Sağlık turizminde bugün güçlü bir ülkeyiz. Fakat ben Türkiye’nin bunun çok ötesine geçebileceğine, doğru model kurulursa dünyanın tedavi merkezlerinden biri değil, bir numaralı sağlık üssü olabileceğine inanıyorum.

Geçtiğimiz günlerde yaşanan küçük bir olay bana büyük resmi yeniden gösterdi.

ABD’den Türkiye’ye gelen bir dostumun arkadaşı düştü. Ayağı kırıldı. Taksim İlk Yardım Hastanesi’nde ameliyat edildi.

Başarılı bir operasyon geçirdi. Sağlığına kavuştu.

Maliyet yaklaşık 2 bin dolardı.

Doktor olan arkadaşım rakamı duyunca şaşırdı. Aynı tedavinin ABD’de en az 100 bin dolara ulaşabileceğini söyledi.

Elbette ülkelerin sağlık sistemleri farklı. Sigorta, hastane ve tedavi koşulları maliyeti değiştirir.

Benim takıldığım yer rakamdan çok başka bir şeydi.

Türkiye bunu neden daha büyük düşünmesin?

Sağlık turizminde zaten önemli bir ülkeyiz. Avrupa’dan, Balkanlar’dan, Orta Doğu’dan, Türk Cumhuriyetlerinden, Afrika’dan insanlar tedavi için Türkiye’ye geliyor.

Fakat hedefimiz daha büyük olabilir.

Amerika’dan Kanada’ya, İngiltere’den Almanya’ya, Afrika’dan Körfez ülkelerine, Orta Asya’dan Uzak Doğu’ya kadar dünyanın her tarafından hasta kabul eden bir sağlık ülkesi olabiliriz.

Bunun için yeni bir modele ihtiyaç var.

Ben buna “Sağlık Vadisi” diyorum.

Silikon Vadisi teknoloji için ne ifade ediyorsa Türkiye’de kurulacak sağlık şehirleri de tıp için benzer bir çekim merkezi olabilir.

Sadece hastanelerden söz etmiyorum.

Yan yana dizilmiş dev binalar sağlık vadisi oluşturmaz.

İçinde ihtisas hastaneleri olacak. Üniversiteler olacak. Araştırma merkezleri olacak. Biyoteknoloji şirketleri olacak. Rehabilitasyon merkezleri olacak. Oteller ve hasta yakınları için konaklama alanları olacak.

Havalimanından hastaneye, ameliyattan rehabilitasyona kadar bütün sistem aynı zincirin halkaları gibi çalışacak.

Hasta İstanbul’a indiğinde ne yapacağını düşünmeyecek.

Sistem onu karşılayacak.

Bir başka mesele de fiyat.

Şeffaf olmalı.

Dünyanın herhangi bir yerindeki insan telefonundan Türkiye’deki tedavisinin yaklaşık maliyetini görebilmeli.

Kalça protezi ne kadar?

Diz ameliyatı ne kadar?

Katarakt tedavisi ne kadar?

Check-up ne kadar?

Hangi hastanede hangi hekim var?

Hastanenin uluslararası akreditasyonu nedir?

Paketin içinde ne var?

Sonradan hangi ücretler çıkabilir?

Hepsi açık olmalı.

Çünkü yabancı hasta için en büyük mesele yalnızca para değildir. Belirsizliktir.

Bir insan binlerce kilometre öteden ameliyat olmaya geliyorsa önce güven satın alır.

Türkiye’nin avantajı sadece fiyat da değil.

Hekimimiz var.

Tecrübemiz var.

Hastanelerimiz var.

Teknolojimiz var.

Havayolu bağlantımız var.

Otel altyapımız var.

Turizm tecrübemiz var.

Ve belki hepsinden önemlisi, hastaya hâlâ insan olarak dokunan bir sağlık kültürümüz var.

Yıllardır hastane koridorlarında bunu gördüm. Tıp yalnızca cihazların çıkardığı rakamlardan ibaret değildir. Bazen hastanın omzuna dokunan bir el, dünyanın en pahalı hastane odasından daha fazla güven verir.

Biz ise zaman zaman küçük şeylerle oyalanıyoruz.

Hangi tabelanın nereye asılacağını tartışırken dünyanın sağlık haritası yeniden çiziliyor.

Asıl yarış orada.

Türkiye sağlık turizmini turizmin küçük bir alt başlığı olarak görmekten çıkarmalı. Sağlık, turizm, üniversite, teknoloji, biyoteknoloji, ulaştırma ve dış tanıtım aynı masaya oturmalı.

Belki İstanbul’da.

Belki Ankara’da.

Belki Antalya’da.

Dünyanın doğrudan tedavi olmak için uçacağı sağlık şehirleri kurmalıyız.

Taksim’de yaklaşık 2 bin dolara yapılan o ameliyat bana bir kez daha bunu düşündürdü.

Mesele daha fazla hasta getirmekten ibaret değil.

Mesele Türk tıbbını küresel bir markaya dönüştürmek.

Türkiye dünyanın hastalarını bekleyen ülke değil, dünyanın tedavi olmak için yöneldiği ülke olabilir.