Bir çocuğun kilosu konuşulurken sesler genelde kısılır. Kimse kırmak istemez, kimse “yanlış bir şey söylüyorum” duygusuyla baş başa kalmak istemez. “Biraz tombul”, “kemikleri iri”, “nasıl olsa boy atınca gider” gibi cümleler bu sessizliğin içinden kendiliğinden çıkar. Oysa tartışılan şey estetik değildir. Tartışılan şey, sessizce ilerleyen bir hastalıktır.
Obezite çocuklukta başladığında masum görünür. Koşar, güler, okula gider, dersini yapar. Aile için sorun yok gibidir. Ne ağrı vardır ne acil bir tablo. İşte tam da bu yüzden tehlikelidir. Çünkü çocukluk çağı obezitesi çoğu zaman kendini gizler. Asıl yükü, yıllar sonra taşınır.
Bugün çocuk endokrin kliniklerinde en sık karşılaşılan sorunlardan biri insülin direncidir. Yani vücut insülini üretir ama kullanamaz. Kan şekeri henüz diyabet sınırında değildir ama sistem alarm vermeye başlamıştır. Bu alarm, çoğu evde duyulmaz. Çünkü çocuk hâlâ “iyi görünüyordur”.
Aileler genellikle şunu sorar: “Ama hocam, daha çocuk bu.” Evet, çocuk. Ama metabolizma yaşa bakmaz. Yağ dokusu arttıkça hormon dengesi değişir. Karaciğer yorulur, pankreas daha fazla çalışmak zorunda kalır. Vücut, olması gerekenden daha erken bir yaşta yetişkin hastalıklarının provasını yapmaya başlar.
İnsülin direnci, sadece ileride şeker hastalığına giden bir yol değildir. Aynı zamanda erken ergenliğin, karaciğer yağlanmasının, adet düzensizliklerinin, hatta bazı çocuklarda tansiyon problemlerinin de kapısını aralar. Bunların hiçbiri bir sabah ansızın olmaz. Sessiz ilerler. En tehlikeli yanı da budur.
Anne babalar çoğu zaman farkında değildir. Farkında olmamaları da ihmalden değil, alışkanlıktan kaynaklanır. Çocuklukla kilo arasında kurulan eski bağ hâlâ zihinlerde durur. “İştahlı çocuk sağlıklıdır” düşüncesi kuşaktan kuşağa aktarılır. Oysa artık dünya değişti. Çocukların hareket alanı daraldı, sofralar değişti, ekranlar çoğaldı. Eski doğrular, yeni hayatın içinde geçerliliğini yitirdi.
Bir çocuk günde saatlerce hareketsiz kalıp yüksek kalorili, düşük besin değerli gıdalarla besleniyorsa bu sadece kilo artışı değildir. Bu, hormonal bir dönüşümdür. İnsülin direnci de tam burada başlar. Ne can yakar ne hemen hasta eder. Ama vücudun ayarlarını bozar.
Obez bir çocuk hasta mıdır sorusuna dürüst bir cevap vermek gerekir. Evet, obezite bir hastalıktır. Hele çocukluk çağında başladığında, geleceğe taşınan kronik bir sorundur. “Şimdi değil ama sonra” diye ertelenen her durum, sonra daha ağır bir bedelle geri döner.
Bu noktada suçlu aramak kolaydır ama anlamsızdır. Ne çocuk suçludur ne de ailesi tek başına. Asıl sorun, bu durumu hâlâ geçici bir hâl gibi görmemizdir. Obeziteyi bir karakter meselesi, irade sorunu ya da estetik problem olarak okumaya devam ettiğimiz sürece, insülin direnci de diyabet de kapıyı çalmaya devam eder.
Çocuklar kendilerini savunamaz. Ne yediklerini, nasıl yaşadıklarını seçme şansları sınırlıdır. Onların adına fark etmek, durmak ve yön değiştirmek yetişkinlerin sorumluluğudur. “Biraz kilolu ama mutlu” cümlesi kısa vadede rahatlatıcı olabilir. Uzun vadede ise ağır bir sessizliktir.
Bugün bir çocuğun kilosunu konuşmak zor olabilir. Ama yarın bir gencin diyabet tanısını konuşmak çok daha zordur. Sessiz giden bu süreci görmezden gelmek, sorunu ortadan kaldırmaz. Sadece zamanı erteler. Ve çocuklarda obezite, zamanla hafifleyen bir mesele değildir. Zamanla derinleşir.
Belki de en doğru soru şudur: Obez çocuk hasta mıdır değil, biz bunu ne zaman fark edeceğiz?