Son yıllarda dolandırıcılık yöntemleri değişti. Artık suç örgütleri kendi hesaplarını kullanmıyor. Paranın izini kaybettirmek için başkalarının banka hesaplarını devreye sokuyor.
Bu sistemin en kritik halkasını ise komisyon karşılığında hesabını kullandıran kişiler oluşturuyor.
İşin en rahatsız edici tarafı da burada başlıyor.
Bu kişiler kendilerini “IBAN mağdurları” olarak tanımlıyor.
Oysa kelimeler gerçeğin üzerini örtemez.
Gerçek mağdur; emekli maaşını kaptıran vatandaştır.
Gerçek mağdur; yıllarca biriktirdiği parasını saniyeler içinde dolandırıcılara gönderen ailedir.
Gerçek mağdur; çocuğunun eğitim parası, düğün birikimi, ev alma umudu ya da hayat emeği elinden alınan insandır.
Komisyon karşılığında banka hesabını kullandıran kişi ise her olayda mağdur değildir.
Elbette hesabı bilgisi dışında ele geçirilen, kimliği çalınan, tehditle veya hileyle kullanılan kişiler ayrı değerlendirilmelidir. Hukuk bu ayrımı zaten yapmak zorundadır.
Ancak “Birkaç bin lira kazanırım.” diyerek hesabını başkasının kullanımına açan, hesabına giren paranın kaynağını sorgulamayan, ardından da “Ben bilmiyordum.” diyerek kenara çekilen kişi, dolandırıcılık zincirinin dışında değildir.
Tam tersine, o zincirin çalışmasını sağlayan dişlilerden biridir.
Bugün suç örgütlerinin en büyük ihtiyacı sahte vaat değil, para trafiğini taşıyacak hesaptır.
Dolandırıcılar parayı önce bu hesaplara aktarır. Ardından farklı hesaplara dağıtır. Sonra izler karartılır, mağdur vatandaş ise banka dekontuna, savcılık kapısına ve bitmeyen bir çaresizliğe mahkûm edilir.
Ortada yalnızca pasif bir hesap sahibi yoktur.
Ortada suçun para yolunu açan bir aracı vardır.
Şimdi 12’nci Yargı Paketi kapsamında, kamuoyunda “IBAN mağdurları” olarak anılan kişiler için yeni bir ceza düzenlemesi yapılacağı konuşuluyor. İddialara göre bu kişiler hakkında bazı durumlarda doğrudan nitelikli dolandırıcılık suçundan değil, daha farklı ve müstakil bir düzenleme üzerinden ceza verilmesi öngörülüyor.
İşte asıl tehlike burada başlıyor.
Bu düzenleme gerçekten kandırılan insanları mı koruyacak?
Yoksa hesabını bilerek kullandıranlara “Nasıl olsa cezam azalır.” mesajı mı verecek?
Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey, dolandırıcılıkla mücadelede frene basmak değil, suçun damarını kesmektir.
O damar da paradır.
Para trafiğini taşıyan hesaplar olmadan bu dolandırıcılık ağları bu kadar kolay büyüyemez. Suç örgütleri hesap bulamazsa para akışı durur. Para akışı durursa sistem çöker.
Bu nedenle mesele yalnızca ceza tekniği meselesi değildir.
Bu mesele, topluma verilen mesaj meselesidir.
Eğer komisyon karşılığı hesabını kullandıran kişi, sonunda kendisini “IBAN mağduru” diye pazarlayabiliyorsa, burada kavramlar ters yüz edilmiş demektir.
Mağdurun adı bellidir.
Parası çalınan vatandaş mağdurdur.
Geleceği karartılan aile mağdurdur.
Bir ömürlük emeği birkaç dakika içinde yok edilen insan mağdurdur.
Hesabını para trafiğine açan, karşılığında komisyon alan, sonra da “Ben de mağdurum.” diyen kişi ise en azından ciddi biçimde sorgulanması gereken bir aracıdır.
Hukuk elbette kastı, bilgiyi, iradeyi ve olayın özelliklerini ayırmalıdır. Gerçekten aldatılanla bilerek aracılık eden aynı kefeye konulmamalıdır.
Ancak bu ayrım yapılırken, bilerek ve isteyerek hesabını suç örgütlerinin kullanımına açanların sorumluluğunu hafifletecek bir kapı aralanmamalıdır.
Çünkü o kapı aralanırsa içeri adalet değil, yeni mağduriyetler girer.
Dolandırıcılıkla mücadele yalnızca örgütün başındaki isimleri yakalamakla başarılamaz. Paranın geçtiği her halka, zincirin bir parçasıdır.
Ve o zincirin her halkası hesap vermelidir.
Bugün yapılması gereken, gerçek mağdurları korurken, kolay para uğruna suçun finansal altyapısına dönüşen hesap sahiplerine açık ve caydırıcı bir mesaj vermektir:
Banka hesabı kiraya verilmez.
IBAN komisyonla pazarlanmaz.
“Bilmiyordum” cümlesi, her para transferini temize çıkarmaz.
Kolay para arayanların açtığı her hesap, bir vatandaşın hayat birikimini yutabilecek karanlık bir kanala dönüşebilir.
Bu yüzden “IBAN mağduru” ifadesi dikkatle kullanılmalıdır.
Çünkü yanlış kelime, yanlış algı üretir.
Yanlış algı, yanlış düzenlemeye kapı aralar.
Yanlış düzenleme ise en çok gerçek mağduru yaralar.
Toplumun beklediği şey açıktır:
Masum olan korunsun.
Kandırılan ayırt edilsin.
Ama bilerek aracılık eden kimse mağdur perdesinin arkasına saklanamasın.
Aksi hâlde kaybeden yine dolandırılan vatandaş olur.
Kazanan ise suçun para trafiğini yönetenler.