Bir toplumun vicdanı en çok afet günlerinde sınanır. Çünkü o günlerde yalnızca binalar değil, güven de enkaz altında kalır.

Bugün tartışılan ise sadece milyarlarca liranın akıbeti değil; milletin iyi niyetinin kimlerin elinde nasıl dolaştığıdır.

Milyarlar havada uçuşuyor. Birkaç kişi arasında gidip geldiği öne sürülen devasa rakamlar, kişisel hesaplara aktarıldığı iddia edilen bağışlar, yasa dışı bahis soruşturmasına konu edilen para hareketleri, karşılıksız çek iddiaları, birbirini kolladığı öne sürülen isimler ve aynı masada buluşan ünlüler…

Karşımızdaki tablo, kamuoyuna yansıyan iddialar itibarıyla bir yardım hikâyesinden çok, paranın izini kaybettiren karmaşık bir labirenti andırıyor.

Henüz yargılama tamamlanmadı. Elbette herkes, mahkeme kararıyla suçu kesinleşinceye kadar masumiyet karinesinden yararlanır. Ancak depremzedeler adına toplandığı belirtilen bazı bağışların yasa dışı bahis faaliyetlerinde kullanıldığı iddiasıyla yürütülen ve çok sayıda kişinin gözaltına alındığı bir soruşturma dosyası, “Ünlü bir sanatçıdır, iyilik yapmıştır” denilerek görmezden gelinemez. Milyonlarca insanın güveni söz konusuysa artık alkış değil, banka kayıtları konuşmalıdır.

Bir zamanlar “ahbap çavuş ilişkisi” küçük çıkar çevrelerini anlatan bir deyimdi. Bugün ise kamuoyuna yansıyan gelişmeler, bu deyimin yardım faaliyetleri etrafında da yeniden tartışılmasına yol açıyor. Ahbaplar, çavuşlar, hesaplar ve birbirine açıldığı iddia edilen para koridorları…

Deprem günlerini asla unutmadık.

Koca koca isimli sanatçılar o günlerde ekranları ve telefonları adeta birer çağrı merkezine çevirdi. İnsanlara hangi hesaplara bağış yapmaları gerektiğini anlattılar. Kendi tercihlerini kutsarken Kızılay’ı sert biçimde eleştirdiler. Türkiye’nin asırlık yardım kurumunu birkaç gün içinde şaibeli, beceriksiz ve güvenilmez gösteren büyük bir algı dalgası oluştu.

Kızılay’a bağış yapmak neredeyse utanılacak bir davranış gibi sunulurken, bazı yapılar sorgulanamaz iyilik hareketleri olarak pazarlanıyordu.

Peki bugün o kampanyaların en ateşli savunucuları nerede?

O gün Kızılay’ı ağır biçimde hedef alanlar, vatandaşları belirli yardım hesaplarına bağış yapmaya çağıranlar, sosyal medya linçlerini büyütenler bugün çıkıp tek cümle kuracak mı?

“Biz milyonlarca insanı hangi denetim mekanizmasına güvenerek bu hesaplara yönlendirdik?” sorusunu kendilerine soracaklar mı?

Yoksa çağrı merkezi kapandıktan sonra vicdan nöbeti de sona mı erdi?

Elbette Kızılay’ın deprem sırasında Ahbap’a çadır satması eleştirilebilirdi. Devletin her kurumu eleştirilebilir. Ancak eleştiriyle itibar suikastı arasındaki çizgi kaybolduğunda kaybeden yalnız kurum olmaz; afet günlerinde güveneceğimiz son liman da yara alır. Nitekim söz konusu satışla ilgili yürütülen soruşturma, kamu zararı ve suç unsuru bulunmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararıyla sonuçlandı.

Bugün daha açık konuşmanın zamanı geldi.

Kızılay’a ve Dr. Kerem Kınık’a en azından bir özür borcumuz olduğunu söylemek abartı değildir.

Çünkü tartışmalı bir ticari işlem, koskoca bir kurumun infazına dönüştürüldü. Çadırların sonunda deprem bölgesine ulaştığı gerçeği değil, sosyal medyada daha fazla öfke üreten hikâye satın alındı. Kızılay’ı hedef alanlar kahramanlaştırıldı; kurumu savunanlar ise neredeyse suç ortağı gibi gösterildi.

Şimdi ise soruşturma dosyalarına milyarlık para hareketlerine ilişkin iddialar, yasa dışı bahis şüpheleri ve dar bir çevrede döndüğü öne sürülen para trafiği yansıyor.

Bağış, hukukta yalnızca bir para transferi değildir. Aynı zamanda bir güven transferidir. İnsanlar IBAN numarasına değil, temsil edilen vicdana para gönderir. O vicdan yara aldığında yalnızca bir kampanya değil, gelecekte kurulacak bütün yardım seferberlikleri zarar görür. Asıl kayıp da budur.

İyi ki Cumhurbaşkanımız var.

İyi ki Akın Gürlek var.

Çünkü adaletin en önemli vasfı, dosyanın kapağını açarken soyada, şöhrete ve sosyal medya desteğine bakmamasıdır. Türkiye’nin bugün ihtiyaç duyduğu da tam olarak budur. Akın Gürlek bugün Adalet Bakanı’dır ve geçmişte İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevini yürütmüştür.

Ancak hesap yalnızca parayı kullandığı iddia edilenlerden sorulmamalıdır.

Vatandaşları belirli yardım kampanyalarına yönlendirenler, ekranlardan kefil olanlar, milyonlarca insanın güvenini belirli yapılara taşıyanlar ve Kızılay’ı hedef tahtasına koyanlar da en azından toplumsal ve ahlaki bir muhasebe yapmak zorundadır.

Çünkü bağışı yapan millettir.

İtibarı dağıtan birkaç ünlü değildir.

Vicdanı temsil eden hiçbir yapı sorgulanamaz değildir.

Deprem yalnız şehirleri yıkmadı. Güveni de sınadı.

Şimdi enkaz kaldırılıyor.

Betonun altından demir çıkıyor; soruşturmalar ilerledikçe güvenin altından hesap dökümleri çıkıyor.

Gerçek yardımın en büyük düşmanı yoksulluk değil, güveni istismar eden düzendir.

Çünkü bir millet parasını yeniden kazanabilir.

Ama kaybettiği güveni aynı kolaylıkla geri kazanamaz.