Bir insan günde kaç dakika tuvalette kalır? Daha doğrusu, kaç dakikası gerçekten ihtiyaç, kaçı ekrana teslimiyet? Bu soruyu sormadan hemoroidi, modern hayatın sıradan bir sağlık sorunu gibi konuşmaya devam ediyoruz. Oysa gerçek çok daha rahatsız edici: Bugün hemoroid, yanlış beslenmeden önce yanlış alışkanlıkların; kabızlıktan önce dijital oyalanmanın ürünüdür.

Tuvalet, insanın en mahrem alanlardan biriydi. Şimdi ise ekranın sessizce işgal ettiği bir ara istasyona dönüştü. Bildirimle giriliyor, sosyal medyada oyalanılıyor, zaman uzuyor, beden zorlanıyor. Kalkmak gerekirken oturuluyor. Ve sonra şaşırıyoruz: “Bu hastalık neden bu kadar arttı?” Asıl soru şu olmalı: Biz ne zaman tuvaleti bile telefonsuz geçiremez hale geldik?

Bu yazının merkezinde tek bir gerçek var: Tuvalette telefon kullanımı masum bir alışkanlık değil; modern hayatın bedene yüklediği yeni ve görünmez bir risk faktörüdür. Hemoroid burada yalnızca bir teşhis değil, bedenin gecikmiş itirazıdır. Zihnin ekrana dalıp bedeni unuttuğu her dakika, bu itiraz biraz daha büyür.

Yakın zamanda yayımlanan bilimsel bir çalışma, tuvalette akıllı telefon kullanan bireylerde hemoroid riskinin belirgin biçimde arttığını ortaya koydu. Rakamlar şaşırtıcı değil ama düşündürücü: Tuvalette telefon kullananlarda risk yaklaşık yüzde 45 daha fazla. Üstelik bu artış; yaş, kilo, beslenme alışkanlığı ya da fiziksel hareketsizlik gibi klasik nedenlerden bağımsız olarak değerlendiriliyor. Yani mesele yalnızca ne yediğimiz ya da ne kadar hareket ettiğimiz değil. Mesele, ne kadar gereksiz oturduğumuz.

Burada durup şunu sormak gerekiyor: İnsan neden ihtiyacı bitmişken hâlâ oturur? Cevap basit ama rahatsız edici. Çünkü telefon oradadır. Çünkü ekran, zamanı eritmekte ustadır. Çünkü aşağı doğru kaydırmanın sonu yoktur. Eskiden tuvalette gazete vardı, doğru. Ama gazete biterdi. Bugün ekran bitmiyor. Haber bitmiyor, paylaşım bitmiyor, yorum bitmiyor. Bedenin “tamam” dediği yerde zihin hâlâ “bir dakika daha” diyor.

Hemoroidin modern çağda bu kadar yaygınlaşmasının ardında işte bu zihinsel kopuş yatıyor. Bedenle temasın kesilmesi. Vücudun verdiği sinyallerin görmezden gelinmesi. Uzmanların yıllardır söylediği “uzun süre oturmayın” uyarısının, telefon sayesinde sistematik biçimde ihlal edilmesi. Sorun oturmak değil; oturmayı uzatmak.

Bu alışkanlığın en tehlikeli tarafı ise neredeyse hiç sorgulanmaması. Tuvalete telefonla girmek ayıp değil, tuhaf değil, istisna değil. Aksine, çoğu insan için refleks. Telefon cebinde değilse eksiklik hissi doğuyor. İşte normalleşme tam da burada başlıyor. Zararlı olan, sıradanlaştığı anda görünmez oluyor. Sigara da bir zamanlar böyleydi. Hastanelerde, uçaklarda, kapalı alanlarda içiliyordu. Kimse yadırgamıyordu. Bugün geldiğimiz noktayı biliyoruz.

Bu yazıyı bir ahlak dersi vermek için yazmıyorum. Kimsenin tuvalet alışkanlığını yargılamak gibi bir derdim yok. Ama şunu açıkça söylemek gerekiyor: Telefon, her yerde olmak zorunda değil. Özellikle de bedenin en savunmasız olduğu yerde. Tuvalet, zihni oyalama alanı değil; bedeni dinleme alanıdır. Ne kadar kısa sürede girip çıkarsanız, beden o kadar az zorlanır.

Meselenin yalnızca bireysel sağlıkla sınırlı olmadığını da görmek gerekiyor. Artan hemoroid vakaları, artan poliklinik başvuruları, cerrahi müdahaleler, iş gücü kaybı ve sağlık harcamaları anlamına geliyor. Yani bireysel bir alışkanlık, toplumsal bir yüke dönüşüyor. Dijital çağın küçük rahatlıkları, sağlık sistemine büyük faturalar çıkarıyor. Kimse bu faturayı doğrudan telefonla ilişkilendirmiyor ama tablo ortada.

Bir de konuşulmayan tarafı var. Tuvalette telefonla oyalanmak, insanın kendisiyle baş başa kalamamasının simgesidir. Sessizlikten kaçış, durmaktan korkma, düşünmemek için ekrana sığınma hali. Hemoroid bu hikâyenin yalnızca bedensel yüzü. Zihinsel tarafı ise çok daha derin ve çok daha yaygın. Sürekli uyarılan bir zihin, durduğu ilk anda huzursuz oluyor. Tuvalet bile buna tahammül edemiyor.

Buradan mucizevi bir reçete çıkmayacak. Zaten gerek de yok. Çözüm basit ama alışkanlıkları değiştirmek her zaman zordur: Tuvalete telefonla girmemek. Beş dakika. Sessizlik. Kalk ve çık. Ne dünya yıkılır ne gündem kaçar. Ama beden rahatlar. Damarlar rahatlar. Bir alışkanlık kırılır.

Bu yazıyı tek bir soruyla bitirmek istiyorum. Çünkü bazen en doğru cümle, soru işaretiyle biter:
Gerçekten tuvalette telefon kullanacak kadar meşgul müyüz, yoksa sadece durmaktan mı korkuyoruz?

Belki de hemoroid, bedenin bize verdiği son kibar ama ısrarlı uyarıdır: “Beni biraz dinle.”