Anne denildiğinde çoğu zaman şefkatten söz ederiz. Doğrudur; ama eksiktir. Çünkü annelik yalnızca sevgiyle açıklanamayacak kadar derin, yalnızca fedakârlıkla tarif edilemeyecek kadar ağır bir insanlık hâlidir.
Bir hekim olarak insan bedeninin ne kadar kırılgan, hayatın ne kadar ince bir denge üzerinde durduğunu iyi bilirim. Fakat yıllar içinde gördüm ki insanı ayakta tutan şey yalnızca sağlam organlar, düzenli çalışan sistemler değildir. İnsanı hayata bağlayan ilk güven duygusu, çoğu zaman bir annenin bakışında başlar.
Görünmeyen yük
Annelerin emeği çoğu zaman kayıtlara geçmez. Bir reçetede yazmaz, bir rapora sığmaz, bir istatistik tablosunda karşılığı bulunmaz. Uykusuz geceler, çocuğun ateşini eliyle ölçen o sessiz telaş, hastane koridorlarında beklerken belli etmemeye çalıştığı korku, evladının yüzüne bakıp kendi yorgunluğunu unutuşu…
Bütün bunlar toplumun görünmez sağlık hafızasıdır.
Çünkü sağlıklı nesiller yalnızca hastanelerde yetişmez. Evde, sofrada, ilk kelimede, ilk korkuda, ilk düşüşte, ilk tesellide büyür. Bir çocuğun bağışıklığı kadar güven duygusu da korunmaya muhtaçtır. Annenin emeği tam da burada başlar; bedenin yanında ruhu da sarar.
Anne adaylarının bekleyişi
Bugün yalnızca anneleri değil, anne olma heyecanını içinde taşıyan kadınları da düşünmek gerekir. Gebelik, dışarıdan bakıldığında sevinçli bir bekleyiş gibi görünür. Oysa içinde endişe, dikkat, sabır ve büyük bir sorumluluk taşır.
Bir canın gelişimini kendi bedeninde hissetmek, insanın hayata bakışını değiştirir. Bu süreçte anne adaylarının yalnızca tıbbi takibe değil; anlayışa, desteğe, iyi söze ve güven veren bir çevreye de ihtiyacı vardır. Çünkü sağlıklı gebelik yalnızca tetkiklerle değil, huzurla da güçlenir.
Kadınların annelik yolculuğunu sadece biyolojik bir süreç gibi görmek büyük eksikliktir. Orada beden kadar kalp de çalışır.
İçinde anne sevgisi taşıyanlar
Anneler Günü’nde bir başka sessiz alanı da unutmamak gerekir. Anne olamayan, evlat hasreti taşıyan, kayıp yaşamış ya da içinde büyüttüğü sevgiyi başka hayatlara adayan kadınlar…
Bu gün herkes için aynı duyguyu taşımaz. Bazıları için çiçek kokusu, bazıları için eski bir fotoğraf, bazıları için derin bir sızı olabilir. Bu yüzden Anneler Günü’nü kutlarken incelik gerekir. Her kalpte aynı kapı açılmaz. Bazı kapıların ardında sevinç vardır, bazılarında eksiklik, bazılarında sabırla taşınan bir sessizlik.
İnsan olmanın nezaketi, bu farklı duyguları fark edebilmekten geçer.
Toplumun ilk şifası
Bir toplum annelerine nasıl baktığıyla da ölçülür. Onların emeğini yalnızca özel günlerde hatırlamak yetmez. Anne sağlığını, kadın sağlığını, çocuk sağlığını ve aileyi ayakta tutan sosyal destekleri önemsemek; geleceğe yapılmış en temel yatırımdır.
Annenin iyi olması, yalnızca kendisi için değil, bütün ev halkı için iyileştirici bir güçtür. Yorgun, yalnız, değersiz hisseden bir annenin yükü sadece onun omuzlarında kalmaz; evin havasına, çocuğun ruhuna, toplumun yarınına kadar uzanır.
Bu yüzden annelere hürmet, yalnızca duygusal bir borç değil; toplumsal bir sorumluluktur.
Bir gün değil, bir ömür
Anneler Günü vesilesiyle söylenecek en doğru söz belki de şudur: Anneler hatırlanmak değil, anlaşılmak ister. Emeklerinin fark edilmesini, yorgunluklarının görülmesini, sevgilerinin sıradan kabul edilmemesini ister.
Bugün bir çiçek, bir telefon, bir dua, bir ziyaret elbette kıymetlidir. Ama asıl kıymet; annenin emeğini günlük hayatın koşturması içinde görünmez kılmamaktır.
Annelerin tarifsiz emeğini, anne adaylarının heyecanını ve anne olamasa da içinde büyüttüğü sevgiyi sessizce taşıyan kadınların inceliğini saygıyla selamlıyorum.
Her kalpte farklı açan bu kıymetli duygunun zarafetle hatırlandığı bir gün olması dileğiyle…
Anneler Günü kutlu olsun.