Bir bebeğin geleceğini yalnızca genleri belirlemez; anne karnındaki beslenme düzeni de o hikâyenin ilk satırlarını yazar.

Hamile bir kadının tabağına baktığımda yalnız bugünü görmüyorum. Otuz yıl sonrasını da görüyorum.

Yıllardır hastanelerde, anne adaylarının en çok sorduğu sorulardan biri hep aynı oldu: “İki kişilik mi yemeliyim?” Oysa bilim bize bunun doğru olmadığını yıllardır söylüyor. Hamilelik, iki kişilik yemek değil; bir hayatın organlarını, bağışıklık sistemini ve metabolik hafızasını doğru beslemektir.

Bugün biliyoruz ki bebeğin anne karnındaki beslenme ortamı, yalnız doğum ağırlığını değil, ilerleyen yıllarda obezite, diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıklarına yatkınlığını da etkileyebiliyor. Buna “fetal programlama” deniliyor. Daha da ilginci, epigenetik mekanizmalar sayesinde bazı beslenme alışkanlıkları genlerin çalışma biçimini değiştirebiliyor. Gen değişmiyor. Genin nasıl konuşacağı değişiyor.

İşte bu yüzden hamilelikte beslenme, sadece annenin meselesi değildir. Toplum sağlığının başlangıç noktasıdır.

Koridorlarında yıllar geçirdiğim hastanelerde ilginç bir manzaraya sık rastladım. Bir tarafta sosyal medyada gördüğü pahalı takviyeleri soran anne adayları vardı. Diğer tarafta ise demir eksikliği nedeniyle nefes nefese kalan, düzenli protein tüketemeyen kadınlar…

Bilim bize pahalı olanı değil, gerekli olanı anlatıyor.

Yeterli protein, kaliteli karbonhidrat, sağlıklı yağlar, folik asit, demir, iyot, kalsiyum, D vitamini ve omega-3 yağ asitleri… Bunlar bebeğin beyin gelişiminden kemik yapısına, plasentanın sağlıklı çalışmasından bağışıklık sisteminin oluşumuna kadar pek çok sürecin temel taşlarıdır. Özellikle gebeliğin ilk haftalarında yeterli folik asit alımı, nöral tüp defekti riskini belirgin şekilde azaltır. Demir eksikliği yalnız anneyi yormaz; bebeğin gelişimini de gölgeler.

Bir başka yanlış da “canım ne isterse onu yemeliyim” düşüncesidir. Elbette gebelik iştahı değiştirir. Ancak fizyoloji ile istek aynı şey değildir. İnsan bedeni bazen eksikliğini haber verir, bazen de yalnız alışkanlıklarını tekrar eder. Aradaki farkı hekim ve diyetisyen rehberliği belirler.

Rahim, yalnız büyümenin değil, biyolojik hafızanın da ilk laboratuvarıdır.

Çocuk doğduğu gün hayata sıfır kilometre başlamaz. Yolculuğun önemli bir kısmı çoktan tamamlanmıştır. Sofrada verilen her doğru karar, geleceğe bırakılan sessiz ama güçlü bir yatırımdır.

Çünkü insanın ilk reçetesi eczanede değil, anne karnında yazılır.