlendirmiştir. Rapora göre 2023 yılında yaygın bakteriyel enfeksiyonların yaklaşık altıda biri antibiyotik tedavilerine dirençli bulunmuştur. Ayrıca 2018–2023 döneminde izlenen patojen-antibiyotik kombinasyonlarının önemli bir bölümünde direnç oranlarında artış saptanmıştır [1,2].

Antibiyotik kullanımı bakteriler üzerinde seçilim baskısı oluşturabilmektedir. Antibiyotiğe duyarlı bakteriler baskılanırken direnç özelliğine sahip bakteriler yaşamlarını sürdürebilir ve çoğalabilir. Bu nedenle antibiyotiklerin gereksiz veya uygun olmayan biçimde kullanılması dirençli bakterilerin seçilmesine ve toplumda yayılmasına katkıda bulunabilir [1].

Birinci basamak sağlık hizmetleri; üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları ve cilt ve yumuşak doku enfeksiyonları gibi sık karşılaşılan klinik tabloların değerlendirildiği temel sağlık hizmeti alanıdır. Bu nedenle birinci basamakta verilen antibiyotik reçetelerinin uygunluğu yalnızca bireysel hasta tedavisini değil, toplumdaki antibiyotik tüketimini ve direnç gelişimini de etkileyebilmektedir.

Antibiyotiklerin yalnızca gerekli olduğu durumlarda, uygun antibiyotik seçimiyle, doğru dozda, uygun uygulama yoluyla ve kanıta dayalı tedavi süresince kullanılması antimikrobiyal dirençle mücadelede temel yaklaşımlardan biridir [3].

2. Yöntem

Bu çalışma anlatı derlemesi olarak hazırlanmıştır. Birinci basamak sağlık hizmetlerinde antibiyotik kullanımı, antibiyotik reçeteleme davranışları, hasta farkındalığı ve antimikrobiyal direnç konularına ilişkin Dünya Sağlık Örgütü ve Amerika Birleşik Devletleri Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerinin güncel rehber ve raporları ile konu açısından önemli seçilmiş hakemli araştırmalar ve derlemeler değerlendirilmiştir.

Kaynakların seçiminde çalışmanın konusu ile doğrudan ilişkili olmaları, bilimsel literatürde temel veya güncel bilgi sağlamaları ve birinci basamak antibiyotik kullanımı ile antimikrobiyal direnç ilişkisini açıklamaya katkıda bulunmaları dikkate alınmıştır.

Bu çalışma sistematik derleme veya meta-analiz niteliğinde değildir. Amaç, mevcut bilimsel verileri anlatı derlemesi yaklaşımıyla değerlendirerek birinci basamakta antibiyotik kullanımının antimikrobiyal direnç açısından önemini genel bir çerçevede ortaya koymaktır.

3. Birinci basamakta antibiyotik kullanımı

Birinci basamak sağlık hizmetlerinde antibiyotikler en sık enfeksiyon hastalıklarının değerlendirilmesi sırasında gündeme gelmektedir. Akut solunum yolu enfeksiyonları, otitis media, sinüzit, farenjit, idrar yolu enfeksiyonları ve bazı cilt enfeksiyonları antibiyotik reçeteleme kararının sık verildiği klinik durumlar arasındadır.

Bununla birlikte soğuk algınlığı, influenza ve birçok akut üst solunum yolu enfeksiyonu viral kökenlidir. Viral enfeksiyonlarda antibiyotiklerin hastalık etkeni üzerinde tedavi edici etkisi bulunmamaktadır. Bu durumlarda gereksiz antibiyotik kullanılması hastanın ilaçla ilişkili yan etkilere maruz kalmasına ve bakteriler üzerindeki seçilim baskısının artmasına yol açabilir.

Fleming-Dutra ve arkadaşlarının Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ayaktan sağlık hizmetlerini değerlendirdiği çalışmada antibiyotik reçetelerinin önemli bir bölümünün uygunsuz veya gereksiz olduğu gösterilmiştir [4]. Hersh ve arkadaşlarının daha sonraki değerlendirmesi de ayaktan sağlık hizmetlerinde gereksiz antibiyotik reçetelenmesinin devam eden bir sorun olduğunu ortaya koymuştur [5].

