Sabah güne erken başlamak yalnızca kültürel bir alışkanlık değil, biyolojik temeli olan güçlü bir sağlık davranışıdır. Erken uyanmanın faziletleri, hem fizyoloji hem psikoloji hem de üretkenlik literatüründe karşılık bulmaktadır.

İnsan organizması, yaklaşık 24 saatlik bir biyolojik ritme—sirkadiyen ritme—sahiptir. Bu ritmin ana düzenleyicisi beyindeki suprakiazmatik çekirdektir ve ışıkla senkronize olur. Sabah erken saatlerde doğal ışığa maruz kalmak, melatonin salınımını baskılar; kortizol ve uyanıklıkla ilişkili nörotransmitterlerin fizyolojik yükselişini destekler. Araştırmalar, sabah saatlerinde gün ışığı alan bireylerde uyku-uyanıklık döngüsünün daha düzenli olduğunu, metabolik parametrelerin (glukoz toleransı, insülin duyarlılığı) daha iyi seyrettiğini ve depresif belirtilerin daha düşük oranda görüldüğünü ortaya koymaktadır. Kronobiyoloji alanında yapılan çalışmalar, “sabahçı” bireylerin akademik ve mesleki performans göstergelerinde avantajlı olabildiğini göstermektedir.

Erken uyanmanın bir diğer boyutu zaman algısıdır. Sabahın ilk saatleri, bilişsel açıdan en berrak dönemdir. Prefrontal korteks işlevleri—planlama, karar verme, özdenetim—uykudan yeterli süre sonra ve zihinsel yük henüz artmamışken daha etkindir. Bu nedenle erken saatlerde yapılan zihinsel çalışmaların verimliliği yüksektir. Öğrencilerime de her zaman söylediğim gibi: Günün ilk saatleri zihnin “altın saatleridir”.

Bu konuda ilham verici biyografik örnekler de az değildir. Örneğin, Apple’ın kurucularından Steve Jobs, günün erken saatlerinde uzun yürüyüşler yapar, stratejik kararlarını bu sakin zaman dilimlerinde şekillendirirdi. Tim Cook sabah 4.30 civarında güne başlayarak e-postalarını kontrol eder ve egzersiz yapar. Eski CEO’lardan Howard Schultz sabah 4.30–5.00 arasında uyanıp günü planladığını ifade etmiştir. Spor dünyasında ise Kobe Bryant, sabah 4’te antrenman yapma disiplinini başarı felsefesinin merkezine koymuştur. Bu örnekler, erken kalkmanın tek başına başarıyı garantilemediğini; ancak disiplin, süreklilik ve zaman yönetimiyle birleştiğinde güçlü bir kaldıraç etkisi oluşturduğunu göstermektedir. Bendeniz editörlüğünü yürüttüğüm 3 ansiklopedi gibi kitabı (Aktivite Temelli Ergoterapi, Su İçi Rehabilitasyon ve İnsan Sağlığında Koruyucu Yaklaşımlar) literatüre ardışık 3 yılda kazandırabilme becerimi COVID-19 salgın karantinasında her gün sabah 6.00’da çalışmaya başlama konsantrasyonuma borçluyum. Başarı şafakta başlar.

Sabah erken kalkmak, özdisiplinin günlük pratiğidir. Nöropsikolojik açıdan bakıldığında, alışkanlık döngüleri tekrar yoluyla sinaptik bağlantıları güçlendirir. Erken uyanma davranışı, düzenli tekrarlandığında irade yükünü azaltır; otomatikleşir. Bu da bireyin bilişsel enerjisini daha karmaşık görevlere ayırmasına imkân tanır.

Kendi çocukluk anılarıma döndüğümde, bu biyolojik ve psikolojik çerçevenin kültürel bir karşılığını görürüm. Babaannemlerin köyünde geçirdiğim o kısa ama etkileyici zamanlarda, insanların sabah ezanı ile birlikte yataklarından kalkmaları dikkatimi çekerdi. Henüz gün doğmadan odun ateşi yakılır, tandırda ya da sacda ekmek hazırlanır, mis gibi kokular evin içine yayılırdı. Yol azzığı—katık—heybeye konur; sonra herkes tarım ve hayvancılıkla ilgili işlerine dağılırdı. O köyde sabah, yalnızca günün başlangıcı değil; üretimin, paylaşımın ve bereketin sembolüydü.

Modern yaşamda “bereket” kavramını çoğu zaman maddi çıktı ile ölçüyoruz. Oysa erken başlanan bir günün bereketi, yalnızca yapılan iş sayısıyla değil; zihinsel berraklık, fiziksel canlılık ve ruhsal denge ile de ilgilidir. Sabah erken kalkıldığında gün uzar; birey kendine ait bir “sessiz zaman” kazanır. Bu zaman dilimi, egzersiz, tefekkür, okuma ya da planlama için değerlendirilebilir. Özellikle sabah yapılan hafif-orta şiddette fiziksel aktivitenin kardiyovasküler risk faktörlerini azalttığı; düzenli uyku-uyanıklık ritminin obezite ve tip 2 diyabet riskini düşürdüğü bilinmektedir.

Elbette burada kritik nokta, erken kalkmanın yeterli ve kaliteli uyku ile birlikte ele alınmasıdır. Uyku süresini kısaltarak değil; gece daha erken yatıp sirkadiyen ritme uygun bir düzen kurarak erken uyanmak esastır. Aksi halde kronik uyku yoksunluğu; hipertansiyon, bağışıklık zayıflığı ve bilişsel performans düşüşü gibi ciddi sonuçlara yol açabilir.

Sonuç olarak, sabah güne erken başlamak; biyolojik ritmimizle uyumlu, zihinsel berraklığı artıran, üretkenliği destekleyen ve disiplin duygusunu güçlendiren bir yaşam pratiğidir. Çocukluğumda köyde gözlemlediğim o sade ama düzenli hayat, bugün bilimsel literatürle daha anlamlı bir bütünlük kazanmaktadır. Erken başlayan bir gün, yalnızca saatlerin artması değil; hayatın yoğunluğunun ve niteliğinin artmasıdır. Sabah erken hayata başlayan için gün gerçekten daha bereketlidir.