Geçtiğimiz günlerde bir gazeteci dostumun anlattığı olay, aslında bu ülkenin adalet terazisine dair çok şey söylüyor.

Bir yargı mensubuyla ilgili, eleştirel dahi sayılamayacak bir haber yayımlanıyor. Haberde ne ağır bir itham var ne hakaret ne de açık bir saldırı. Fakat haberin ardından mahkeme kararı bir gün geçmeden çıkıyor. Üstelik karar yalnızca kâğıt üzerinde kalmıyor; BTK da aynı hızla ilgili basın kurumuna bildiriyor ve içerik erişime kapatılıyor.

İnsan ister istemez durup düşünüyor: Demek ki olabiliyormuş.

Demek ki dosya görülebiliyor, karar alınabiliyor, yazı yazılabiliyor, bildirim yapılabiliyor ve süreç saatler içinde işletilebiliyormuş. Yargının bu denli hızlı çalışabilmesi elbette takdire şayan. Fakat mesele tam da burada başlıyor: Bu şimşek hızı neden yalnızca bazı dosyalarda ortaya çıkıyor?

Konu sistemin kendi hassasiyet alanına azıcık dokunduğunda mekanizma adeta alarma geçiyor. Ama vatandaş sosyal medyada hakarete uğradığında, iftiraya maruz kaldığında, itibarı hedef alındığında çoğu zaman aynı refleksi göremiyor. Bir insanın adı, emeği, ailesi, mesleki itibarı birkaç cümleyle linç meydanına sürükleniyor; sonra dosya kapı kapı dolaşıyor. Bir yerde “görevsizlik”, başka yerde “yetkisizlik”, bir başka aşamada “takipsizlik” duvarı çıkıyor karşısına.

Oysa itibar da bir haktır. Şeref de korunması gereken bir değerdir. Vatandaşın kişilik hakkı, yalnızca makamların hassasiyet alanına girdiğinde değil, sıradan insanların hayatı karartıldığında da aynı ciddiyetle ele alınmalıdır.

Bugün bir haber için yirmi dört saat dolmadan karar verilebiliyorsa, sosyal medyada hedef gösterilen bir vatandaş neden aylarca bekliyor?

Bir içerik için sistem saat gibi işleyebiliyorsa, yıllardır sonuç bekleyen dolandırıcılık dosyaları neden ağır ağır ilerliyor?

Bir hassasiyet alanında alarm zilleri çalıyorsa, boşanma davasında yıllarca adalet bekleyen kadınlar, çocuklar, aileler neden aynı aciliyeti göremiyor?

Bu sorular yargıya düşmanlık değil; adalete duyulan özlemin sesidir.

Çünkü mesele hız meselesi değildir. Mesele hızın kime, ne zaman ve hangi dosyalarda gösterildiğidir. Adalet, yalnızca kendisine dokunulduğunda koşan; vatandaşa dokunulduğunda yürüyen bir mekanizma gibi algılanırsa, toplumun güven duygusu zedelenir.

Vatandaş mahkemeden mucize beklemiyor. Eşitlik bekliyor. Aynı hassasiyeti bekliyor. Aynı ciddiyeti, aynı dikkatli incelemeyi, aynı güçlü refleksi bekliyor.

Bu noktada hakkı teslim etmek gerekir. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in son dönemdeki söylem ve duruşuna bakıldığında, yargının hızlanması ve vatandaşın yıllarca süren dava süreçleriyle yıpranmaması meselesini önemsediği görülüyor. Akın Gürlek’in 11 Şubat 2026 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı ile Adalet Bakanı olarak atandığı da Adalet Bakanlığı tarafından duyuruldu.

Bu önemlidir. Çünkü sorun yalnızca eleştirilecek bir tablo değil; aynı zamanda güçlü bir iradeyle düzeltilebilecek bir alandır. Sayın Bakan’ın bu meseleyi dert edindiğine dair izlenim, toplum açısından kıymetli bir güven zemini oluşturuyor.

Şimdi beklenti nettir: Bu iradenin sahada daha güçlü hissedilmesi.

Eğer bir gün içinde içerik engelleme kararı alınabiliyorsa, dolandırılan insanın dosyası da yıllarca raflarda beklememelidir. Eğer bir haber için kurumlar saat gibi işleyebiliyorsa, sosyal medyada linç edilen, hakarete uğrayan, itibarı parçalanan insanların başvuruları da bürokratik sisin içinde kaybolmamalıdır.

Adaletin hızı, makamın hassasiyetine göre değil, hakkın ağırlığına göre belirlenmelidir.

Bugün toplumun beklediği tam olarak budur: Yargının gösterebildiği o etkileyici performansın, halkın gündelik hayatına dokunan dosyalarda da görülmesi. Boşanma davalarında, nafaka süreçlerinde, dolandırıcılık dosyalarında, işçi alacaklarında, sosyal medya iftiralarında, miras kavgalarında, şiddet başvurularında…

Çünkü geciken karar yalnızca bir dosyanın uzaması değildir. Bazen bir ailenin dağılması, bazen bir insanın iflası, bazen bir çocuğun hayatının askıda kalması, bazen de bir vatandaşın toplum önünde sessizce yok edilmesidir.

Adaletin şimşek hızı vardır. Bunu gördük.

Şimdi mesele, o hızın yalnızca belirli alanlarda değil, milletin canını yakan bütün davalarda hissedilmesidir.

Sayın Bakan’ın bu yönde atacağı her adım, yalnızca yargı sistemini değil, toplumun devlete olan güvenini de güçlendirecektir.

Çünkü adalet, sadece hızlı olduğunda değil; o hızı herkese eşit gösterdiğinde adalettir.