Bu nedenle antibiyotik tedavisine karar verilmeden önce ayrıntılı klinik değerlendirme yapılmalı; bakteriyel enfeksiyon olasılığı klinik bulgular, hastanın özellikleri, epidemiyolojik veriler ve gerekli durumlarda uygun tanısal testler yardımıyla değerlendirilmelidir.

4. Antimikrobiyal direnç gelişimi

Bakteriler bazı antibiyotiklere doğal olarak dirençli olabilecekleri gibi genetik değişiklikler sonucunda sonradan da direnç kazanabilirler. Direnç genleri mutasyonlarla ortaya çıkabileceği gibi plazmidler ve diğer mobil genetik elemanlar aracılığıyla bakteriler arasında horizontal gen transferi yoluyla da yayılabilir [11].

Bakterilerin antibiyotiklere karşı geliştirebildiği başlıca direnç mekanizmaları arasında antibiyotiği etkisiz hâle getiren enzimlerin üretilmesi, antibiyotiğin bağlandığı hedef yapının değiştirilmesi, antibiyotiğin hücre içine girişinin azaltılması, ilacın hücre dışına taşınmasını sağlayan efluks pompalarının etkinliğinin artması ve metabolik yolların değiştirilmesi bulunmaktadır [11].

Örneğin bazı bakteriler beta-laktamaz enzimleri üreterek belirli beta-laktam antibiyotikleri etkisiz hâle getirebilir. Diğer bakteriler ise antibiyotiğin bağlanması gereken hedef yapıyı değiştirerek ilacın etkisini azaltabilir.

Antibiyotik kullanımı direnç mutasyonlarının tek nedeni değildir. Ancak antibiyotik varlığı, dirençli bakterilerin duyarlı bakterilere göre avantaj kazanmasına neden olarak seçilim baskısı oluşturur. Gereksiz veya uygunsuz antibiyotik kullanımı bu baskının artmasına katkıda bulunabilir.

Dirençli bakterilerin insanlar arasında ve sağlık kuruluşlarında yayılmasının yanı sıra hayvanlar, gıda ve çevre üzerinden de taşınabilmesi antimikrobiyal direnci yalnızca bireysel bir klinik sorun olmaktan çıkararak küresel halk sağlığı sorunu hâline getirmektedir [1,9].

5. Hastaların antibiyotik kullanım bilinci

Hastaların antibiyotikler hakkındaki bilgi düzeyi, beklentileri ve kullanım alışkanlıkları antibiyotik tüketimini etkileyebilmektedir.

Toplumda karşılaşılan önemli yanlış inanışlardan biri, antibiyotiklerin viral enfeksiyonlarda da etkili olduğunun düşünülmesidir. McCullough ve arkadaşlarının sistematik derlemesi, toplumda antibiyotiklerin etkileri ve antibiyotik direncinin nedenleri konusunda önemli bilgi eksiklikleri ve yanlış inanışların bulunduğunu göstermiştir [6].

Hastaların soğuk algınlığı veya grip gibi viral hastalıklarda antibiyotik talep etmesi hekim-hasta iletişimini ve reçeteleme kararlarını etkileyebilir. Bunun yanında geçmişte reçete edilmiş ve kullanılmadan kalmış antibiyotiklerin yeni bir hastalık sırasında hekim değerlendirmesi olmadan kullanılması veya antibiyotiklerin başka kişilerle paylaşılması da akılcı olmayan kullanım örnekleridir.

Antibiyotik tedavisinde önemli olan, ilacın hekim tarafından belirlenen doz, kullanım sıklığı ve tedavi süresine uygun biçimde kullanılmasıdır. Hastanın kendi kararıyla tedaviyi erken sonlandırması, önerilenden uzun süre kullanması veya kalan antibiyotikleri daha sonraki hastalıklarda yeniden kullanması uygun değildir.

Bununla birlikte güncel antimikrobiyal yönetim yaklaşımı gereğinden uzun antibiyotik tedavisinden de kaçınılmasını desteklemektedir. Bu nedenle amaç, antibiyotiğin mümkün olduğunca uzun süre kullanılması değil, ilgili enfeksiyon için bilimsel kanıtlarla desteklenen uygun ve etkili tedavi süresinin uygulanmasıdır [3].

