Statinler uzun zamandır hayatımızda. Buna rağmen en çok konuşulan, en çok çekinilen, en çok kulaktan dolma bilgiyle yargılanan ilaç gruplarından biri olmaya devam ediyor.

Ne gariptir ki, tansiyonunu ciddiye alan, şekerini takip eden, sigaranın zararını kabul eden birçok insan, kolesterol söz konusu olduğunda bir anda bilimden uzaklaşıp söylentilerin gölgesine sığınıyor. Burada yalnızca bir ilaç tartışması yok. Burada kalp krizi, inme, damar tıkanıklığı ve erken kaybedilmiş hayatlar var.

Statin korkusu çoğu zaman sessiz bir yanlışın kapısını aralar. Statin kullanması gereken bir kişinin korku veya yanlış bilgi nedeniyle tedaviyi reddetmesi, ilk anda sorun çıkarmasa da zamanla ciddi sonuçlara yol açabilir. Çünkü bazı sağlık riskleri birdenbire değil, fark edilmeden ilerler. Bedeli de çoğu zaman yıllar sonra ortaya çıkar.

Sayıya değil, insana bakmak gerekir

Kolesterol meselesi tek başına bir laboratuvar kâğıdından ibaret değildir. Bir kişinin yalnızca LDL değerine bakarak karar verilmez. HDL’si nedir, trigliseridi kaçtır, varsa ApoB ya da Lp(a) yüksekliği var mıdır, tansiyonu nasıldır, diyabet eşlik ediyor mu, sigara içiyor mu, ailede erken yaşta kalp damar hastalığı öyküsü bulunuyor mu? Bunların hepsi birlikte değerlendirilir. Çünkü hekimlik, bir rakama değil bir insana bakma sanatıdır.

Tam da bu yüzden sosyal medya paylaşımı farkındalık üretebilir ama tedavi kararı üretemez. Bir başkasının yaşadığı yan etki, sizin kaderiniz değildir. Bir başkasının ilaca ihtiyaç duymamış olması, sizin de duymayacağınız anlamına gelmez. Sağlık, kopyala yapıştır mantığıyla yürütülecek bir alan değildir. Her bedenin hikâyesi farklıdır. Her riskin ağırlığı aynı değildir.

Bugün bir kişide yaşam tarzı değişikliği yeterli olabilir. Başka bir kişide statin gerekir. Daha yüksek risk taşıyan bir hastada ise statinle birlikte ezetimib düşünülür. Bu karar, ekran başında yapılan yorumlarla değil; riskin bütünü görülerek verilir. İşte asıl mesele tam da budur: İlacın adı değil, kişisel riskin doğru okunması.

Korku, bazen hastalığın önünü açar

Statinler hakkında üretilen dilin önemli bir kısmı tıbbi değil, duygusaldır. İnsanlar çoğu zaman ilacı değil, ilacın temsil ettiği şeyi reddeder. “Ben artık hasta mı oldum?” kaygısı, “Ömür boyu ilaç mı kullanacağım?” sıkıntısı, “Bir kez başlarsam bırakamam” endişesi… Bunların hepsi anlaşılır duygular. Hekim bunları küçümsemez. Tam tersine, dinler. Ama duyguyu ciddiye almak başka, tıbbi gerçeği ondan bağımsız değerlendirmek başkadır.

Bir hastanın ilaca karşı mesafeli olması insanidir. Fakat ilacı şeytanlaştırmak, topluma zarar verir. Çünkü o zaman tedavi tartışması yerini korku ticaretine bırakır. Bir bakarsınız, yıllardır hiçbir bilimsel ağırlığı olmayan cümleler gerçekmiş gibi dolaşıma girer. İnsanlar hekimine danışmak yerine birbirine danışmaya başlar. Bilginin yerini kanaat, kanaatin yerini de gürültü alır.

Kalp damar hastalıkları ise bu gürültüden etkilenmez. Onlar sessiz ilerler. Damarın içinde olup bitenler, sosyal medya cümlelerinden utanıp geri çekilmez. Süreç işlemeye devam eder. Siz ilacı tartışırken risk de kendi yolunda ilerler.

