Önceki yazımızda malpraktis kavramını ayrıntılı olarak ele almış, sağlık personelinin mesleki uygulamalar sırasında karşılaşabileceği hata ve ihmalleri değerlendirmiştik. Bu yazımızda ise malpraktisin ortaya çıkmasına neden olan başlıca faktörler ile bu konudaki hukuki süreçleri inceleyeceğiz.

Malpraktisin Başlıca Nedenleri

1. İletişim Eksikliği

Malpraktisin en önemli nedenlerinden biri, hasta ile hekim arasındaki sağlıklı iletişimin kurulamamasıdır. Hastayla yeterli iletişim sağlanamaması, hastanın tedavisinde görev alan diğer hekimlerle ve konsültasyon istenen uzmanlarla etkin bir iş birliğinin kurulamaması ya da iletişimin yalnızca telefon görüşmeleriyle sınırlı kalması tanı ve tedavi sürecini olumsuz etkileyebilmektedir.

2. Tıbbi Kayıt Hataları

Eksiksiz ve doğru tutulan tıbbi kayıtlar, malpraktis iddialarında hekimin en önemli hukuki güvencelerinden biridir. Hekim, yaptığı tıbbi uygulamaları ve aldığı kararları kayıtlar aracılığıyla belgeleyerek kendisini savunabilir. Ayrıca tıbbi kayıtların düzenli tutulması hukuki bir yükümlülüktür.

Hastaya ait tıbbi bilgilerin ayaktan tedavi gören hastalarda poliklinik kayıtlarına, yatarak tedavi gören hastalarda ise hasta dosyasına ayrıntılı şekilde işlenmesi büyük önem taşımaktadır. Adli ve idari bilirkişi raporları büyük ölçüde bu kayıtlar esas alınarak hazırlanır. Bu nedenle kayıtların düzenli, açık, doğru ve ayrıntılı olması gerekir. Hastalara ait tüm tıbbi belgeler sağlık kuruluşları tarafından arşivlerde yasal süreler boyunca muhafaza edilmelidir.

3. Yetki Sınırlarının Aşılması ve Konsültasyonlar

Hekimler, günlük mesleki uygulamalarında kendi uzmanlık alanları dışında kalan konularda gerekli gördüklerinde diğer uzman hekimlerden konsültasyon istemekten kaçınmamalıdır. Aksi hâlde, mesleki yetki sınırlarını aşmak zorunda kalabilirler.

Bununla birlikte, hekimler seçtikleri konsültan hekimin değerlendirme ve önerilerinden kaynaklanan hatalardan da belirli ölçüde sorumludur. Konsültasyon önerilerine bağlı olarak ortaya çıkan hukuki sorunlarda, konsültasyonu isteyen hekim ile konsültan hekim birlikte sorumluluk taşıyabilir.

4. Hastanın Bilgilendirilmesi ve Aydınlatılmış Onamın Alınması

Tıbbi müdahaleyi hukuken geçerli kılan en temel koşullardan biri hastanın aydınlatılmış onamının alınmasıdır. Bazı istisnai durumlar dışında, hastanın veya yasal temsilcisinin rızası olmadan gerçekleştirilen her türlü tıbbi girişim hukuka aykırıdır.

Hekim, hastayı anlayabileceği bir dil ve düzeyde bilgilendirmekle yükümlüdür. Aydınlatılmış onam formunda; hastanın sağlık durumu, tanısı, önerilen tedavi yöntemi, tedavinin süresi ve prognozu, uygulanacak tedavinin olası riskleri, kullanılacak ilaçların olası yan etkileri ve tedavinin reddedilmesi hâlinde karşılaşılabilecek sonuçlar açıkça belirtilmelidir.

Hastayla yapılan görüşmeler ayrıntılı biçimde kayıt altına alınmalı; bu belgelerin etik ve hukuki açıdan gizliliği korunmalıdır.

Bununla birlikte bazı özel durumlarda hastanın onamı alınmaksızın tıbbi müdahalede bulunulabilir:

I. Acil tıbbi müdahale: Hastada geri dönüşü olmayan hasarın veya ölümün önlenmesi amacıyla gecikmeksizin uygulanması gereken tıbbi girişimler.

II. Tedavi sırasında ortaya çıkan zorunlu ek girişimler: Tedavi sırasında önceden öngörülmeyen ancak acilen uygulanması gereken ek müdahalelerin ortaya çıkması ve hastanın bilincinin kapalı olması durumunda onam alınmaksızın müdahale gerçekleştirilebilir.