Hasta eğitimi yalnızca “başlanan antibiyotiği bitirme” mesajına indirgenmemelidir. Hastalara antibiyotiklerin hangi durumlarda gerekli olduğu, viral hastalıklarda neden etkili olmadığı, reçete edildiğinde nasıl kullanılması gerektiği ve kullanılmadan kalan ilaçların daha sonra kendi kendine tedavi amacıyla kullanılmaması gerektiği açık şekilde anlatılmalıdır.

6. Hekimlerin antibiyotik reçeteleme davranışları

Antibiyotik kullanımında hastaların davranışlarının yanı sıra hekimlerin reçeteleme kararları da önemli rol oynamaktadır.

Birinci basamak hekimleri çoğu zaman hastalığın bakteriyel veya viral olma olasılığını klinik değerlendirme sonucunda belirlemek durumundadır. Semptomların birbirine benzemesi, hızlı tanısal testlere erişimin sınırlı olması veya hastalığın erken döneminde enfeksiyon etkeninin kesin olarak belirlenememesi tanısal belirsizliğe neden olabilir.

Yoğun hasta yükü, zaman kısıtlılığı, hasta veya hasta yakınlarının antibiyotik beklentisi, komplikasyon gelişmesi endişesi, klinik deneyim ve yerel reçeteleme alışkanlıkları da reçeteleme kararlarını etkileyebilmektedir.

Gereksiz antibiyotik reçetelenmesini azaltmak amacıyla kanıta dayalı klinik rehberlerin kullanılması, yerel direnç verilerinin dikkate alınması, sağlık çalışanlarına düzenli eğitim verilmesi ve reçeteleme davranışlarının izlenerek klinisyenlere geri bildirim sağlanması önemlidir.

Hallsworth ve arkadaşlarının gerçekleştirdiği ulusal ölçekli randomize kontrollü çalışmada, yüksek düzeyde antibiyotik reçeteleyen genel pratisyenlere reçeteleme oranlarının meslektaşlarıyla karşılaştırıldığı sosyal norm geri bildirimi verilmesinin antibiyotik reçeteleme davranışını azaltabildiği gösterilmiştir [7].

Bu sonuç, antibiyotik reçeteleme davranışlarının yalnızca klinik bilgi aktarımıyla değil, davranışsal ve sistem düzeyindeki müdahalelerle de iyileştirilebileceğini göstermektedir.

7. Akılcı antibiyotik kullanımı

Akılcı antibiyotik kullanımı; antibiyotiğin yalnızca gerekli olduğu durumlarda başlanmasını, uygun antibiyotiğin seçilmesini ve doğru doz, uygulama yolu ve tedavi süresinin belirlenmesini ifade etmektedir.

Antibiyotik seçimi yapılırken enfeksiyonun olası etkeni, hastalığın şiddeti, yerel antibiyotik direnç oranları, hastanın yaşı, gebelik durumu, böbrek ve karaciğer fonksiyonları, eşlik eden hastalıkları, ilaç alerjileri ve yakın dönemdeki antibiyotik kullanımı gibi faktörler göz önünde bulundurulmalıdır.

Klinik tablo, olası etken, mikrobiyolojik sonuçlar ve yerel direnç verileri doğrultusunda etkili olan en dar spektrumlu antibiyotiğin tercih edilmesi; gereksiz geniş spektrumlu antibiyotik kullanımından kaçınılması akılcı kullanımın önemli ilkelerinden biridir.

DSÖ’nün AWaRe sistemi antibiyotikleri Access, Watch ve Reserve olmak üzere üç temel gruba ayırmaktadır [3]. Access grubundaki antibiyotikler birçok yaygın enfeksiyonda ilk veya ikinci seçenek olarak kullanılabilen ilaçları kapsamaktadır. Watch grubundaki antibiyotiklerin direnç geliştirme potansiyeli daha yüksek olduğundan kullanımları dikkatle izlenmelidir. Reserve grubundaki antibiyotikler ise çoğunlukla çok ilaca dirençli enfeksiyonların tedavisinde son seçeneklerden biri olarak kullanılmaktadır.

DSÖ verilerine göre 2022 yılında Access grubu antibiyotikler küresel insan antibiyotik kullanımının yaklaşık %53’ünü oluşturmuştur. Küresel hedef, 2030 yılına kadar insanlarda kullanılan antibiyotiklerin en az %70’inin Access grubundaki antibiyotiklerden oluşmasıdır [1].

