Bir sağlık akademisyeni olarak bir lisans dersimde, ergoterapide “anlamlı aktivite” kavramını anlatıyordum. Öğrencilerime klasik bir soru yönelttim: “Hayatınızda size en çok anlam katan aktivite nedir?” Beklediğim yanıtlar; spor yapmak, müzikle uğraşmak, gönüllülük faaliyetleri, aileyle vakit geçirmek… derken bir öğrenci söz aldı ve şöyle dedi: “Sevdiklerimle birlikte saçmalama oyunu oynamak bana çok anlamlı geliyor.”

Doğrusu önce şaşırdım. “Saçmalama oyunu” da neydi? Akademik literatürde karşılığı var mıydı? Ancak şaşkınlığım kısa sürdü. Biraz kurcaladıkça fark ettim ki, öğrencimin tarif ettiği şey; birlikte absürt kelimeler uydurmak, anlamsız hikâyeler yazmak, gereksiz yere kahkaha atmak, mantık dışı çağrışımlarla sohbeti bilinçli olarak “bozmak” gibi, dışarıdan bakıldığında ciddiyetsiz görünen ama içeriden son derece bağ kurucu bir etkileşim biçimiydi.

Ergoterapi bilimi, kökenlerini 20. yüzyılın başında özellikle Adolf Meyer gibi isimlerin çalışmalarından alır. Meyer, insan sağlığının yalnızca biyolojik değil; alışkanlıklar, roller ve günlük aktiviteler üzerinden şekillendiğini vurgulamıştı. Bugün de ergoterapide temel varsayım şudur: İnsan, yaptığı anlamlı aktiviteler aracılığıyla kimliğini inşa eder ve ruhsal iyilik hâlini sürdürür.

Peki “saçmalamak” anlamlı bir aktivite olabilir mi?

Pozitif psikoloji alanında yapılan çalışmalar, özellikle Barbara Fredrickson’ın “genişlet ve inşa et” (broaden-and-build) kuramı, olumlu duyguların bireyin bilişsel ve sosyal kaynaklarını genişlettiğini gösterir. Kahkaha, oyun ve mizah; yalnızca geçici bir keyif değil, uzun vadeli dayanıklılığın yapıtaşlarıdır. Birlikte gülmek, kişiler arası güveni artırır, stres hormonlarını azaltır ve sosyal bağları güçlendirir.

Nörobilim açısından baktığımızda da tablo ilginçtir. Oyun ve mizah sırasında beynin ödül sistemi aktive olur; dopamin salınımı artar. Sosyal temas ve birlikte kahkaha, oksitosin düzeylerini etkileyerek bağlanma duygusunu pekiştirir. Yani “saçmalama oyunu” aslında nörobiyolojik olarak da ilişkiyi besleyen bir etkinliktir.

Ergoterapi literatüründe oyun, yalnızca çocuklara özgü bir kavram değildir. Oyun; yetişkin yaşamında yaratıcılığın, esnekliğin ve psikolojik iyilik hâlinin önemli bir belirleyicisidir. Burada belirleyici olan şey aktivitenin toplumsal prestiji değil, kişi için taşıdığı öznel anlamdır. Bir başkası için anlamsız görünen bir eylem, birey için kimlik pekiştirici olabilir.

Öğrencimin sözünü ettiği “saçmalama oyunu”nu biraz daha düşündüğümde, bunun aslında ciddi bir işleve sahip olduğunu fark ettim. Günümüz dünyasında performans baskısı, ölçülebilir başarı, verimlilik ve sürekli “mantıklı” olma zorunluluğu baskın. Oysa bilinçli olarak mantığın dışına çıkmak, kontrolü gevşetmek ve birlikte absürtlüğe izin vermek; psikolojik bir nefes alanı yaratıyor.

Bu durum bana oyun kuramcısı ve kültür tarihçisi Johan Huizinga’nın “Homo Ludens” kavramını hatırlattı. Huizinga’ya göre insan, yalnızca “düşünen” değil aynı zamanda “oynayan” bir varlıktır. Oyun, kültürün kurucu unsurlarından biridir. Belki de bizler, yetişkinlikte oyunu fazla ciddiye almadığımız için, anlamın bir kaynağını gözden kaçırıyoruz.

Klinik pratikte şunu sıkça görürüz: Depresyon yaşayan bireylerin günlük yaşam aktiviteleri azalır; ancak daha da önemlisi, anlamlı buldukları aktiviteler daralır. Kişi “hiçbir şeyden keyif almıyorum” der. Oysa bazen iyileşme, büyük hedeflerden değil; küçük ama içten bir paylaşımdan başlar. Birlikte saçmalayabilmek, güvenli bir ilişkinin göstergesidir. Çünkü insan, ancak yargılanmayacağını hissettiği ortamda absürt olabilir.

Ergoterapide danışanlara sık sorduğumuz bir soru vardır: “Sizi siz yapan aktiviteler neler?” Bu soru, özsaygıyı ve kimlik bütünlüğünü destekler. Belki de bu soruya verilecek yanıtlar arasında “arkadaşlarımla anlamsız kelimeler üretmek” ya da “eşimle gece yarısı uydurma şarkılar söylemek” gibi ifadeler de olmalıdır.

Anlam, her zaman ciddi olmak zorunda değildir. Hatta bazen en derin bağlar, ciddiyetin askıya alındığı anlarda kurulur. Saçmalamak; zihinsel esnekliğin, yaratıcılığın ve sosyal güvenin bir göstergesi olabilir. Üstelik bu aktivite düşük maliyetlidir, her yaşa uygundur ve güçlü bir koruyucu ruh sağlığı faktörüdür.

O öğrencime teşekkür ettim. Bana, akademik kavramların arasına sıkışmış bir alanı yeniden hatırlattı: Anlamın hiyerarşisi yoktur. Kimin neye anlam yüklediğini dışarıdan ölçemeyiz. Ergoterapinin özü de tam burada yatar: İnsanı, kendi değer verdiği aktiviteler üzerinden anlamak.

Belki bugün siz de kendinize şu soruyu sorarsınız: “En son ne zaman doya doya saçmaladım?” Eğer hatırlamakta zorlanıyorsanız, belki de yaşamınıza küçük bir oyun alanı açmanın zamanı gelmiştir.

Bilim bize şunu söylüyor: Anlamlı aktiviteler sağlığı besler. Ben ise şunu eklemek isterim: Biraz saçmalamak, sandığımızdan çok daha ciddi bir iştir.