Bir akşam ayakkabınızı çıkarıp koltuğa uzandığınızda bacaklarınızda beliren morumsu damarlar gözünüze takıldı mı hiç? “Yorgunluktandır” deyip geçtiniz mi? Ya da daha kötüsü, “annemde de vardı, kader” diyerek konuyu kapattınız mı? İşte tam bu noktada durmak gerekiyor. Çünkü varis, çoğu zaman sessizce başlayan ama ihmal edildiğinde hayat kalitesini sinsice kemiren bir hastalık. Estetik bir sorun sanılıp ötelenen, aslında bedenden çok zihni de yoran bir tablo.
Bu yazıda tek bir ana düşüncem var: Varis kader değildir; erken fark edilir, doğru anlaşılır ve zamanında tedavi edilirse hayatın arka planında kalır. Sorun, varisin kendisi kadar, ona bakışımızda.
Varis, en yalın haliyle toplardamarların görevini yapamaz hâle gelmesidir. Kanı yerçekimine karşı kalbe taşıması gereken damarlar, bu işi beceremez olur; kan göllenir, damar genişler, kıvrılır. Bacaklarda ağırlık, yanma, kaşıntı, gece krampları ve gün sonunda artan ağrı… Bunlar çoğu kişinin “günlük hayatın doğal bedeli” sandığı belirtiler. Oysa beden burada açıkça konuşur. Biz dinlememeyi seçeriz.
Türkiye’de erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde varis ya da varise bağlı dolaşım bozukluğu bulguları olduğu biliniyor. Kadınlarda daha sık, evet; ama erkeklerde daha masum değil. Uzun süre ayakta çalışanlar, masa başında saatlerce hareketsiz kalanlar, fazla kilo taşıyanlar, gebelik geçirenler… Liste uzayıp gidiyor. Asıl ortak payda ise şu: Hareketsizliğin normalleşmesi.
Modern hayat, varisin en sadık müttefiki. Asansörle çıkılan katlar, arabayla gidilen yüz metrelik mesafeler, ekran başında geçen saatler… Bacak kasları çalışmadıkça, toplardamarların “yardımcı pompası” devre dışı kalıyor. Damar kapakçıkları yoruluyor, zamanla pes ediyor. Varis işte tam burada başlıyor. Yani mesele yalnızca damarın sorunu değil; bir yaşam biçimi meselesi.
Ama varisi yalnızca yaşam tarzına bağlamak da eksik olur. Genetik yatkınlık güçlü bir faktör. Ailesinde varis olan birinin “ben de olur mu?” sorusu yersiz değil. Olabilir. Ama bu, seyirci kalmayı meşrulaştırmaz. Tam tersine, daha bilinçli olmayı gerektirir.
Toplumda en sık karşılaştığım yanlışlardan biri şu: “Varis ameliyatla alınır, sonra tekrar çıkar.” Bu cümle hem doğru, hem yanlış. Yanlış, çünkü modern tıpta varis tedavisi artık sadece klasik ameliyattan ibaret değil. Doğru, çünkü altta yatan neden düzeltilmezse, yani hastalıklı damar sistemi bütüncül ele alınmazsa, varis başka bir yerden yeniden sahneye çıkabilir.
Bugün elimizde lazer, radyofrekans, köpük skleroterapi gibi son derece etkili ve hasta konforu yüksek yöntemler var. Çoğu işlem günübirlik, çoğu lokal anesteziyle yapılıyor. Ancak asıl mesele yöntemin adı değil; kime, ne zaman, neden uygulandığı. Varis tedavisi bir moda akımı değil, kişiye özel bir planlama işidir. Her görünen damar tedavi edilmez; her tedavi edilen damar da başarı değildir.
Varisin ihmal edildiği noktada tablo ağırlaşır. Ciltte renk değişiklikleri, sertleşme, iyileşmeyen yaralar… “Varis ülseri” dediğimiz durum, yalnızca bacağı değil, insanın ruh hâlini de yaralar. Sosyal hayattan çekilme, sürekli ağrı, enfeksiyon riski… Bunlar işin geç kalınmış yüzüdür. Oysa erken dönemde yapılacak bir değerlendirme, bu zinciri baştan kırabilir.
Burada bir parantez açmak isterim: Varis çorabı meselesi. Evet, doğru hastada ve doğru basınçta kullanıldığında faydalıdır. Ama varisi “çorapla tedavi etmek” diye bir şey yoktur. Çorap, bir destek aracıdır; tedavinin kendisi değil. Tıpkı bastonun, kırığı iyileştirmemesi gibi.
Benim bu konuya bakışım nettir: Varis, bedenin “beni ihmal ediyorsun” deme biçimlerinden biridir. Ne bağırır, ne alarm verir; sadece sabırla bekler. Ta ki siz artık görmezden gelemeyene kadar. O yüzden varisi yalnızca damarların değil, hayat temposunun hastalığı olarak görüyorum.
Hastalarımdan sık duyduğum bir cümle var: “Keşke daha önce gelseydim.” Bu cümle, tıbbın değil, ihmalkârlığın itirafıdır. Oysa erken gelen, soru soran, araştıran hasta her zaman avantajlıdır. Variste de bu değişmez.
Bu yazıyı okuyanlara tek bir çağrım var: Bacaklarınıza bakın ama sadece estetik gözle değil. Gün sonunda ne hissettiğinizi hatırlayın. Ağrıyı, ağırlığı, yorgunluğu normalleştirmeyin. “Herkeste var” cümlesi, tıbbın değil, alışkanlığın ürünüdür.
Varis kader değildir. Kader gibi kabullenilen şeylerin çoğu, aslında ertelenmiş kararlardır. Siz kararınızı bugün verin: Dinleyen, anlayan ve zamanında harekete geçen tarafta olun. Çünkü sağlık, en çok da “sonra bakarız” dediğimiz yerde kaybolur.