AWaRe yaklaşımı bireysel klinik değerlendirmenin yerine geçen bir sistem değildir. Antibiyotik kullanımının izlenmesini, akılcı reçetelemeyi ve antimikrobiyal yönetim politikalarının geliştirilmesini destekleyen bir araçtır.

8. Antimikrobiyal yönetim

Antimikrobiyal yönetim (antimicrobial stewardship), antibiyotiklerin uygun biçimde reçetelenmesini ve kullanılmasını geliştirmeyi amaçlayan sistematik uygulamaların bütünüdür.

Antimikrobiyal yönetimin amacı antibiyotik kullanımını yalnızca azaltmak değildir. Temel amaç, antibiyotiğe gerçekten ihtiyaç duyan hastanın uygun antibiyotiğe zamanında erişmesini sağlarken gereksiz ve uygunsuz kullanımı azaltmaktır.

Birinci basamak sağlık hizmetlerinde antimikrobiyal yönetim uygulamaları; kanıta dayalı reçeteleme rehberlerinin kullanılması, antibiyotik reçeteleme oranlarının izlenmesi, klinisyenlere düzenli geri bildirim verilmesi, yerel direnç verilerinin erişilebilir hâle getirilmesi, uygun tanısal testlerin kullanılması, klinik karar destek sistemlerinden yararlanılması, hasta ve sağlık çalışanlarının eğitilmesi ve sonuçların düzenli olarak değerlendirilmesini içerebilir.

CDC’nin ayaktan hasta antibiyotik yönetimi çerçevesi de sağlık sistemi liderliği, hesap verebilirlik, uzmanlık, uygulamaya yönelik müdahaleler, antibiyotik kullanımının izlenmesi, geri bildirim ve eğitim gibi bileşenleri öne çıkarmaktadır [8].

Elektronik reçete sistemleri ve klinik karar destek araçları, antibiyotik kullanımının izlenmesine ve uygun reçeteleme davranışlarının desteklenmesine yardımcı olabilir. Bununla birlikte bu teknolojilerin klinik değerlendirmeyi destekleyen araçlar olarak kullanılması ve hekimin karar verme sürecinin yerine geçmemesi önemlidir.

9. Antimikrobiyal direncin halk sağlığı üzerindeki etkileri

Antimikrobiyal direnç yalnızca dirençli enfeksiyonu bulunan bireyi etkileyen bir sorun değildir. Tedavide kullanılan antibiyotiklerin etkisiz kalması enfeksiyonların tedavisini güçleştirebilir, komplikasyon riskini artırabilir, hastanede kalış süresini uzatabilir ve sağlık hizmeti maliyetlerinin yükselmesine neden olabilir [1].

Dirençli enfeksiyonların tedavisinde bazı durumlarda daha pahalı, daha toksik veya intravenöz uygulanması gereken ikinci veya üçüncü seçenek antibiyotiklerin kullanılması gerekebilir.

Modern tıbbın birçok alanı da etkili antibiyotiklerin varlığına bağlıdır. Büyük cerrahi girişimler, organ ve doku nakilleri, kanser kemoterapisi, yoğun bakım uygulamaları ve bağışıklık sistemini baskılayan tedaviler sırasında gelişebilecek bakteriyel enfeksiyonların etkili şekilde tedavi edilebilmesi hasta güvenliği açısından büyük önem taşımaktadır.

Bu nedenle antibiyotik direncindeki artış yalnızca enfeksiyon hastalıklarının tedavisini değil, modern sağlık hizmetlerinin birçok alanının güvenli biçimde uygulanmasını da tehdit edebilmektedir.

10. Antibiyotik kullanımını iyileştirme stratejileri

Birinci basamakta antibiyotik kullanımını iyileştirmek için yalnızca hekimi veya yalnızca hastayı hedefleyen tek bir müdahale yeterli olmayabilir. Sağlık çalışanı, hasta, sağlık kurumu ve sağlık sistemi düzeyindeki uygulamaların birlikte yürütülmesi önemlidir.

Sağlık çalışanlarının güncel klinik rehberler konusunda eğitilmesi, yerel direnç verilerine erişimin kolaylaştırılması, uygun hızlı tanısal testlerin kullanılması ve antibiyotik reçeteleme verilerinin düzenli olarak değerlendirilmesi akılcı kullanımı destekleyebilir.

