Bir toplum çocuklarını gerçekten önemsiyorsa bunu nutuklarla değil, onların bedenine verdiği değerle gösterir. Karnı doyan, sırtı giyinen, okula gönderilen her çocuk sağlıklı sayılmaz. Çünkü sağlık, yalnızca hastalık çıkmaması değildir. Sağlık, bedenin sağlam kurulmasıdır. İşte tam burada yıllardır yeterince ciddiye alınmayan bir mesele duruyor karşımızda: çocukların kemik sağlığı.
Kemik dendiğinde çoğu insanın aklına ileri yaş gelir. Oysa kemiğin kaderi yaşlılıkta değil, çocuklukta yazılır. Çocukluk, yalnızca boyun uzadığı bir dönem değildir; iskelet sisteminin sessizce inşa edildiği yıllardır. Bu inşa zayıf kalırsa, ileride ortaya çıkan tablo tesadüf değildir. İhmalin gecikmiş sonucudur. Bu yüzden güçlü kemikler meselesi dar bir uzmanlık başlığı değil, doğrudan çocuk sağlığının merkezidir.
Bugün çocukların dersine, sınavına, ekran süresine, okul başarısına büyük dikkat gösteriyoruz. Ama aynı dikkati hareketine, güneş görüp görmediğine, açık havada ne kadar kaldığına, nasıl beslendiğine göstermiyoruz. Oysa sağlam kemik dokusu yalnızca sofradaki birkaç besinle oluşmaz. Çocuğun güneşle teması, açık havada geçirdiği zaman ve gerektiğinde D vitamini desteği bu yapının temel taşlarındandır. Gün ışığından uzak, sürekli kapalı alana mahkûm, hareketsiz bir çocukta güçlü kemik yapısını korumak kolay değildir.
Burada çok yaygın bir yanılgı var. Bir çocuk kiloluysa sağlıklıdır sanılıyor. Süt içiyorsa iş tamam kabul ediliyor. Oysa kemik sağlığı böyle yüzeysel ölçülerle değerlendirilemez. Çocuğun tabağı kadar günü de önemlidir. Koşuyor mu, oynuyor mu, zıplıyor mu, yere sağlam basıyor mu? Çünkü kemik, kullanılınca güçlenir. Hareket etmeyen beden, kendi inşasını eksik bırakır. Saatlerce oturmaya zorlanan, ekran karşısında büyüyen, açık havadan koparılan çocukta yalnızca kaslar değil, kemik yapısı da zayıflar.
Üstelik bu sorun gürültüyle gelmez. Bir çocuk size dönüp “Benim kemiklerim zayıflıyor” demez. Mesele çoğu zaman sessiz ilerler. Duruş bozukluklarıyla, çabuk yorulmayla, hareketsizlik alışkanlığıyla, güçsüz kas yapısıyla, bazen de geç fark edilen eksikliklerle kendini belli eder. Zaten en tehlikeli halk sağlığı sorunları çoğu zaman böyle ilerler; bağırmadan büyür, görünmeden yerleşir, sonra herkes sonucu konuşur.
Şehir hayatı da bu tabloyu ağırlaştırıyor. Çocuk için değil, araç için kurulmuş sokaklar… Daralmış oyun alanları… Güvenlik kaygısıyla eve kapanan aileler… Ders baskısıyla hareketi ikinci plana atan okul düzeni… Bütün bunlar bir araya geldiğinde ortaya sadece hareketsiz bir çocukluk çıkmıyor; zayıf kurulan bir beden yapısı çıkıyor. Sonra bu tabloyu bireysel tercih gibi anlatıyoruz. Hayır. Bu, bireysel bir tercih değil; çocukluk düzeninin bozulmasıdır.
Bir çocuğun güçlü olması yalnızca hastalanmaması değildir. Güçlü çocuk, bedenini taşıyabilen çocuktur. Düşüp kalkabilen, yorulmadan oynayabilen, kası ve kemiği uyum içinde gelişen çocuktur. Sağlam kemik yapısı, çocuğun yalnızca bugünkü hareketini değil, yarınki hayat kalitesini de belirler. Çünkü çocuklukta eksik kurulan beden, gençlikte ve erişkinlikte daha ağır sonuçlar doğurur. Bugün gözden kaçan ihmal, yarın sağlık sisteminin önüne daha büyük bir yük olarak gelir.
Burada bütün yükü aileye bırakmak da kolaycılıktır. Elbette anne babanın sorumluluğu büyük. Ama her meseleyi evin içine sıkıştırmak, kamusal sorumluluğu görünmez hâle getirir. Okul, mahalle, park, şehir planlaması, çocuk sağlığı izlemleri, beslenme düzeni, hepsi bu işin parçasıdır. Çocuğun kemiği yalnızca hastanede korunmaz; hayatın içinde güçlenir. Hastane eksikliği ve sonucu görür. Asıl inşa evde, okulda, sokakta, oyunda olur.
Bir başka yanlış da başarıyı sadece zihinsel performansa indirgemektir. Çocuğun test çözmesini istiyoruz ama koşmasını ihmal ediyoruz. Dersini önemsiyoruz ama oyunu gereksiz görüyoruz. Oysa oyun, çocuğun vakit kaybı değil; gelişim alanıdır. Hareket, dikkat düşmanı değil; gelişimin taşıyıcısıdır. Sağlam bedenle güçlü zihin birbirinin rakibi değildir. Tersine, biri eksildiğinde diğeri de tam kurulamaz.
İşin özü şudur: Çocukların kemik sağlığı ertelenmeyecek kadar önemli, tesadüfe bırakılmayacak kadar ciddi bir konudur. Doğru beslenme, düzenli hareket, güneşten yeterince yararlanma, açık havayla temas ve gerektiğinde D vitamini desteğinin zamanında değerlendirilmesi birlikte düşünülmelidir. Bunlardan biri eksildiğinde geriye yalnızca iyi niyet kalır. İyi niyet ise çocuk sağlığını korumaya yetmez.
Artık şu gerçeği açıkça söylemek gerekir: Güçlü kemikler, sağlıklı çocukların sessiz temelidir. O temel zayıfsa, üstüne ne koyarsanız koyun eksik kalır. Böylece; çocukların kemik örüntüsü zayıflarken, kemik dokunun oluşturduğu iskelet sistemi gereken işlevi göremez ve sağlıklı ve güçlü bir çocuktan bahsedilemez.