Hepimiz Q klavyenin dünya standardı olduğu yalanında sessizce uzlaşmış gibiyiz. Oysa her köşe başında "küresel standart" diye önümüze konulan bu dayatma, aslında parmaklarımıza vurulmuş prangadan başka bir şey değil.
Sorarım size: Heyhat, aslında bir zamanlar güzel Türkçemize sevdalı, onun ahengine göre dokunmuş asil bir klavyemiz olduğunu bugün kimler hatırlıyor?
Bilenler bilir; sol üst köşesinde o mağrur "F" harfi duran daktilolarımız vardı. Tıkır tıkır ne güzel yazardık... O daktiloların başında memleketin geleceğini yazan steno kızlarımızın, kâtiplerimizin parmakları bir gün olsun yorulmazdı. Çünkü o klavye, Türkçe ile adeta tek bir beden gibi nefes alırdı.
Sonra bilgisayar icat oldu. Mertlik hemen bozulmadı ilk yıllarda. Bilgisayar çağının o şafak vaktinde, üreticiler sol üst köşesinde "F" harfi olan dizilimleri Türkiye’ye getirmek zorundaydı. Çünkü Türk insanı, diline saygı duyuyor, Türkçeye uyumlu bu milli dizilimi talep ediyordu.
Sinsi Bir Teslimiyetin Hikayesi
Gel zaman git zaman, ama öyle çok da uzun bir zaman geçmeden, sol üst köşesinde "Q" harfi olan o yabancı dizilim, adeta bir virüs gibi evlerimize, ofislerimize sızdı. Hikâyenin o iç sızlatan, dramatik yanı da tam burada başlıyor:
Üretimi ellerinde tutan küresel hegemonlar, emperyal güçler, F-klavye satışlarının görece azlığını utanç verici bir bahane olarak önümüze sürdüler. Ve bir gün, bizim dilimizin klavyesini üretmeyi durdurdular. Bu haksız dayatmaya karşı tek başına direnen Türk insanı, elindeki F-klavyeyi adeta bir siper gibi, harfleri aşınana, tuşları paralanana kadar kullandı. F-klavyenin sessiz çığlığı o vatansever insanların parmak uçlarında cereyan eden bir istiklal harbi gibiydi.
Yeni bilgisayar aldığında zorunlu olarak Q klavyeyle karşılaşanlar ise teslim olmadı: İşletim sisteminden F seçeneğini aktif edip, o yabancı harflerin üzerine kendi elleriyle kestikleri küçük kâğıt parçalarını yapıştırdılar. Türkçeyi Q harfinin altına hapsetmemek için yazılımla donanım arasında adeta bir gerilla savaşı verdiler! Halen böyle yapan asil ruhlar var mı, bilmiyorum... Mesela ben, o harflerin yerini zihnime kazıdığım için, Q’nun harflerine bakmadan, onları F gibi kullanıyorum. Çünkü bu sadece bir teknik tercih değil; bu bir duruş, bir kimlik meselesidir!
Milliyetçiliğimi bir kenara bıraksam bile, Türkçe yazmaya bu kadar kusursuz uyum sağlayan F-klavyenin sessiz sedasız hayatımızdan sökülüp atılmasını içime sindiremiyorum. Bu sıradan bir teknolojik değişim değildir. Bu, kültür emperyalizminin Türkçemizi, düşünce dünyamızı ve parmak uçlarımızı sessizce ele geçirme operasyonudur!
"Ne yani, biz kendi vatanımızda bir müstemleke memleket miyiz?" demeden duramıyorum.
Cevap, eğer uyanmazsak, ne yazık ki evet! Çünkü üretmeyenler, üretilenleri sorgusuz sualsiz, çılgınca tüketenler, er ya da geç üreticilerin kölesi olmaya mahkumdurlar. Kendi klavyesine sahip çıkamayan bir millet, yarın kendi kelimelerine de sahip çıkamaz.
Bir Dehanın Türkçeye Hediyesi
Gelelim bu milli destanın arkasındaki asıl kahramana...