Hastaya antibiyotik başlanmadığı durumlarda yalnızca “antibiyotik gerekmiyor” denilmesi yerine hastalığın muhtemel nedeni, beklenen seyri, semptomları azaltmak için uygulanabilecek yöntemler ve hangi belirtilerin ortaya çıkması durumunda yeniden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği açıklanmalıdır.

Bu iletişim biçimi hastanın hastalığını anlamasına yardımcı olurken gereksiz antibiyotik beklentisinin azaltılmasına da katkıda bulunabilir.

Toplum düzeyinde antibiyotiklerin hekim değerlendirmesi olmadan kullanılmasının azaltılması, sağlık okuryazarlığının geliştirilmesi ve antibiyotiklerin viral hastalıklarda etkili olmadığı konusunda toplumun bilgilendirilmesi gerekmektedir.

Elektronik reçeteleme sistemleri aracılığıyla antibiyotik tüketiminin izlenmesi, klinisyenlere karşılaştırmalı geri bildirim verilmesi ve sağlık kuruluşlarının reçeteleme kalite göstergelerini takip etmesi de antimikrobiyal yönetim çalışmalarına katkı sağlayabilir [7,8].

11. Tek Sağlık yaklaşımı ve güncel küresel politikalar

Antimikrobiyal direnç yalnızca insan sağlığıyla sınırlı bir sorun değildir. Antimikrobiyallerin insanlarda ve hayvanlarda kullanımı ile dirençli mikroorganizmaların gıda ve çevre yoluyla yayılması birbiriyle ilişkili süreçlerdir.

Bu nedenle antimikrobiyal dirençle mücadele günümüzde Tek Sağlık (One Health) yaklaşımı çerçevesinde ele alınmaktadır. Tek Sağlık yaklaşımı insan, hayvan ve çevre sağlığının birbirine bağlı olduğunu kabul ederek farklı sektörlerin birlikte hareket etmesini öngörmektedir [9].

2026 yılında kabul edilen küresel eylem planı, etkili antimikrobiyallere adil erişimin geliştirilmesi, antimikrobiyallerin uygun kullanımı, enfeksiyonların önlenmesi, sürveyansın güçlendirilmesi, araştırma ve yeniliğin desteklenmesi ve Tek Sağlık yaklaşımının uygulanması gibi hedefleri öne çıkarmaktadır [9].

Bu yaklaşım, birinci basamak sağlık hizmetlerindeki antibiyotik reçeteleme davranışlarının yalnızca bireysel klinik kararlar olarak değil, küresel antimikrobiyal direnç mücadelesinin bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

12. Güncel literatürdeki boşluklar

Birinci basamakta antibiyotik kullanımını etkileyen faktörler ülkeler, toplumlar ve sağlık sistemleri arasında önemli farklılıklar gösterebilmektedir. Bu nedenle farklı sağlık sistemlerinde gerçekleştirilecek araştırmalara ihtiyaç devam etmektedir.

Hastaların antibiyotik talebi, sağlık okuryazarlığı düzeyi, hekimlerin tanısal belirsizlik karşısındaki davranışları, reçeteleme kültürü, sağlık hizmetlerine erişim biçimi ve antibiyotiklerin reçetesiz temin edilebilme durumu birlikte değerlendirilmelidir.

Hızlı tanısal testlerin gereksiz antibiyotik reçetelerini hangi hasta gruplarında ve ne ölçüde azaltabileceğinin belirlenmesi de önemli bir araştırma alanıdır.

Elektronik reçeteleme verilerinin antimikrobiyal yönetim amacıyla kullanılması, dijital klinik karar destek araçları ve yapay zekâ destekli sistemlerin reçeteleme davranışlarına etkisi gelecekte daha ayrıntılı araştırılması gereken konular arasında yer almaktadır. Bu teknolojiler değerlendirilirken yalnızca antibiyotik reçeteleme miktarı değil; tedavi başarısı, yeniden sağlık kuruluşuna başvuru, hastaneye yatış, hasta güvenliği ve direnç oranları gibi klinik sonuçlar da dikkate alınmalıdır.

Ayrıca antimikrobiyal yönetim müdahalelerinin uzun dönem etkileri ile toplum düzeyindeki antibiyotik tüketimindeki değişikliklerin direnç oranlarına ne ölçüde yansıdığını ortaya koyan gerçek yaşam çalışmalarına ihtiyaç bulunmaktadır.

