Nano Ölçekte Yeni Bir Dünya: Nanoteknoloji Nedir?

Nanoteknoloji, maddenin yaklaşık 1 ila 100 nanometre (10⁻⁹ metre) ölçeğindeki davranışını inceleyen ve bu boyutta yeni malzemeler ile uygulamalar geliştirmeyi amaçlayan disiplinler arası bir alandır. “Nano” sözcüğü, Yunancada “cüce” anlamına gelmektedir ve bu bağlamda maddeyi olağanüstü derecede küçük bir ölçekte ele aldığımızı söyleyebiliriz.

Nano Boyutta Değişen Özellikler

Bu alanı ilgi çekici ve heyecan verici yapan temel unsur ise, bir maddenin nano boyutlarda gösterdiği fiziksel ve kimyasal özelliklerinin makro boyutlarda farklı davranış göstermesidir. Örneğin altın (Au), nano boyutlara inildiğinde alıştığımız sarı rengini kaybedip kırmızı ya da mavi tonlarda görünebilir. Benzer şekilde normal şartlarda yalıtkan olan bazı maddeler nano boyutlarda iletken özellikler sergileyebilir. Kısacası, maddelerin özellikleri nano boyutlarda değiştirilebilir, böylece tıp ve sanayi alanında daha işlevsel uygulamaların geliştirilmesi için zemin hazırlar.

Nanoteknoloji ve Sağlık: Görünmeyen Riskler

Nanoteknolojiyle ilgili sağlık ve güvenlik endişelerini oluşturan durumlar genellikle nanoteknolojik malzemelerin üretilmesi ve endüstride kullanılması esnasında mesleki maruziyetleri ve sağlık etkilerinin tam olarak bilinmemesinden kaynaklanıyor.

Akciğerlerden Kalbe: Nanoparçacıkların Etkileri

Nanomalzemelerin insan sağlığı üzerindeki etkileri incelendiğinde en belirgin bulguların akciğerler üzerinde olduğu görülmektedir. İnhalasyon yoluyla vücuda giren bazı nanoparçacıklar, akciğer dokusunda iltihaplanmaya neden olurken; uzun vadede akciğer doku hasarı, akciğer fibrozisi ve akciğer kanseri gibi ciddi sonuçlar doğurabilmektedir. Özellikle lifsi yapıya sahip karbon nanotüp türlerinin, gösterdiği etki bakımından asbeste benzer risklere yol açabilir. Olası etkiler yalnızca solunum yoluyla sınırlı kalmıyor. Nanoparçacıklar dolaşıma geçerek kardiyovasküler sistemi de etkileyebiliyor. Bu durum nanoparçacıkların kalp ve damar sağlığı üzerinde de olumsuz sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir. Ayrıca maruz kalınan nanoparçacıkların insan fizyolojisinde yer alan karaciğer, böbrekler, kalp, beyin, iskelet sistemi ve yumuşak dokular gibi farklı organ ve dokulara ulaştığını unutmamak gerekir.

Meslek Hastalıkları: Tarihsel Bir Süreklilik

Meslek hastalıkları, insanın üretmeye başladığı andan beri vardır. Çalışma hayatında uzmanlık alanları ve iş paylaşımı arttıkça ortaya çıkan her meslek sağladığı faydalarla birlikte kendi riskini de üretti. Bu durum kapitalist düzenlerde sağlık ile kâr arasında bir gerilim oluşturdu. Çalışan sağlığını korumakmaaliyeti, daha hızlı ve yoğun üretim ise riskleri beraberinde getirdi. Bu gerilimin yönü çoğu zaman ekonomik ve siyasal güç dengeleri tarafından belirlendi. Bugün teknolojinin ilerlemesiyle birlikte tablo değişmiş değil. Dünyada işe bağlı ölümlerin büyük bir kısmı kazalardan değil, mesleki hastalıklardan kaynaklanıyor.Bu hastalıkların ilk sıralarında ise kalp-damar hastalıkları, kanserler ve solunum sistemi hastalıkları yer alıyor. Türkiye’de ise yıllar içinde meslek hastalığı sayılarının azalan bir eğri gösterdiği görünüyor. Bu durum risklerin gerçekten azaldığını mı, yoksa bildirim eksikliğini mi gösteriyor, tartışma konusu.

Sanayi Devriminden Nano Çağa Yolculuk

Bu tarihsel çerçeve meslek hastalıklarının niteliğini de dönüştürmektedir. Sanayi devriminde kömür tozu ve kimyasal buharlarının meydana getirdiği hastalık tabloları olduğu gibi bugün de nano ölçekte üretilen malzemeler çalışma yaşamına farklı ve daha karmaşık riskler taşımaktadır. Nanoparçacıkların mikroskobik boyutları, onların inhalasyon yoluyla kolayca vücuda girmesine ve klasik toksikolojik değerlendirmelerin ötesinde etkiler göstermesine neden olabilmektedir. Dolayısıyla meslek hastalıkları artık yalnızca görünen tozlar ve kimyasallarla değil, gözle dahi seçilemeyen nano ölçekli maddelerle de ilişkilendirilen yeni bir evreye doğru evrilmektedir. Bu çerçevede nanoteknoloji alanında çalışan işçilerin karşı karşıya kaldığı riskler, meslek hastalıkları tartışmasını daha da güncel ve kritik hale getirmektedir. Nanomalzemelerin uzun vadeli etkileri henüz tam olarak bilinmezken, üretim ve araştırma süreçlerinde maruz kalınan nanoparçacıkların akciğer, kalp-damar sistemi ve diğer organlar üzerindeki potansiyel zararları ciddi bir izleme ve kayıt sistemini zorunlu kılmaktadır. Eğer meslek hastalıkları yeterince tespit edilmez ve raporlanmazsa, nanoteknolojinin sunduğu yenilikçi olanaklar görünmez sağlık maliyetlerinin gölgesinde kalabilir. Bu nedenle bilimsel gelişmelerle birlikte iş sağlığı ve güvenliği politikalarının da eş zamanlı olarak güçlendirilmesi hayati önem taşımaktadır.