F-klavyenin mucidi, Türk standart klavyesinin babası olarak kabul edilen, ömrünü bu davaya adamış dahi bir öğretmen ve adanmış bir devlet memuru olan İhsan Sıtkı Yener’dir.
İhsan Sıtkı Hoca, bu klavyeyi alelade bir merakla ya da rastgele harfleri serpiştirerek tasarlamadı. Türkçenin matematiksel haritasını çıkardı. F-klavye, Türkçenin harf kullanım sıklığına göre geliştirilmiş, daha hızlı ve ergonomik yazmayı amaçlayan bir klavye düzenidir. 1940'lardan itibaren adeta bir nakkaş gibi başlattığı bilimsel çalışmaların ardından, bu milli şaheser 20 Ekim 1955 tarihinde Bakanlıklararası Standartlar Komitesi tarafından resmi olarak onaylandı. Peki, bu icadın arkasındaki dahi mantık neydi?
• Türkçenin Ruhuna Dokunuş: İhsan hoca, Türk Dil Kurumu kılavuzundaki yaklaşık 30.000 kelimeyi tek tek taradı. Türkçede hangi harflerin hangi sıklıkla yan yana geldiğini, hangi seslerin birbirini takip ettiğini bilimsel olarak analiz etti.
• Anatominin ve Parmakların Gücü: İnsan elinin anatomisini masaya yatırdı. Sol ve sağ elin kas gücünü, parmakların hareket kabiliyetini hesaba kattı. Türkçede en sık kullandığımız o güzelim sesleri (A, E, İ, T, K gibi) parmaklarımızın hiç yorulmadan, zahmetsizce ulaştığı orta sıraya (ana sıraya) yerleştirdi.
• Dünyayı Dize Getiren Hız: Bu bilimsel mucize sayesinde, F-klavye kullanan Türk daktilograflar ve sekreterler, uluslararası hızlı yazma yarışmalarında onlarca dünya şampiyonluğu elde ettiler. Türk yazarlar dünyayı parmak uçlarıyla fethetti! F-klavye, ergonomi ve verimlilik açısından sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en kusursuz klavyelerinden biridir.
İhsan Sıtkı Yener, ömrünün son nefesine kadar F-klavyenin yaygınlaşması ve on parmak yazım tekniklerinin doğru öğretilmesi için mücadele etti. 2016 yılında aramızdan ayrıldığında, arkasında sadece bir klavye değil, Türkçeye adanmış bir ömür bıraktı. Benim için de F klavye sadece bir yazım düzeni değil, Türkçeye uygun geliştirilmiş değerli bir tasarımdır. Kendi dilimize uygun çözümlere sahip çıkmak, kültürel mirasımıza da sahip çıkmaktır. Yeri gelmişken Türkçenin korunmasının önemine ömrünü adamış, 1975 yılında özel kanunla ilk ve tek ''Türkiye Cumhuriyeti Profesörü'' ünvanı verilen Oktay Sinanoğlu’nu da saygıyla anmak isterim.
Ergonomik İhanet: Q vs F
F-klavye ile Q-klavye arasındaki mücadele, sadece iki plastik levha arasındaki fark değildir; bu, bilim ile aptallığın, ergonomi ile tembelliğin mücadelesidir.
Gelin, bu iki dünyayı bilimsel verilerin ışığında karşılaştıralım ve nasıl bir tuzağın içine düştüğümüzü kendi gözlerimizle görelim:
Neden Bu Kadar Farklılar?
Q-Klavye (Yavaşlatmak İçin): 1870'lerde Christopher Latham Sholes tarafından daktilo mekanizmaları için tasarlanmıştır. O dönemde yan yana olan harflere hızlı basıldığında daktilo kolları birbirine sıkışıyordu. Sholes, bu sıkışmayı engellemek için İngilizcede en sık kullanılan harfleri birbirine uzak yerleştirerek yazım hızını kasıtlı olarak yavaşlattı. Yani Q-klavye, insanı değil, eski mekanik makineleri korumak için tasarlanmıştır.
