Bir hekimin en çok ürperdiği şeylerden biri, insan bedenine zarar veren bazı tehlikelerin sessiz çalışmasıdır.

Ağrı yapmadan ilerleyen hastalıklar gibi. Belirti vermeden büyüyen hasarlar gibi. Mikroplastik meselesi de biraz böyledir. Gözle seçemediğimiz kadar küçük, gündelik hayatın içine sızmış kadar yaygın, etkileri bakımından da küçümsenmeyecek kadar ciddidir.

Bugün artık plastik yalnızca çevre kirliliğinin başlığı değildir. Soframızın, mutfağımızın, içtiğimiz suyun, sakladığımız yiyeceğin, soluduğumuz havanın da meselesidir. Deniz kıyısına vurmuş pet şişeyi görünce rahatsız oluyoruz; fakat asıl rahatsız edici olan, o büyük atığın zamanla küçülüp görünmez hâle gelmesidir. Gözden kaybolan şey, hayattan da kaybolmuyor. Parçalanıyor, dağılıyor, dolaşıma giriyor. Sonra yine dönüp bize geliyor.

Görmediğimiz şey

İnsan, görmediği tehlikeyi çoğu zaman erteler. Oysa hekimlik bize şunu öğretir: Görünmeyen her şey önemsiz değildir. Tansiyon sessiz yükselir, şeker sinsice zarar verir, bazı iltihaplar fark edilmeden organ yorar. Mikroplastikler de benzer bir kaygıyı önümüze koyuyor. Çünkü burada mesele yalnız dışarıdaki kirlenme değil, içeriye taşınan yükün giderek artmasıdır.

Plastik artık modern hayatın neredeyse her köşesinde. Gıdayı taşıyor, suyu saklıyor, eşyayı hafifletiyor, maliyeti düşürüyor. Kolaylık sağlıyor, evet. Fakat her kolaylığın görünmeyen bir faturası vardır. Hızla tüketilen, düşünmeden kullanılan, tek kullanımlık diye hayatımıza sokulan her ürün aslında doğaya da bedene de küçük parçalar hâlinde bir yük bırakıyor.

Burada korku dili kurmak doğru değil. İnsanları paniğe sürüklemek ne tıbbın ne de vicdanın işidir. Fakat rahatlatmak adına gerçeği yumuşatmak da doğru değildir. Mikroplastik tehlikesi, “uzakta bir çevre sorunu” diye kenara bırakılacak bir başlık olmaktan çıktı. Bu konu artık doğrudan toplum sağlığıyla ilgilidir.

Hayatın içindeki temas

Sorun, sanıldığı gibi yalnız fabrikalarda, atık alanlarında ya da denizlerde başlamıyor. Evimizin içinde başlıyor. Sıcak yiyeceği plastik kapta bekletirken başlıyor. Tek kullanımlık ürünleri alışkanlığa dönüştürdüğümüzde başlıyor. Camın yerini plastik alınca, sürahi yerine şişe çoğalınca, saklama kabı seçerken yalnız pratikliği düşününce başlıyor.

İnsan bedeni, çevresinden bağımsız değildir. Ne yerse odur, ne içerse odur, neye maruz kalırsa bir süre sonra onunla hesaplaşır. Bu yüzden mikroplastik konuşmak yalnız çevreci bir hassasiyet değil; anne karnındaki bebekten okul çağındaki çocuğa, kronik hastalığı olan yaşlıdan sağlıklı görünen gence kadar herkesi ilgilendiren bir sağlık meselesidir.

Bir hekim gözüyle bakınca burada asıl dikkat çeken şey, maruziyetin sıradanlaşmış olmasıdır. Sıradanlaşan risk, en tehlikeli risktir. Çünkü insan bir noktadan sonra ona bakmaz, onu düşünmez, onunla yaşamayı normal kabul eder. Oysa normal olan, zarara alışmak değildir. Normal olan, zararı azaltmanın yollarını aramaktır.

Tedbir küçümsenmemeli

Sağlığı korumak çoğu zaman büyük hamlelerle değil, küçük ama istikrarlı tercihlerle mümkün olur. Mikroplastik meselesinde de durum farklı değildir. Daha az plastik kullanmak artık çevreci bir slogan değil, sağlık açısından akılcı bir tutumdur. Sıcak gıdayı plastikle buluşturmamak, mümkün olan yerde camı, çeliği, seramiği tercih etmek, gereksiz ambalaj tüketimini azaltmak, tek kullanımlık rahatlığın bizi tembelleştirmesine izin vermemek önemlidir.

Çocuklar için daha dikkatli olmak gerekir. Çünkü çocukluk, korunması gereken en hassas dönemdir. Büyüyen beden, dış etkilere karşı daha kırılgandır. Bir çocuğun hayatına bırakılacak en değerli miras pahalı oyuncaklar, şık mutfaklar, renkli paketler değildir. Temiz su, güvenli gıda, daha az kimyasal yük, daha sağlıklı bir çevredir.

Fakat burada bütün yükü yalnız vatandaşa bırakmak da adil değildir. İnsan elinden geleni yapmalıdır; devlet de, yerel yönetimler de, üreticiler de kendi payına düşeni yapmak zorundadır. Denetim güçlenmeden, üretim anlayışı değişmeden, atık yönetimi düzelmeden, plastik bağımlılığı azaltılmadan bu mesele tam anlamıyla çözülemez. Toplum sağlığını korumak, yalnız bireysel bilinç çağrısıyla olmaz. Sistem de insan sağlığını önceleyen bir çizgiye gelmelidir.

Geç kalmadan

Tıpta bazen kesinleşmiş felaketi beklemek büyük hatadır. Risk görülür, işaretler belirir, ihtiyat devreye girer. Mikroplastik konusunda da akılcı yaklaşım budur. Her ayrıntının yüzde yüz aydınlanmasını bekleyip günlük hayattaki maruziyeti olduğu gibi sürdürmek doğru bir yol değildir. Sağlık, çoğu zaman tedaviyle değil, geç kalmadan alınan önlemle korunur.

Mikroplastikler bize bir çağın alışkanlıklarını yeniden düşünmemiz gerektiğini hatırlatıyor. Daha çok tüketmenin değil, daha doğru yaşamanın önemini gösteriyor. Hızın her zaman ilerleme olmadığını, pratikliğin her zaman masum kalmadığını anlatıyor. Modern hayatın bazı konforları, fark etmeden bedenimize borç yazıyor.

Bu meseleye yalnız çöp, atık, ambalaj, üretim başlığı olarak bakarsak eksik kalırız. Burada söz konusu olan, insanın kendi hayat düzenine yeniden bakmasıdır. Neyi neden kullandığını, neyi ne kadar kolay tükettiğini, çocuklarına nasıl bir dünya bıraktığını sormasıdır.

Mikroplastik küçük olabilir. Fakat küçüklüğü aldatmasın. Bazen en büyük hasar, en sessiz parçacıklardan gelir. Bugün yapmamız gereken şey korkmak değil, ciddiye almaktır. Gecikmeden, yorulmadan, küçümsemeden. Çünkü sağlık dediğimiz şey, yalnız hastalanınca aradığımız bir nimet değil; her gün, her seçimle korumamız gereken ortak emanetimizdir.