Her yıl milyonlarca insan doğrudan ya da dolaylı olarak felaketlerin etkisine maruz kalarak fiziksel, manevi, ekonomik veya psikolojik kayıplar yaşamaktadır. İnsanların yaklaşık %90’ı yaşamları boyunca en az bir kez travmatik bir olayla karşılaşmaktadır. Bunlara yaralanma veya ölümle sonuçlanan kazalar, terör olayları, savaşlar, doğal afetler vb. neden olmaktadır. İtfaiyeciler, kurtarma ekipleri, acil tıbbi yardım çalışanları, polisler ve özellikle askerler meslekleri gereği travmatik olaylarla daha sık karşı karşıya kalmaktadır. Bu risk grubundaki kişilerde psikolojik değişikliklerin görülme sıklığı %50’nin üzerindedir. Tecavüz, cinsel istismar, terör ve savaşlar özellikle ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir. Ne yazık ki bu olayların ruh sağlığı üzerindeki etkileri yeterince dikkate alınmamakta ve zamanla psikolojik problemlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır.
Amerikan Psikiyatri Birliği’ne göre kişinin bizzat yaşadığı veya tanık olduğu ağır travmalar, beden bütünlüğünün bozulmasına yol açan olaylar, ölüm, ölüm korkusu ve benzeri durumlar travmatik sarsıntılar olarak adlandırılır. Travmalardan sonra ortaya çıkan psikolojik değişikliklerin araştırılmasına çok eski dönemlerden itibaren başlanmıştır. Yaşanan olayların istemsiz şekilde hatırlanması, uyku bozuklukları, stres gibi posttravmatik belirtilerin varlığı uzun yıllardır literatürde yer almaktadır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra “Posttravmatik sendrom”, “travmatik fobi” ve “savaş nevrozu” gibi kavramlar ortaya çıkmıştır. ABD-Vietnam Savaşı sonrasında travma sonrası reaksiyonlar daha kapsamlı şekilde araştırılmıştır. ICD (Uluslararası Hastalık Sınıflandırması), travmatik olaylardan sonraki reaksiyonları tanımlayan birçok kategori önermiştir.
Travmalar çaresizlik hissine ve kişinin korkunun doruk noktasıyla yüzleşmesine neden olur. İnsan organizmasına yönelen dış etkilere uygun yanıt verilemediğinde travmatizasyon ortaya çıkar. Leoner Terr, “psikolojik travma”nın ani ve beklenmedik bir anda başa çıkılamayacak derecede şiddetli duygusal saldırılar veya dış kaynaklı olumsuz etkiler sonucunda meydana geldiğini belirtmektedir. Travmatik olaylar dış kaynaklıdır; ancak ani şekilde beynin işleyişine nüfuz ederek beyin fonksiyonlarını etkiler. Travma veya travmatik stresör yalnızca stres yaratan bir olay yaşamak değil, aynı zamanda bu olayın kişide şok, çaresizlik ve korku oluşturmasıdır.
Travmanın anormal bir olay olması, kişinin dayanıklılığını bozması ve birey üzerinde sosyal, psikolojik ve fiziksel patolojik değişiklikler oluşturmasıyla ilişkilidir. Başka bir ifadeyle travma, dış etkenlerin neden olduğu fiziksel veya psikolojik değişikliktir. Psikolojik travma, kişinin kişiliği ve ruhsal durumu üzerinde kalıcı etkiler bırakan anormal olayların sonradan hatırlanmasıdır. Deprem, sel, yangın gibi afetler; ırk ve din düşmanlığı, boşanma, terk edilme, istismar, tecavüz, işkence ve benzeri durumlarda psikolojik travmalar sık görülmektedir. Psikolojik travmalar yalnızca olayın ağırlığına değil, aynı zamanda kişinin yapısal özelliklerine, duygusal dayanıklılığına ve direncine de bağlıdır. Bir kişi için travmatik olan bir olay, başka biri için normal kabul edilebilir.