Tedavi, yalnızca reçete yazmak değildir

İyi hekimlik, statin başlamak kadar ne zaman başlamayacağını da bilmektir. Her yüksek kolesterol değeri aynı anlamı taşımaz. Her hasta aynı noktada değildir. Bu yüzden tedavi dediğimiz şey, yalnızca reçeteye bir isim yazmak değildir. Hastaya durumu anlatmaktır. Riskini anlamasını sağlamaktır. İlaç gerekiyorsa neden gerektiğini açıkça konuşmaktır. Gerekmediği yerde de boş yere korku üretmemektir.

Ne var ki günümüzde iki uç dil öne çıkıyor. Bir yanda her kolesterol yüksekliğini panik havasına sokan yaklaşım, diğer yanda statinleri neredeyse gereksiz bir icat gibi gösteren sorumsuz söylem. Oysa tıp bu iki ucun arasında, daha vakur bir yerde durur. Orada ne gereksiz kahramanlık vardır ne de gereksiz inkâr. Orada hastanın lehine olanı arama ciddiyeti vardır.

Hekimin görevi hastayı ilaçla korkutmak değildir. Ama ilacı gereksiz yere itibarsızlaştırmak da değildir. İnsanlara gerçekçi bir zemin sunmak gerekir. Yaşam tarzı değişikliği elbette kıymetlidir. Beslenme, hareket, kilo kontrolü, sigaranın bırakılması, uyku düzeni… Bunlar tedavinin temelidir. Fakat bazı riskler vardır ki yalnızca iyi niyetle yönetilemez. İşte o noktada ilacı bir yenilgi gibi değil, korunma aracı gibi görmek gerekir.

Mesele kolesterol değil, hayatın devamıdır

Statin kelimesi çoğu zaman bir laboratuvar tartışmasına sıkıştırılıyor. Hâlbuki mesele bundan büyüktür. Mesele, torununu büyürken görmek isteyen bir dededir. Mesele, daha yapacak çok işi olan bir annedir. Mesele, kendini iyi hissettiği için sağlıklı olduğunu sanan ama damarlarında sessiz bir risk taşıyan on binlerce insandır. Tıpta bazı kararlar bugün alınır ama sonucu yıllar sonra anlaşılır. Statinler de o kararlardan biridir.

Bu yüzden toplum olarak ilaca karşı değil, bilgisizliğe karşı daha mesafeli olmalıyız. Sorgulamak kıymetlidir, ama sorgulamanın da bir ahlakı vardır. Hekime sorarsınız, riskinizi öğrenirsiniz, seçenekleri konuşursunuz, kararınızı bilgiyle şekillendirirsiniz. Bu olgun bir tutumdur. Fakat söylentiyi bilgi yerine koymak, bedelini bedeniyle ödeyecek bir cesaret değildir. Adı yanlış cesarettir.

Kararı paylaşım değil, değerlendirme verir

Bugün yapılması gereken şey çok nettir. LDL, HDL, trigliserid, varsa ApoB ve Lp(a), tansiyon, diyabet, sigara ve aile öyküsü birlikte ele alınmalıdır. Sonra kişisel risk değerlendirmesi yapılmalıdır. Ardından yaşam tarzı değişikliği mi gerekir, statin mi gerekir, statinle birlikte ezetimib mi gerekir; buna hekimle birlikte karar verilmelidir. Sağlık böyle yürür. Ciddiyet böyle kurulur.

Sosyal medya çağında yaşıyoruz. Herkes konuşuyor. Herkes kendi tecrübesini genelleştirmeye yatkın. Ama tıp, tecrübe kadar ölçü işidir. Denge işidir. Sorumluluk işidir. Statinler hakkında konuşurken de buna ihtiyaç var. İnsanları korkuyla değil, bilgiyle korumak zorundayız.

Çünkü bazen bir ilacı değil, bir ihtimali reddediyoruz sanırız. Oysa aslında reddettiğimiz şey, korunma imkânının kendisi olur. Ve ne yazık ki kalp damar hastalıkları, bu ihmali affetmez.