Bir zamanlar kumarhaneler şehrin karanlık köşelerine gizlenirdi. Neon ışıkları uzaktan seçilirdi, kapısından girenin çıktığı bilinirdi. Şimdi öyle değil. Kumar artık cebimizde taşıdığımız o küçük ekranda. Bildirim sesi kadar yakın, parmak hareketi kadar hızlı. Görünmüyor ama kaybettirdikleri son derece somut.

Sanal kumar dediğimiz şey, sessizce hayatımıza yerleşti. Ne yüzlerde okunuyor ne de kalabalıkta fark ediliyor. Çünkü ortada masa yok, iskambil yok, rulet yok. Sadece bir uygulama, bir site, bir oyun görüntüsü. İnsan “oynuyorum” demiyor, “takılıyorum” diyor. Mesele tam da burada başlıyor.

Birçok genç masum bir oyun gibi adım atıyor bu dünyaya. Ufak miktarlar, küçük denemeler. Sonra bir kez daha. Kaybettikçe geri alma isteği büyüyor, kazandıkça bir şeylerin mümkün olduğu hissi. O platformların arkasında soğuk bir matematik var. İnsan zaaflarını ezbere biliyorlar. Bazen küçük bir kazanç verip umut aşılıyorlar, bazen kaybı telafi etme dürtüsünü kaşıyorlar. Bir süre sonra mesele para olmaktan çıkıyor, heyecan haline geliyor. O heyecan bağımlılığa dönüşüyor. Bağımlılık ise bir evin huzurunu, bir gencin geleceğini, bir çalışanın alın terini usul usul kemiriyor.

En acısı, çoğu ailenin bunun farkında olmaması. Çocuk odasında, kapı kapalı. Aile “telefonla oyalanıyor” sanıyor. Oysa ekranın içinde başka bir masa kurulmuş. Bir baba maaşını, bir öğrenci harçlığını, bir genç kredi kartını kaybediyor. Ardından borç geliyor. Borcun peşinden yalan. Sonra da ağır bir utanç. Fiziksel bir kumarhaneye gitmekten daha görünmez bu süreç. Bu yüzden daha sinsi.

Bu meseleyi sadece bireysel zaaf diye geçiştirmek mümkün değil. Toplumun sinir uçlarına değen bir sorunla karşı karşıyayız. Düzenleyici kurumlar, finans sistemi, iletişim altyapısı… Hepsinin daha dikkatli, daha kararlı bir duruş göstermesi gerekiyor. “Kolay para” hayalini parlatan reklamlar, sosyal medyada dolaşan örtülü tanıtımlar genç zihni hedef alıyor. Boşluk bırakıldığında o boşluğu başkaları dolduruyor.

Okullarda da bu konuya göz kapamak lüksümüz yok. Çocuklara sadece yasakları hatırlatmak yetmez. Zihnin nasıl manipüle edildiğini, kaybetme duygusunun nasıl tuzağa dönüştüğünü anlatmak gerekir. Risk bilinci ve finansal farkındalık bir tercih değil, ihtiyaç.

Sanal kumar yalnızca cüzdanı boşaltmıyor. Ruh sağlığını da aşındırıyor. Depresyon, kaygı, umutsuzluk… Borç batağına saplanan gençlerin dosyaları psikiyatri servislerinde birikiyor. Bu zincirin halkaları birbirine bağlı. Ekonomik kayıp, aile içi gerilim, sosyal kopuş… Hepsi birbirini besliyor.

Çözüm elbette var. Yasa dışı sitelere karşı daha etkin mücadele, finansal hareketlerin daha sıkı takibi, dijital içeriklerin daha dikkatli denetlenmesi, ailelerin bilinçlendirilmesi ve bağımlılık tedavi imkânlarının güçlendirilmesi gerekiyor. Bu bir kişinin meselesi değil. Bir toplumun geleceği söz konusu.

Ekranlar hayatımızı kolaylaştırmak için vardı. Şimdi bazı ekranlar hayatımızdan çalıyor. Bir milletin en büyük gücü gençliğidir. Eğer o gençlik algoritmaların masasında kaybedilirse, geriye yalnızca pişmanlık kalır.

Sanal kumar sessiz ilerliyor. Etkisi ise yankılı. Bazen en büyük tehlike, gözümüzün önünde olup da görünmeyendir.