III. Yasal zorunluluklar: Hukuken zorunlu muayeneler (adli soruşturmalar, toplum sağlığını tehdit eden bulaşıcı hastalıklar vb.) ile mahkeme kararı veya devlet koruması altındaki kişilere yönelik, kişinin yararına olduğu yargı kararıyla belirlenmiş tıbbi müdahalelerde ya da ruhsal durumunun gerektirdiği zorunlu hastane yatışlarında ayrıca onam alınmasına gerek olmayabilir.

5. Tanısal Hatalar

Her zaman doğru tanıya ulaşmak mümkün olmayabilir. Ancak tanının konulamaması veya yanlış tanı konulması nedeniyle tedavinin gecikmesi ya da hastada komplikasyon gelişmesi durumunda malpraktis söz konusu olabilir.

Yüksek riskli gebeliklerin zamanında tanınamaması veya doğum patolojilerinin doğru şekilde değerlendirilememesi, uygulamada en sık karşılaşılan tanısal hatalar arasında yer almakta ve sıklıkla hukuki uyuşmazlıklara konu olmaktadır.

6. Tedavi Hataları

Bazı durumlarda tanı doğru olmasına rağmen uygulanan tedavi planı yetersiz veya eksik olabilir. Bazen tamamen yanlış bir tedavi yöntemi seçilebilir ya da seçilen yöntem doğru olmakla birlikte güncelliğini yitirmiş, bilimsel olarak terk edilmiş veya hastanın mevcut klinik durumuna uygun olmayan bir yaklaşım olabilir.

7. Yanlış Karar Verme

Cerrahi branşlarda ameliyat endikasyonunun doğru belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Dahili branşlarda ise özellikle ilaç seçiminde, birden fazla ilacın birlikte kullanılacağı durumlarda ilaç etkileşimleri dikkate alınarak uygun tedavi kararı verilmelidir.

8. Girişim ve Teknik Hatalar

Cerrahi girişimler sırasında hastanın vücudunda cerrahi alet, gazlı bez veya diğer cerrahi malzemelerin unutulması bu grupta değerlendirilmektedir. Bu tür hatalar, hukuki süreçlerde sağlık personelinin savunmasını son derece güçleştiren açık uygulama hatalarıdır.

9. Hastayı Terk Etme

Hekimin haklı bir neden olmaksızın hastayla olan mesleki ilişkisini sonlandırması "hastayı terk etme" olarak değerlendirilir. Hastayla ilgilenmeyi reddetmek, ameliyat sırasında veya ameliyat sonrasında hastayı gerekli tıbbi gözetim olmaksızın bırakmak, hastayı erken taburcu etmek ya da taburculuk sırasında gerekli bilgilendirme ve önerilerde bulunmamak bu duruma örnek gösterilebilir.

10. İhmal

İhmal; tanı ve tedavi sürecinde gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesi sonucu ortaya çıkan olumsuzlukları ifade eder. Hastaların şikâyetleri çoğunlukla hekimin yeterli özeni göstermemesi, gerekli tanısal incelemeleri yapmaması veya uygun tedaviyi zamanında planlamaması nedeniyle ortaya çıkmaktadır.

Tıbbi Uygulama Hatalarının Hukuki Boyutu

Hekimlerin hastalara nasıl yaklaşması gerektiği, bu süreçte sahip oldukları hak ve yükümlülükler ile yapmaları ve kaçınmaları gereken uygulamalar; ulusal ve uluslararası tıp etiği kuralları, deontolojik ilkeler, yasal düzenlemeler, yönetmelikler, genelgeler ve klinik rehberler gibi yazılı mevzuat çerçevesinde düzenlenmektedir.

Hekim veya diğer sağlık çalışanlarının tıbbi hizmet sunumu sırasında hukuka aykırı bir davranış nedeniyle hastaya zarar vermesi hâlinde, bu fiil cezai sorumluluk doğurabileceği gibi, meydana gelen zararın tazmini bakımından da hukuki sorumluluğa yol açabilir.

Azerbaycan Cumhuriyeti mevzuatında hekimlerin malpraktis sorumluluğunu doğrudan düzenleyen özel hükümler bulunmamaktadır. Bununla birlikte, özellikle ağır hastalıkların ve acil durumların tedavisinde hekimin çok kısa sürede karar vermesi ve belirli ölçüde risk üstlenmesi kaçınılmazdır. Hekimlik mesleğinin bu kendine özgü niteliği, hukuki değerlendirmelerde bazı özel yaklaşımların benimsenmesini gerekli kılmaktadır.

