“Yusuf’u kuyudan çıkarmak moleküler bir başarıdır; ancak onu sarayında ağırlayacak bir ‘gönül’ bulamazsanız, yaptığınız sadece biyolojik bir sürgündür.”
Yazarın Notu
Tıbbiye Bülteni’nin kıymetli okurları ve yarının şifacıları; bir önceki yazımızda sizlerle laboratuvarın steril sessizliğinden gönül iklimine bir yolculuk yapmış, “Yusuf’u Kenan İlinde” aramıştık. Bu yazımızda, o arayışı bir adım öteye taşıyarak; dijitalleşen tıp dünyasında ruhun “analog” nöbetini ve hücrenin hafızasındaki o derin mektupları konuşacağız.
Bilimin ışığının, irfanın ferasetiyle buluşması duasıyla…
Laboratuvarın Steril Sessizliğinde Bir Gurbet
Değerli Meslektaşlarım, Geleceğin Şifacıları; laboratuvarın o steril ve rasyonel sessizliğinde, bir DNA sarmalının kusursuz geometrisine bakarken bazen şu sarsıcı hisse kapılıyorum: Bizler, aslında hücrenin içinde devasa bir gurbeti seyrediyoruz.
Adenin, timin, guanin ve sitozin… Bu dört harf yaşamın alfabesidir evet; ama o alfabeyle yazılan “insan sızısı” sadece mikroskopla okunabilir mi?
Yusuf’u Kuyudan Çıkarmak ve Ontolojik Sınav
Bir önceki yazımda sizlerle Yunus’un diliyle “Yusuf’u Kenan ilinde” aramış, o kadim kaybın peşine düşmüştük. Bugün o kuyunun başına tekrar dönelim. Çünkü modern tıp, Yusuf’u (yani genetik hakikati) kuyudan çıkarma konusunda artık bir deha. CRISPR ile genleri kesiyoruz, dizilişleri değiştiriyoruz, onarıyoruz.
Ancak gözden kaçırdığımız ontolojik bir sınav var: Bir bedeni onarmak, o bedenin içindeki “insanı” eve döndürmeye yetmiyor. Belki de bu yüzden, her yeni teknolojik atılımda kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Onardığımız şey gerçekten bir insan mı, yoksa sadece işleyen bir biyolojik mekanizma mı?
Dijital Bir Gurbette Analog Bir Bekleyiş
Bugün tıp dünyası, verinin (data) mutlak iktidarı altında bir dijitalleşme sancısı çekiyor. Yapay zekâ, bizim yıllarımızı verdiğimiz sekansları saniyeler içinde tarıyor. Ama o ekranın karşısındaki sağlık profesyoneli şunu sormalı:
“Önümdeki veride kusursuz bir genetik harita var, peki ya bu haritanın sahibinin ruhsal koordinatları nerede?”
İşte benim “Analog Ruh” dediğim şey tam olarak budur. Dijital tıp 0 ve 1 ile konuşur; oysa şifa, o iki rakamın arasındaki sonsuz boşlukta, yani insanın insana duyduğu o kesintisiz ve şefkatli “analog” temasta gizlidir.
Hücrenin Hafızasındaki Sessiz Mektup ve Vefa
Bir genetik uzmanı olarak şunu söyleyebilirim: Hücre sadece DNA’yı kopyalamaz, o hücre bir hafıza taşır. Atalarımızın kederi, yaşanmışlıkların izi (epigenetik), aslında bir “vefa” borcu gibi sarmalların üzerine mühürlenmiştir. Bu, bilimin inkârı değil; bilimin, insana karşı haddini bilmesidir.
Biz laboratuvarda o mühre dokunuyoruz. Turgut Koçoğlu Bey’in Tıbbiye Bülteni’nde ilmek ilmek işlediği o “irfan” ve “hekimlik ahlakı”, tam da bu mühre hürmet etmektir. Bazen bir hastanın genom haritasından önce, yüzündeki sessizliği okumayı öğrenmek gerekir; çünkü bazı mektuplar laboratuvara değil, doğrudan vicdana teslim edilir.
Geleceğin Şifacılarına Çağrı
Genç arkadaşlarım; fakültede öğrendiğiniz o teknik bilgiler, elinizdeki keskin cerrah neşteri gibidir. Ama o yarayı kapatacak olan dikiş, laboratuvar raporlarındaki rakamlar değil, hastanızın hayat hikâyesine duyduğunuz o derin nezakettir.
Eğer bir gün laboratuvarın soğuk verisini, vicdanın sessiz laboratuvarında eritip bir “şifaya” dönüştüremezseniz; Yusuf’u kuyudan çıkarmış ama onu Mısır’a sultan edememişsiniz demektir. Şifanın gerçek adresi, yüksek teknolojili laboratuvarlar ile gönül köprülerinin kesiştiği o ince sızıdır.
Siz bugün, kendi Kenan ilinizde hangi Yusuf’un sessiz mektubunu okumaya cesaret edeceksiniz?
Prof. Dr. Ülkü ÖZBEY Munzur Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı