Plastik ve rekonstrüktif cerrahi, insan bedeni odağında çalışma alanı en geniş cerrahilerden biridir fakat kapsam genişliği sadece bu nedene bağlanamaz. Metodolojisi ve operasyonlarıyla da hem estetiği hem de modifiye edici fonksiyonel uygulamaları birleştiren plastik cerrahi, bu iki ayrılmaz disipliniyle diğer cerrahi branşlardan çok daha farklı bir konumdadır. Bir yanda 'anatomik ve işlevsel norm'u korumaya yönelik, rekonstrüksiyon; diğer yanda da estetik varyasyonları morfolojik iyileşme için kullanan kozmetik cerrahi... Bu yazımızda plastik cerrahinin bu iki önemli jeneriğinden birine, estetik cerrahiye odaklanacağız.
Ampirik bir tanımlama ile estetik cerrahinin, vücut "kusurlarını" düzelttiğini ya da iyileştirdiğini söylemek mümkündür. Bu tanımda 'kusur' kelimesi ile konjenital ya da travma gibi edinsel deformasyonlar karşılandığı gibi yaşlanmaya bağlı meydana gelen fizyolojik değişimler de kapsanır. Bu bağlamda "kusur" kelimesinin medikal bir terimden çok hastaların kendilerinde "güzel" bulmadığı herhangi bir yapısal varyasyona işaret ettiği gerçeği bizi önemli bir sonuca vardırır: Estetik cerrahi, çağın güzellik algısı ile ve hasta talepleriyle yadsınamaz bir geri besleme ilişkisi içindedir. Hasta talepleri ile doğrudan şekillenen estetik uygulamalar, estetik cerrahlar ve onlara başvuran hastalar arasında derin ve samimi bir anlayışla beslenen hekim-hasta ilişkisini de doğurur. Bu ilişkide hekime düşen nedir? Hastanın orada neden bulunduğunu ve yapacağı uygulamanın hastada morfolojik estetikten çok psikolojik bir iyi oluş halini tetikleyip tetiklemediğini fark etmek, iyi bir cevap olabilir.
Biliriz ki her çağda toplum tarafından belirlenen ve bedenlerde var olan farklılıklara aldırış etmeden tüm insanlığa dikte edilen bazı standartlar vardır. Bu katı estetik standartlar, zamana göre değişen bir "güzellik idealini" dayatan kriterlerdir. Bu kriterler yaş, ten rengi, vücut ve yüz oranları için belirli ölçütler belirler. Bu ölçütler, bireysel çeşitliliğe göre revize edilmez ya da her bireyin karakteristiğine göre uyarlanmaz çünkü oldukça katıdırlar. Bu rijit güzellik ideali, medya ve moda gibi devasa güçler tarafından parlatılır ve pazarlanır. Estetik cerrahi ise, yaratıcılığı temel ilke edinen bir şemsiye disiplinin (plastik cerrahinin) içinden çıkıp bu kısıtlamalarda kendine yer edinir. Hasta talepleri, doğrudan güzellik standartları üzerinden oluşur ve daima güzel olanı 'doğala en yakın' olarak tanımlamış bu cerrahi alanı sadeleşmeye zorlar. Ayrıca estetik ameliyatların psikolojik alt metni genelde; hasta tarafında kendini iyi hissetme, kabul edilme, beğenilme ve dışarıdan onay alma çabasıdır. Bu durumda plastik cerrahinin bir çeşit "psiko-cerrahi" gibi çalıştığını söylemek de mümkün olur.
Tıbbın etik ilkeleri bazı durumlarda oldukça nettir, bazı durumlarda da gri bir alana hapsolmuştur. Beden Dismorfik Bozukluğu (BDD) da plastik cerrahinin etik ikilemlerinden biridir. Beden dismorfik bozukluğu ya geç tanı alır ya da kompülsif davranışlara neden olması yönüyle başka psikiyatrik tanılarla karıştırılır. DSM-5, bu rahatsızlık için bazı tanı kriterleri belirlemiştir. Bu kriterler arasında "kişinin kendi görünümü ile ilgili gerçekçi olmayan takıntılı düşüncelere sahip olması, bu takıntılı düşüncelerden dolayı kaygı duyması ve kaygı nedenli kompülsif davranışlar sergilemesi" yer alır. Kompülsif davranışlar son derece kişiye özgüdür ve bu da onları ortaya çıkarıp tanımlamayı zorlaştırır.