Gelişmiş hukuk sistemlerine sahip ülkelerde hekimin deneyim düzeyi, olayın gerçekleştiği koşullar ve insanın hata yapabilme ihtimali de değerlendirme sürecinde dikkate alınmaktadır. Ancak yetki sınırlarının aşılması, sahtecilik, ihmal veya kusurlu davranış söz konusu olduğunda, elbette hukuki sorumluluk da kaçınılmazdır.

Hekimin hukuki sorumluluğu genel olarak iki temel kaynaktan doğmaktadır:

a) Sözleşmeden Kaynaklanan Sorumluluk

Hekim, hastayla ilk mesleki temasını kurduğu andan itibaren hukuki bir yükümlülük altına girmiş sayılır. Bu yükümlülüğün, hastanın sağlık kuruluşuna başvurduğu anda başladığı kabul edilmektedir. Hekim ile hasta arasındaki bu ilişki, hukuki açıdan vekâlet sözleşmesi niteliğindedir. Bu nedenle hekim, tedavinin mutlaka başarıyla sonuçlanacağını taahhüt edemez.

Bununla birlikte hekim; hastanın sağlığını korumak veya hastalığını tedavi etmek için bilgi, deneyim ve mesleki becerisini en üst düzeyde kullanacağını, gerekli dikkat ve özeni göstereceğini, hastasına sadakatle yaklaşacağını, meslek sırrını koruyacağını, tıbbi kayıtları eksiksiz tutacağını ve tıp biliminin güncel verileri doğrultusunda tedavi uygulayacağını taahhüt etmiş olur.

b) Hukuka Aykırı Fiilden Kaynaklanan Sorumluluk

Hekimin sorumluluğu yalnızca sözleşmesel yükümlülüklerinden değil, aynı zamanda hukuka aykırı eylemlerinden de kaynaklanabilir. Acil müdahale gerektiren bir hastaya yardım etmeyi reddetmesi, hastanın aydınlatılmış onamı alınmadan tıbbi girişimde bulunması, hukuka aykırı organ nakli veya yasal şartları taşımayan gebelik sonlandırma işlemleri bu kapsamda değerlendirilebilecek örneklerdir.

Tıbbi Uygulama Hatalarında Adli Tıp Bilirkişiliğinin Rolü

Tıbbi müdahale sonucunda hastanın zarar gördüğü iddialarında, zararın sağlık hizmetinden kaynaklanıp kaynaklanmadığının ve uygulanan tıbbi işlemin tıp kurallarına uygun olup olmadığının değerlendirilmesi adli tıp bilirkişilerinin görev alanına girmektedir.

Bilirkişiler değerlendirme yaparken olayla ilgili ifadeleri, yürürlükteki sağlık mevzuatını, hastaya ait tıbbi kayıtları, laboratuvar ve görüntüleme sonuçlarını, ölüm meydana gelmişse otopsi bulgularını ayrıntılı biçimde incelerler. Bunun yanında, bazı olumsuz sonuçların sağlık çalışanının kusurundan değil, öngörülemeyen veya kaçınılması mümkün olmayan nedenlerden de kaynaklanabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Sonuç

Sağlık çalışanlarının üstlendikleri görevin zorluğunu, yoğun iş yükünü ve taşıdıkları yüksek sorumluluğu göz ardı etmek doğru değildir. Bununla birlikte, tıbbi uygulamalar sırasında zaman zaman karşılaşılan özensizlik, dikkatsizlik, ilgisizlik ve hatta mesleki yetersizliklerin de denetim dışında bırakılması kabul edilemez.

Üstelik bu tür davranışlar her zaman iyi niyetle açıklanamayabilir; kimi zaman kişisel çıkarlar da bu süreçte etkili olabilmektedir. Bu tür olumsuzluklar geçmişte olduğu gibi günümüzde de farklı toplumlarda görülebilmekte ve gelecekte de görülebilecektir.

Hekimler, sağlık hizmetlerindeki hukuka aykırı uygulamalara ilişkin soruşturmalarda yalnızca hakkında şikâyette bulunulan kişi veya şikâyetçi olarak değil, aynı zamanda bilirkişi ve uzman sıfatıyla da görev alabilmektedir. Bu görevi yerine getirirken temel sorumlulukları, ne meslektaşlarını korumak ne de onları suçlamak olmalıdır. Asıl görevleri; bilimsel bilgi, mesleki deneyim, vicdan ve etik değerler doğrultusunda gerçeği ortaya koymak ve adli mercilere doğru yönde bilimsel görüş sunmaktır.