Travma ile günümüzün önemli sorunlarından biri olan travma dışı stres birbirine karıştırılmamalıdır. Travma, kişinin psikolojik yapısı üzerinde kalıcı etkiler bırakan olağan dışı felaketlerin anılarından kaynaklanan rahatsızlık durumudur. Yaşanan olayların oluşturduğu stres kişinin dayanıklılık sınırını aştığında psikolojik travma veya travmatik sarsıntı ortaya çıkar. Bu olaylar yetişkinlik döneminde yaşanan ağır olaylarla ilişkili olabileceği gibi, çocukluk döneminde sürekli devam eden ihmal ve istismar gibi durumlar şeklinde de görülebilir. Bazı yazarlara göre travma; kişinin gerçek ölüm veya ölüm tehdidi, ağır yaralanmalar ya da kendisinin veya başkalarının beden bütünlüğüne yönelik tehdit oluşturan olayları yaşaması, bunlara tanık olması veya bu olaylarla karşı karşıya kalmasıdır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre travma; kişiyi tehdit eden veya zarar verici özellik taşıyan olağan dışı stresli olaylara karşı gelişen gecikmiş ya da uzamış kısa veya uzun süreli yanıttır.
Travma, bazı özellikleri bakımından günlük streslerden ayrılır. Günlük stresler daha sık görülür, daha doğaldır ve kişi tarafından belli ölçüde kontrol edilebilir. Travma ise olağan dışı, daha nadir görülen ve kişinin kontrolü dışında gelişen olaylardır. Örneğin çocukluk travması; kendisine yardım etme gücü olmayan çocuğun geçici olarak çaresiz kalması sonucu sinir sisteminde meydana gelen ruhsal etkidir.
Bilim insanları özellikle uzun süren ve ciddi reaksiyonlarla seyreden psikolojik değişiklikler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Araştırmalar, psikolojik değişimlerin uyum sürecinde önemli rol oynadığını göstermektedir. Stres karşısında organizmada kan basıncının yükselmesi, kalp atımının hızlanması, terleme ve solunumun artması gibi fizyolojik reaksiyonlar ortaya çıkar. Stres hormonlarının salgılanmasıyla gelişen bu tepkiler organizmanın tehlikeyle mücadele etmesine ve hayatta kalmasına yardımcı olur. Ancak travmatik olayların sık yaşandığı durumlarda stres hormonları aşırı miktarda salgılanır ve travmatik olay sona erse bile bir süre organizmada kalmaya devam eder. Bu nedenle en küçük bir uyaran bile kişide önceki travmaya benzer reaksiyonların ortaya çıkmasına neden olabilir.
Travmatik olaylar aynı zamanda bireyin dünyayı güvenli ve düzenli bir yer olarak görmesine ilişkin temel psikolojik inançlarını da zedeleyebilir. Bu durum yaşamın düzenli ve güvenilir olduğu düşüncesinin azalmasına, hatta tamamen kaybolmasına yol açabilir. Travmatik sarsıntı geçirmek; korku, kaygı ve yoğun düşüncelerle baş etmeye çalışmak ve üst üste gelen stres kaynaklarının ortak etkisi sonucunda dayanıklı bireylerde bile travma benzeri reaksiyonlara neden olabilir.
PTSS olan kişilere ne kadar erken yardım edilirse psikolojik etkiler o kadar az olur. Bu nedenle mağdurlara mümkün olduğunca erken psikolojik ilk yardım sağlanmalıdır. En önemli nokta olay yerine zamanında ulaşmak ve bu kişilerle iletişim kurmaktır. Yanlarında olmak, onlara umut ve güven duygusu vermek, diğer insanlarla iletişimlerini sağlamak, sakinleştirmek ve mümkünse olay yerinden uzaklaştırmak ilk psikolojik etkilerin azalmasına katkıda bulunur. Daha sonra profesyonel destekle risk grubundaki kişiler belirlenmeli; özellikle aile üyelerini kaybedenler ve içine kapanan bireyler hastanelere yönlendirilmelidir. Daha ciddi sorunları olan kişiler ise psikiyatri uzmanlarının gözetiminde yatarak tedavi edilmelidir.
PTSS tedavisinde hem ilaç tedavisi hem de psikoterapi uygulanmaktadır. Her bireyin travmadan aynı düzeyde etkilenmediği bilinmektedir. Bu nedenle tedavi yaklaşımı kişiye özel planlanmalıdır. Travmadan daha az etkilenen ve günlük yaşamını sürdürebilen kişiler için bilgilendirme yeterli olabilirken, daha fazla etkilenen bireylerin kısa süreli psikolojik danışmanlığa ihtiyacı olabilir. Eğer travmaya depresyon da eşlik ediyorsa ek olarak ilaç tedavisi uygulanmalıdır.

Son olarak belirtmek gerekir ki PTSS, kişiye ve yakın çevresine sıkıntı veren bir problem olsa da tedavi edilebilen bir durumdur.