Diyetisyenlik mesleği dünyada 1899 yılında bilimsel bir disiplin olarak şekillenmeye başlamış; Türkiye’de ise rahmetli Prof. Dr. Ayşe Baysal Hocamızın öncülüğünde 1962 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde akademik kimlik kazanmış, ilk mezunlarını da 1966 yılında vermiştir. Bugün hâlâ birçok kişi bu mesleği yalnızca “zayıflama listeleri” üzerinden değerlendirse de, diyetisyenlik insan sağlığının merkezinde yer alan bilimsel bir sağlık disiplinidir.

Bugün sosyal medyada, televizyonlarda, spor salonlarında ya da herhangi bir ortamda beslenme üzerine konuşan insan sayısı hiç olmadığı kadar fazla. Birileri birkaç makale okuyarak, kendi üzerinde denediği yöntemleri genelleyerek ya da takip ettiği popüler yaklaşımları mutlak doğru gibi anlatarak insanların hayatına yön vermeye çalışıyor. Oysa söz konusu olan şey yalnızca “kilo vermek” değil, doğrudan insan sağlığıdır.

Diyetisyenlik; insan yaşamını doğrudan etkileyen çok boyutlu bir bilim alanıdır. Bir bireyin hastalanmadan önce nasıl beslenmesi gerektiğini değerlendirmek, genetik yatkınlıklarını, yaşam biçimini, metabolik süreçlerini ve çevresel etkilerini birlikte ele almak yalnızca birkaç popüler bilgiyle açıklanabilecek bir konu değildir. İnsan bedeni; sosyal medya önerileriyle yönetilemeyecek kadar ciddi bir organizasyondur.

Bizler yalnızca dört yıllık bir eğitimden geçen kişiler değiliz. Bunun üzerine yüksek lisans çalışmalarıyla devam eden ve yıllar içinde bilimsel bakış açısını geliştiren uzun bir gelişim sürecinin içinden geçiyoruz. Diyetisyenlik, birkaç “iyi beslenme önerisi” vermekten çok daha öte; yaşamın en temel ihtiyacını bilimsel zeminde yorumlayabilme yetkinliğidir.

Bugün herkes konuşuyor olabilir. Ancak bilgi sahibi olmak ile uzman olmak aynı şey değildir. Beslenme; kulaktan dolma bilgilerle, kısa videolarla, popüler başlıklarla yönetilemeyecek kadar hassas bir alandır. Çünkü yanlış yönlendirilmiş her bilgi, bir insanın sağlığına doğrudan temas eder.

Yirmi birinci yüzyılda artık her alan kendi uzmanlığını oluşturmuş durumdadır. Hiç kimse bir kardiyoloğun yerine geçip kalp tedavisi anlatmaya cesaret edemezken, beslenme konusunda bu sınırların hâlâ bu kadar kolay aşılabiliyor olması düşündürücüdür. Oysa besin ve içeriği konusunda öncelikli yetkinlik diyetisyene aittir ve bunun bilimsel karşılığı vardır.

Bizler diyetisyenler olarak yalnızca insanların tartıdaki rakamlarını değiştirmeye çalışmıyoruz. Sağlıklı nesillerin oluşmasına, bireylerin yaşam kalitesinin artmasına, hastalıkların önlenmesine ve toplumda doğru beslenme bilincinin yerleşmesine katkı sunmaya çalışıyoruz.

Bu nedenle tüm meslektaşlarımın, verdikleri emeği küçümsemeden, bu mesleği güçlü bir şekilde sahiplenmeleri gerektiğine inanıyorum. Çünkü diyetisyenlik; herkesin konuşabileceği değil, emek verilerek uzmanlaşılması gereken bir sağlık alanıdır. Sevgi ve saygılarımla..