Hekimliğin insanı en çok yoran tarafı, bilgisizlikle değil aceleyle mücadele etmektir. Bilmemekten çok, erken inanmanın açtığı yaralarla uğraşırız. Son yıllarda bu acele hâlinin en görünür adresi de sosyal medya oldu. Farelerde yapılan bir deney başarılı olduğunda, daha mürekkebi kurumadan “kesin çözüm bulundu” diye dolaşıma sokulan paylaşımlar görüyorum. İçim burkuluyor. Çünkü bu yalnızca yanlış bilgi değil; bu, insanın en kırılgan yerine dokunan bir hoyratlık.

Fare deneyleri bilim için kıymetlidir. Aksini söyleyen ya bilimi bilmiyordur ya da kötü niyetlidir. Ama fare deneyleri hiçbir zaman sonuç değildir. Başlangıçtır. Bir ihtimaldir. Bir kapının aralanmasıdır. O kapının arkasında ise yıllar, başarısızlıklar, elenen moleküller, iptal edilen faz çalışmaları, geri çekilen umutlar vardır. Biz bunu biliriz. Klinik pratiğin içinden gelen herkes bilir. Farede işe yarayan bir şeyin insanda işe yaramama ihtimalinin, yaramasından daha yüksek olduğunu da biliriz. Buna rağmen “ürün bulundu”, “tedavi hazır”, “hastalık tarihe karıştı” diye paylaşmak… Buna bilim demek mümkün değil.

Bir hekimin zihninde fare ile insan arasındaki mesafe, birkaç santimetrelik bir laboratuvar masası değildir. O mesafe; bağışıklık sistemi farkıdır, metabolizma farkıdır, genetik karmaşıklıktır, yaşam süresidir, çevredir, psikolojidir. Farede susturulan bir gen, insanda bambaşka sonuçlar doğurabilir. Farede küçülen bir tümör, insanda hiçbir karşılık bulmayabilir. Bu yüzden tıpta en çok kullanılan ama en az paylaşılan cümle şudur: “Hayvan modelinde umut verici.” Bu cümlede ne kesinlik vardır ne zafer çığlığı. Sadece temkin vardır.

Ama sosyal medya temkini sevmez. Temkin tıklanmaz. Temkin paylaşılmaz. Temkin heyecan üretmez. O yüzden “farelerde başarılı oldu” cümlesi yetmez; mutlaka “insanlık kurtuldu”ya evrilir. İşte yazık olan tam da burasıdır. Çünkü bu dönüşüm, bir bilimsel bilgiyi değil, bir beklentiyi hedef alır. Beklentinin muhatabı da genellikle sağlıklı insanlar değil; hasta insanlar, hasta yakınları, çaresizce bir çıkış arayanlardır.

Poliklinikte, “Hocam internette okudum, farelerde kanseri bitirmişler” cümlesini kaç kez duyduğumu sayamıyorum. O anda yalnızca bir bilgiyi düzeltmezsiniz. O anda bir umudu törpülersiniz. Bu, hekimin yapmak istemeyeceği ama yapmak zorunda kaldığı en ağır iştir. Çünkü o umut, bilimsel değil ama gerçektir. Kalptedir. Gözlerdedir. Ve onu kim, hangi sorumlulukla oraya koymuştur, belli değildir.

Bu yüzden şunu açıkça söylemek gerekiyor: Farelerde başarılı olan bir çalışmayı “kesin çözüm bulundu” diye paylaşmak sadece yanlış değildir; yazıktır. Bilime yazıktır, hastaya yazıktır, hekime yazıktır. Umudu hoyratça kullanmaktır. Umudu pazarlık konusu yapmaktır. Umudu tüketime sunmaktır.

Bilim, sabırlı insanların işidir. Yavaş ilerler ama sağlam ilerler. Sosyal medya ise hız ister. Bu ikisini birbirine karıştırdığımızda ortaya çıkan şey bilgi değil, gürültüdür. Gürültünün içinde ise en çok zarar görenler, sesi zaten kısık olanlardır. Hastalar gibi.

Bir hekim olarak ne mucize satıyorum ne mucizeye küfrediyorum. Sadece sınırı hatırlatıyorum. Farede çalışan bir şey, insanda çalışana kadar sadece bir ihtimaldir. O ihtimali kesinlik gibi sunmak, bilimin dili değildir. Hekimliğin dili hiç değildir. Umut değerlidir. Ama umut, hak edilmeden dağıtıldığında iyileştirmez; incitir.