Kapı çalıyor. Bayram sabahı… Elinde poşetlerle gelen misafir, cebinde renkli şekerler taşıyan amca, “Al bakalım, bayram şekeri” diyerek uzatıyor. Çocuğun gözleri parlıyor. Bizim de içimiz ısınıyor. Çünkü bir geleneğin sürdüğünü sanıyoruz. Oysa çoğu zaman fark etmediğimiz bir şey oluyor: İkram ettiğimizi düşündüğümüz şey aslında küçük bir zararın paketlenmiş hâli.
Bayramın tadı, şekerin tadına teslim edildi.
Çocukluk dediğimiz o hassas dönemde damak hafızası bir kez şekillendi mi, geri dönüşü kolay olmuyor. Şeker ve çikolata sadece birer “ikram” değil; çocukların metabolizmasına yazılan ilk alışkanlıklar. Ve biz o alışkanlıkları iyi niyetle ama ölçüsüz biçimde veriyoruz.
Bir bayram boyunca onlarca ev gezen bir çocuğun cebine giren şeker miktarını hiç düşündük mü? Bir avuç değil… Küçük bir paket değil… Adeta taşınabilir bir şeker deposu. O masum görünen renkli parçalar; diş minesini aşındırıyor, insülin dengesini bozuyor, iştah mekanizmasını altüst ediyor. Ve en tehlikelisi: bağımlılık başlatıyor.
Evet, şeker sadece bir tat değil. Beyinde ödül sistemini çalıştıran güçlü bir uyarıcı. Dopamin salgılanıyor, çocuk tekrar istiyor. Bir daha… Bir daha… Biz de bunu sevimli buluyoruz. “Ne kadar sevdi şekeri” diyoruz. Oysa izlediğimiz şey, bir alışkanlığın değil, bir bağımlılığın ilk adımları.
Bayram, çocukların neşesiyle anılmalıydı. Ama biz neşeyi paketledik. İçine glikoz şurubu, katkı maddesi, yapay aroma koyduk. Sonra da adına “ikram” dedik.
Bir çocuğa verilen her şeker, sadece o anlık bir mutluluk değildir. Uzun vadeli bir sağlık riskinin küçük bir taksididir.
Bugün çocukluk çağı obezitesi artıyor. Diş çürükleri neredeyse sıradan kabul ediliyor. Dikkat sorunları, ani enerji düşüşleri, huzursuzluk… Bunların hepsi beslenmeyle doğrudan ilişkili. Ama biz hâlâ bayramı şekerle ölçmeye devam ediyoruz.
Oysa bayramın özü şeker değil. Bayram; paylaşmak, hatırlamak, dokunmak. Bir çocuğun kalbine giden yol çikolatadan geçmek zorunda değil.
Kapıyı çalan çocuğa küçük bir kitap vermek mümkün. Bir oyuncak, bir avuç kuruyemiş, bir meyve… Ya da sadece içten bir tebessüm ve güzel bir dua. İnanın, çocuk bunları da kabul eder. Hatta belki daha çok sever.
Ama mesele tercih değil, cesaret meselesi.
Toplum olarak bazı alışkanlıkları sorgulamak zorundayız. “Biz böyle gördük” cümlesi, sağlıksız olanı doğru yapmaz. Her gelenek korunacak diye bir kural yok. Bazıları değişmek zorunda.
Bayramda çocuklara şeker ikram etmek; iyi niyetle yapılan ama sonucu itibarıyla zarar veren bir alışkanlık. Bu yüzden açık konuşmak gerekiyor: Bu bir iyilik değil.
Bu, gecikmiş bir zarar.
Belki sert bir ifade. Ama gerçek bazen serttir.
Çünkü mesele sadece bir şeker değil. Mesele, bir neslin sağlığı.
Ve biz o nesli, farkında olmadan, renkli ambalajların içinde yavaş yavaş tüketiyoruz.