Ameliyat masasında bir kalbe dokunduğunuzda hastanın yaşı görünmez. Ne doğum tarihi vardır orada ne de gençliğin verdiği güven. Cerrahın karşısında yalnızca yeterince kan alamayan bir kalp ve ona yeniden yol açılması gereken damarlar bulunur.

Son yıllarda daha genç insanların ağır koroner damar hastalığıyla karşıma çıkması, üzerinde durmamız gereken bir gerçeği gösteriyor: Genç olmak, kalp krizine karşı dokunulmaz olmak değildir.

Kalp krizi hâlâ ağırlıklı olarak orta ve ileri yaşlarda görülüyor. Bu nedenle “Artık herkes otuzunda kalp krizi geçiriyor” gibi korkutucu bir hüküm doğru olmaz. Fakat otuzlu ve kırklı yaşlarda ciddi damar tıkanıklıklarıyla karşılaşmak da artık şaşırtıcı değil. Üstelik genç yaşta geçirilen bir kalp krizi, önünde duran uzun hayat düşünüldüğünde çok daha ağır bir kayıp anlamına geliyor.

Beni en çok düşündüren, hastalığın çoğu zaman yıllar önce başlamış olmasıdır. Ameliyat sırasında gördüğümüz ileri damar hastalığı birkaç kötü öğünün, birkaç uykusuz gecenin sonucu değildir. Damar duvarındaki değişim sessizce ilerler. Sigara, yüksek LDL kolesterol, hipertansiyon, diyabet, fazla kilo ve genetik yatkınlık bu süreci hızlandırır. İnsan kendisini sağlıklı hissederken damarları aynı kanaatte olmayabilir.

Gençlik insana cömert davranır. Uykusuzluğu örter, yorgunluğu erteler, kötü alışkanlıkların bedelini hemen çıkarmaz. Merdivenleri rahat çıkan, hafta sonu halı sahada koşan biri kalbinin de bütünüyle güvende olduğunu düşünebilir. Fakat dışarıdan güçlü görünmek, damarların içini göstermez. İnce bir bel çevresi yüksek kolesterolü dışlamadığı gibi kaslı bir beden de kalıtsal riski ortadan kaldırmaz.

Gece yarısına kadar çalışan gençlerin masalarında artık kahvenin yanında enerji içecekleri de var. Metal kutu açılırken çıkan o kısa ses, yorgunluğa karşı küçük bir meydan okuma gibi geliyor. Yüksek miktarda kafein ve diğer uyarıcılar kalp hızını ve tansiyonu yükseltebilir; özellikle yoğun egzersiz, alkol veya başka uyarıcı maddelerle birleştiğinde ritim bozukluğu riskini artırabilir. Her enerji içeceğini doğrudan kalp krizinin faili ilan etmek bilimsel olmaz. Fakat kalbin sınırlarını sürekli zorlayan bir hayatın masum ayrıntısı olarak görmek de doğru değildir.

Sigara konusunda daha açık konuşmak gerekir. Çünkü ameliyatla kalbe yeni bir damar yolu açarken, hastayı o masaya getiren nedenlerden birinin ameliyattan sonra da sürmesi cerrah için ağır bir duygudur. Bypass tıkanıklığın ötesine geçer; sigaranın damar duvarında başlattığı süreci silemez. Neşter güçlüdür ama insanın yerine hayatını değiştiremez.

Aile öyküsü de sıkça yanlış anlaşılıyor. Babası veya kardeşi erken yaşta kalp krizi geçiren kişinin kaderi mutlaka aynı değildir. Genetik yatkınlık bir hüküm değil, erken davranmak için verilmiş bilgidir. Özellikle ailesel kolesterol yüksekliği bulunan kişiler genç, zayıf ve hareketli olsalar bile ciddi damar hastalığı geliştirebilir. Bu nedenle yalnızca aynadaki görüntüye güvenmek yanıltıcıdır.

Bir başka tehlike, genç bir insanın göğüs ağrısını kendisine yakıştıramamasıdır. Ağrı reflüye, kas tutulmasına veya strese bağlanır. Biraz dinlenince geçeceği düşünülür. Elbette her göğüs ağrısı kalp krizi değildir. Fakat göğüste baskı ve sıkışma, kola ya da çeneye yayılan ağrı, nefes darlığı, soğuk terleme ve ani fenalık hissi yaşla önemsizleşmez. Kalp kasının tahammülü, insanın kendisini ikna etme süresinden daha kısadır.

Akıllı saatlerin verdiği uyarılar da yeni bir tartışma alanı açtı. Bu cihazlar bazı ritim bozukluklarını fark etmeye yardımcı olabilir. Ancak tanı koymazlar. Saatin “normal” demesi ciddi damar hastalığını bütünüyle dışlamaz; verdiği her uyarı da felaket anlamına gelmez. Teknoloji kalbin sesini biraz daha görünür kılabilir, fakat hekimin değerlendirmesinin yerini tutamaz.

Kalp ameliyatının yalnızca teknik bir işlem olduğu sanılır. Oysa her bypass, yıllarca birikmiş tercihlerin, ertelenmiş kontrollerin ve bazen de değiştirilemeyen genetik mirasın birleştiği yerdir. Biz cerrahlar tıkanmış damarın ötesine yeni bir yol açarız. Kalbi yeniden kanlandırır, ona çalışma imkânı veririz. Fakat ameliyat hastalığın geçmişini silmez.

Operasyon bittiğinde ameliyathanedeki cihazların düzenli sesi duyulur. Kalp yeniden görevini yapmaya başlar. O an insan, gençliğin sandığımız kadar kalın bir zırh olmadığını daha iyi anlıyor. Kalp çoğu zaman birdenbire bozulmaz; biz onun yıllardır söylediği sessiz cümleleri ancak sesi yükseldiğinde duyarız.