F-Klavye (Hızlandırmak İçin): İhsan Sıtkı Yener ve ekibi, Türkçe sözlükteki yaklaşık 30.000 kelimeyi inceleyerek hangi harfin ne sıklıkta kullanıldığını belirledi. En sık kullanılan harfleri, parmaklarımızın en güçlü olduğu orta sıraya yerleştirerek yazım hızını maksimuma çıkarmayı hedefledi.
Ergonomik Karşılaştırma; Türkçe bir metni yazarken iki klavye arasındaki yük dağılımında ağırlık işaret ve orta parmaklardadır. F-Klavye: Yükün %49'unu sağ el, %51'ini sol el paylaşır. Bu neredeyse mükemmel bir dengedir. Ayrıca yükün büyük kısmı orta ve işaret parmaklarındadır. Q-Klavye: Türkçe yazarken sol ele %61, sağ ele ise sadece %39 yük biner. Solak olmayan çoğunluk için bu durum ciddi bir dengesizlik yaratır ve sol eli aşırı yorar.
Satır Kullanım Oranları (Parmakların Seyahati)
Klavyedeki üç ana sırayı (Üst, Orta, Alt) ne kadar verimli kullandığımız, parmaklarımızın gün içinde katettiği mesafeyi belirler. F-Klavye: Türkçe bir metin yazarken parmaklarımız %68 oranında orta sırada (ana sırada) kalır. Parmaklarınızı yukarı aşağı çok fazla hareket ettirmeniz gerekmez. Q-Klavye: Türkçe yazarken orta sıranın kullanılma oranı sadece %23'tür. Parmaklar sürekli yukarı ve aşağı sıralara uzanmak zorunda kalır (yoğunluk üst sıradadır).
Çarpıcı Bir Örnek: Q-klavye ile Türkçe yazan birinin parmakları gün sonunda, F-klavye kullanan birine kıyasla katbekat daha fazla yol katetmiş (seyahat etmiş) olur. Bu da parmaklarda gereksiz yorgunluğa yol açar.
Aslında Önce Sağlık: F-klavyenin sağladığı dengeli yük dağılımı ve minimum parmak hareketi, uzun vadeli bilgisayar kullanıcıları için ciddi sağlık avantajları sunar: Tekrarlayan mikro travmalar ve sinir sıkışmaları açılarından da, Q-klavyede sürekli üst ve alt sıralara uzanmak, el bileklerindeki tendonları zorlar. F-klavyede elin doğal duruşu korunduğu için mesela; karpal tünel sendromu ve tekrarlayan gerilme yaralanmaları riski daha düşüktür.
Daha Az Kas Yorgunluğu: F-klavyede sağ ve sol el neredeyse eşit çalıştığı için tek bir elde kas sıkışması veya aşırı yorulma hissi yaşanmaz.
Son Söz: Teslim mi Olacağız, Direnecek miyiz?
F-Klavye; Türkçe yazarken %150’ye varan bir hız devrimi, sıfır yorgunluk ve sağlıklı bir gelecek demektir. Bugün adliyelerimizde, devlet arşivlerimizde ve profesyonel yazarlarımızın parmak uçlarında hala bu vatansever teknoloji titriyor.
Q-Klavye ise, Türkçe için tam bir ergonomik facia olmasına rağmen, küresel pazarların, yazılım tekellerinin ve popüler kültürün dayatmasıyla adeta bir "modern kölelik alışkanlığı" olarak hayatımızı işgal etmeye devam ediyor.
Şimdi karar verme sırası bizde: Küresel sermayenin bize layık gördüğü, bizi yavaşlatan ve dilimize yabancı o Q prangasını taşımaya devam mı edeceğiz? Yoksa İhsan Sıtkı Yener’in o asil mirasına sahip çıkarak parmaklarımızla kendi dilimizin özgürlük destanını mı yazacağız? Elbette birileri şimdi her şey bitti de klavyedeki harflerin dizilimine mi kaldı milliyetçilik diyebilir. Evet bence bu bir sıfırıncı basamaktır. Unutmayın; üretmeyenler, üreticilerin kölesidir. Ve Türkçe, emperyalizmin klavyesine sığdırılamayacak kadar zengin, asil ve hür bir dildir!