Mesele acıyı hissetmek değildir, o neticede canlılık belirtisidir. Mesele başkasının acısını da en az kendi acısı kadar hatta mümkünse daha fazla duyumsayabilmektir. İşte bunu başaran biri kalplere dokunmayı da bilir. Ben ona kısaca tamirci diyorum.

Tamirci hikayeleri bilinç dışına yapılan bireysel bir yolculukla başlar ve insanın kültürel emrivakilerine isyanıyla sonlanır. Sevin ya da sevmeyin ama lütfen insana ait hiçbir şeye zarar vermeyin. O misal, tamirciliğin de kuralı önce zarar vermemektir.

Tamirci süreçten sorumludur. Görevi; sadağından uygun oku seçerek çıkarmak; bilirsiniz, oklar nişan alınan hedefe göre farklı tasarımlar içerir, yaya takmak; bilirsiniz, her amacın bir aracı vardır, yayı germek; bilirsiniz, her eylemin bir temel hareketi vardır ve hedefe nişan aldıktan sonra; bilirsiniz, yapılan her işe odaklanmak gerekir, yarım nefes tekniği ile elinin titremesine izin vermeden; bilirsiniz, usulüne uygun yapılan işler başarılı olunur, oku bırakmaktır. Bilirsiniz işte ok yaydan çıktıktan sonra artık okçunun yapabileceği bir şey yoktur. Tamirci süreçten sorumludur demiştik, yani bir okçu gibi elinden geleni yapar. İşte o misal, nasıl ki okun hedefe giderken yolda karşısına çıkan başta yerçekimi ve rüzgâr olmak üzere doğal ve yapay engeller vardır. Sonuç bunlara bağlıdır. Tamir olayında da aynıdır. Sonuç, tamircinin ve tamir edilecek şeyin içinde bulunduğu nişten bağımsız değildir.

O misal, tamirci insana ait ne varsa tamir edebilir. Hayatları ve hayalleri, geçmiş, şimdi ve gelecek zamanı, ruhu ve bedeni, rüyaları ve gerçekleri tamir edebilir. Evet elbette bazı şeylerin asla tamir edilemeyeceğini de bilir. Ama dener. Evet dener. En zorundan en kırılganına, en olmazından en kolayına kadar, insana ait ne varsa, erişebildiklerini tamir etmeyi, elinin erdiği dilinin döndüğü kadarıyla, tamir etmeyi dener. Tamir edebildiği şeylerin tekrar eskisi gibi veya daha farklı veya eskisinden daha iyi veya daha kötü yani nasıl ve ne şekilde kullanılacağına sahibi karar versin istediği için, kişisel yorumlarını fazla öne çıkarmamayı tercih eder. Bunu bazen akışa karşı da olsa yapar. Çünkü bilir ki; kendini akıştan sakınan biri illaki bazı mükemmel şeyleri kaçırır.

Tamirci zanaatçıdır. Yaptığı; kırılan, dökülen, bozulan ve bazen de eskiyen eşyaların bazı maddeler yardımıyla fiziksel olarak onarılması gibi, el emeği göz nuru gerektiren bir sanattır. Tamir ederken, kırık yerler gizlenmez; aksine, çatlaklar ve kırılmalar onarım esnasında vurgulanarak eserin bir parçası haline getirilir. Bu sanatın arkasındaki felsefe, zarar gören nesnenin (veya duygunun) güzelliğinin tamir edilerek iyileştirilmesidir. Aslında kırılmış olanın iyileştirilmesi anlayışı felsefi bir semboldür. Hatalar, zamanla oluşan yıpranmalar veya yaşanmışlıkların da hayattaki değerli deneyimlerin bir parçası olduğunu hatırlatır. Bu tamir aslında sadece fiziksel bir tamir değildir, aynı zamanda bir ruhsal bir iyileşme felsefesi olarak da kabul edilebilir; çünkü kırıklıklar ve tamirler, yaşamın doğal bir parçasıdır. Kırılan kalplerin, yıkılan gönüllerin, görünür görünmez, açık kapalı, kabuk bağlamış veya akıntılı yaraların dahi bazen küçük bir özürle, bazen bir çiçek bazen bir böcekle, bazen sargı beziyle ve hatta bazen bir öpücükle tamir edilmesi mümkündür. İşte bu nedenle tamirci tam tekmil bir sanatçıdır.

--

şimdi sonsuzdur