Beden dismorfik bozukluğu ile ilgili 2011'de Journal of Plastic, Reconstructive & Aesthetic Surgery'de James Chan ve ekibinin yayımladığı bir makalede; BDD, "plastik cerraha birden fazla kozmetik işlem talep eden bazı hastalarda görülür" şeklinde aktarılır. Yine aynı makaleye göre, nadir de olsa bazı hastalar self- mutilasyon eylemlerine yönelmekte ve plastik cerrahtan kendilerinde kusurlu algıladıkları uzuvları ampute etmelerini isteyebilmektedir. BDD'li hastaların bir kısmı da ampütasyonu zorunlu hâle getirmek için kendilerini ağır bir şekilde yaralayabilmektedirler. Ne yazık ki böyle acil ve zor vakaların yönetimi için elimizde kapsamlı kılavuzlar bulunmamaktadır. Bu tür vakalar, hem hukuk hem tıp hem de tıbbi etik alanlarıyla ilişkili olup hekimi nasıl davranacağı konusunda zorlamaktadır.
Estetik cerrahlar bu bağlamda kendilerine bazı etik ilkeler edinir ve hastaya yaklaşımda psikiyatrik çıkmazları da göz önünde bulundururlar. Herhangi bir estetik cerrahın beden algısı ile ilgili algı bozukluğu yaşadığını fark ettiği bir hastaya ya da bedeniyle ilgili realite ile örtüşmeyen beklentilerle kendisine gelen bir danışana doğrudan bir estetik müdahalede bulunduğunu görmek pek olası değildir. Fakat medyanın bu denli domine ettiği 'estetik' gibi bir alanda, estetik cerrahların etik sorumluluğu sadece kendi klinikleriyle sınırlı değildir.
Estetik cerrahlar, giderek daha zorlayıcı ve katı hâle gelen "güzellik standartları" karşısında nasıl bir tavır takınmalıdır? Bunun net bir cevabının olmaması güzellik kriterleri ve estetik cerrahi ilişkisini, tıbbi etik ilkeleri açısından gri bir alanda bırakır. Günümüzde çoğu estetik cerrah, kendilerini ve becerilerini hastalara tanıtmak amaçlı çeşitli somutlaştırma yollarına başvururlar. Bu yollardan biri de hastaların "operasyon öncesi ve sonrası" fotoğraflarını paylaşmak ve bu ikisini kıyaslamaktır fakat bu kıyaslar hem hastalara hem de hasta adaylarına daha önce fark etmemiş olabilecekleri sözde "kusurları" gösterir. Bu durumda uygulayıcının etik sorumluluğunu tartışmak gerekir çünkü bu tür uygulamalar beden algısını doğrudan etkiler.
Estetik cerrahinin uygulamalarının, beden dismorfik bozukluğunu tetiklemesi ya da semptomlarını kötüleştirmesi talihsizliği yalnızca sosyal medya ile sınırlı değildir. Yapılan akademik çalışmalar BDB'li hastaların estetik operasyonlar sonucu tatminsizlik oranının %80 olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca literatürdeki en ilginç tartışmalardan biri de daha önce hiç BDD semptomu göstermeyen hastalara uygulanan estetik operasyonların BDD başlangıcını tetikleyip tetiklemediğidir. Henüz elimizde az vaka olsa da "post- operatif beden dismorfik bozukluğu başlangıcı" kavramının literatüre girmesi öngörülmektedir.
Estetik cerrahi, hastaları kendi bedenlerinde ve doğal morfolojilerine en yakın hâllerde de iyi hissettiren bir alan olabilir. Güzellik standartlarının tutarsızlığına karşın bireyin değişmeyen ve eşsiz karakteristiğini; yaratacağı anatomik varyasyonun temeli alabilir. Ya da sadece talepleri karşılamaya yönelik bir metodlar bütünü olur ve kendini sıradan bir konumda bulur. Sonuç olarak da hangi yoldan gideceğini yine cerrah kendisi seçecektir fakat bu seçimi yaparken hastanın gerçekten kendi beklentileriyle mi yoksa toplumun beklentileriyle mi kendisine geldiğini anlamak etik açıdan net bir zorunluluk olmasa da hastanın tam iyi oluş hâli için müthiş bir belirleyicidir.
Kaynakça:
• Chan JKK, Jones SM, Heywood AJ. Body dysmorphia, self-mutilation and the reconstructive surgeon. J Plast Reconstr Aesthet Surg. 2011;64(1):143-4.
• Barone M, Cogliandro A, Persichetti P. Ethics and plastic surgery: What is plastic surgery? In: Ethics in Plastic Surgery. Springer, Cham; 2018. p. 1-10.
• Lai CS, Lee SS, Yeh YC, Chen CS. Body dysmorphic disorder in patients with cosmetic surgery. Kaohsiung J Med Sci. 2011;27(7):258-64.