Sizlere bir literatür hikâyesi anlatacağım.
Bu hikaye 1985 yılına ait. O yıllarda değil cep telefonu, internet ve hatta sabit telefon bile az bulunurdu. Literatüre ulaşmak hakkında öyle bir şey anlatacağım ki benzerini, kil üzerine çivi yazısı ile yazılmış binlerce yıllık sümer tabletlerinde bile bulamayacaksınız.
O yıllarda basılmış tıbbi makalelere erişim şöyleydi; index medicus diye her yıl yeniden basılan bir katalog vardı. Bu kataloğun eni 50 cm, boyu 100 cm uzunluğundaydı ve kalınlığı abartısız 20 cm kadardı. Bilenler bilir, muhteşem bir şeydi. Hatırlayanların eğer hâlâ yaşıyorlarsa ki çoğu mutlaka ölmüştür, yaş bakımından doğal ölüm demek istedim, neyse o başka konu daha iyi bileceği gibi, bu kataloğu de öyle her yerde bulamazdınız; Çapa, Hacettepe bilemedin GATA, başka yerde bulunmazdı. Gerçi katalog demeye bin şahit ister, sanırsın ki tüm dünyadaki insanların isim listesi, öyle kallavi bir şeydi mübarek. İçinde de bir önceki yıldan geriye doğru dünyada yayınlanmış tüm makalelerin bilgileri bulunurdu. Anahtar kelimelere göre aranan ve kelimenin yer aldığı makalenin özeti ile birlikte hangi dergide yayımlandığını bildiren adres bilgisi veren bir katalog idi. O yüzden de adı Index Medicus idi. Araştırma yapacak olduğumuzda anahtar kelimeleri, abece sırasına göre parmaklarımızla arardık. Ama bu adına ben diyeyim katalog siz deyin, siz yayın kütüğü veya ne derseniz deyin, bunun sayfalarını çevirmek de öyle her babayiğidin harcı değildi. Sayfayı çevirirken sayfayla birlikte en az iki adım atmanız gerekirdi. Bir de beni düşünün ufak tefek biriyim, ben sağlam üç adım atardım yandan yana. Tam açıldığında, uzunluğu benim boyumu geçerdi. Gülmeyin, gerçek söylüyorum. Anahtar kelimeyi bulduğumuzda, altında yer alan ilgili makalelerden bize uyanı seçebilmek için kısa özetlerini okurduk. Araştırmamızla ilgili bir yayın bulduğumuzda, adres çubuğunu yanı başında duran matbu bir A5 boyutunda kâğıdın ilgili kutucuklarına not alır, sonra gider kütüphane memuruna bu makaleyi istediğimizi söyler ve sipariş formu doldururduk. Çapa’da bu işlem ücretsizdi, kurum karşılıyor idi, diğer kurumları bilemem. Sonra beklemeye başlardık. Enderi nadirattan o dergiye kurum abone ise ve ilgili sayısı da ellerinde mevcut ise birkaç saat içinde makaleye erişmiş olurduk, aksi halde ve genellikle kurum o dergiye abone değildi ya da Prof. Dr. Zeki Güzel hocamın deyimiyle, tam aradığımız sayı gelmemiş olurdu.
Sonuçta makale ya Ankara’ya -artık Hacettepe’ye mi, merkez kütüphaneye mi bilemiyorum- ya da oradaki listede de yoksa, yurt dışına sipariş geçilirdi. Sonra haftada bir kütüphaneye uğrardık ve makalemiz geldiyse alıp okur, yayınımıza eklerdik.
Günümüzde bilgiye ulaşmak nasıl desem o kadar kolaylaştı ki, araştırma yapmayanı dövüyorlar. Pubmed’den anahtar sözcüklerle tarama yap¬madan ağzını açamazsın. Sci-hub’dan ücretsiz makale indir¬meyi bilmeyene selam verilmez. Kurumların dergi abonelikleri sayısı yüzbinlerle ifade ediliyor. Ortalama bir üniversitede mesela istenilen bir yayının temin edilme süresi en fazla, uzasa bile 2 saat sürüyor, sonra tak! makale pdf formatında bilgisayarımda. Artık bilimsel yayın yapmaz isen o senin başarın.