13. Sonuç

Birinci basamak sağlık hizmetlerinde antibiyotiklerin uygun kullanımı antimikrobiyal dirençle mücadelede temel öneme sahiptir. Gereksiz antibiyotik reçetelenmesi, antibiyotiklerin viral enfeksiyonlarda kullanılması, hastaların hekim değerlendirmesi olmadan antibiyotik kullanması ve uygun olmadığı hâlde geniş spektrumlu antibiyotiklerin tercih edilmesi dirençli bakterilerin seçilmesine ve yayılmasına katkıda bulunabilmektedir.

Antimikrobiyal dirençle mücadele yalnızca hekimlerin sorumluluğunda değildir. Hastalar, hekimler, eczacılar, diğer sağlık çalışanları, sağlık kurumları, kamu otoriteleri ve toplum birlikte hareket etmelidir. İnsan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte ele alan Tek Sağlık yaklaşımı da bu mücadelenin önemli bileşenlerinden biridir.

Birinci basamakta akılcı antibiyotik kullanımının geliştirilmesi; sağlık çalışanlarının sürekli eğitimi, hastaların bilinçlendirilmesi, güncel klinik rehberlerin uygulanması, yerel direnç verilerinin izlenmesi, uygun tanısal yöntemlerin kullanılması ve antimikrobiyal yönetim programlarının güçlendirilmesiyle mümkün olabilir.

Sonuç olarak doğru antibiyotik kullanımı, antibiyotik kullanımını yalnızca azaltmak anlamına gelmemektedir. Temel hedef, antibiyotiğe ihtiyaç duyan hastanın doğru antibiyotiğe zamanında erişmesini sağlarken gereksiz ve uygunsuz kullanımı önlemektir.

Antibiyotiklerin doğru ve kontrollü kullanılması hem mevcut hastaların güvenli ve etkili biçimde tedavi edilmesine hem de bu ilaçların etkinliğinin gelecek nesiller için korunmasına katkı sağlayacaktır.

Kaynakça

  1. World Health Organization. Antimicrobial resistance. Geneva: World Health Organization; 2026.
  2. World Health Organization. Global antibiotic resistance surveillance report 2025. Geneva: World Health Organization; 2025.
  3. World Health Organization. The WHO AWaRe (Access, Watch, Reserve) antibiotic book. Geneva: World Health Organization; 2022.
  4. Fleming-Dutra KE, Hersh AL, Shapiro DJ, et al. Prevalence of inappropriate antibiotic prescriptions among US ambulatory care visits, 2010–2011. JAMA. 2016;315(17):1864–1873. doi:10.1001/jama.2016.4151.
  5. Hersh AL, King LM, Shapiro DJ, Hicks LA, Fleming-Dutra KE. Unnecessary antibiotic prescribing in US ambulatory care settings, 2010–2015. Clin Infect Dis. 2021;72(1):133–137. doi:10.1093/cid/ciaa667.
  6. McCullough AR, Parekh S, Rathbone J, Del Mar CB, Hoffmann TC. A systematic review of the public’s knowledge and beliefs about antibiotic resistance. J Antimicrob Chemother. 2016;71(1):27–33. doi:10.1093/jac/dkv310.
  7. Hallsworth M, Chadborn T, Sallis A, et al. Provision of social norm feedback to high prescribers of antibiotics in general practice: a pragmatic national randomised controlled trial. Lancet. 2016;387(10029):1743–1752. doi:10.1016/S0140-6736(16)00215-4.
  8. Centers for Disease Control and Prevention. Core Elements of Outpatient Antibiotic Stewardship. Atlanta: CDC.
  9. World Health Organization. Global action plan on antimicrobial resistance 2026–2036. Geneva: World Health Organization; 2026.
  10. GBD 2021 Antimicrobial Resistance Collaborators. Global burden of bacterial antimicrobial resistance 1990–2021: a systematic analysis with forecasts to 2050. Lancet. 2024;404(10459):1199–1226.
  11. Blair JMA, Webber MA, Baylay AJ, Ogbolu DO, Piddock LJV. Molecular mechanisms of antibiotic resistance. Nat Rev Microbiol. 2015;13(1):42–51. doi:10.1038/nrmicro3380.