Prof. Dr. Fikri Alican’ın Mirası: Cerrahlıkta Olgunluk, Zarafet ve Sessiz Güç

Tıp dünyasında kulaktan kulağa yayılan, ameliyathane koridorlarında fısıldanan ve mesleki etiğin sınırlarını çizen çok meşhur bir uyarı vardır. Bu uyarı, sadece bisturiyi tutma becerisini değil, bir hekimin ruhsal olgunluğunu, karakterini ve insan sevgisini masaya yatırır. Bu değerli mirası tıp camiasına armağan eden isim, Türkiye'nin yetiştirdiği en kıymetli bilim insanlarından biri olan Prof. Dr. Fikri Alican’dır. Alican hoca 12 Eylül 1080 askeri darbesi döneminde 1402 sayılı kanunla İstanbul Üniversitesindeki görevine son verilenlerden biridir.

Rahmetli hocanın anısına binaen, onun mesleki felsefesini ve kaleme aldığı o unutulmaz satırları yeniden hatırlamak, günümüz modern tıp dünyasında dahi kaybolmaya yüz tutmuş erdemleri yeniden yeşertmek adına büyük bir önem taşır.

Ameliyathanenin Gerçek Yüzü: Bağıranlar ve Üretenler

Prof. Dr. Fikri Alican, ameliyathane odalarının sadece cerrahi aletlerin sesinin duyulduğu yerler olmadığını, aynı zamanda insan karakterinin tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildiği birer er meydanı olduğunu vurgular. Hocanın o çarpıcı ifadeleri durumu en saf haliyle özetler:

"Cerrahın iyisi-kötüsü ameliyathanede belli oluyor. Yüksekten konuşmalar, huysuzluk nöbetleri, ameliyathane personeline kaba ve saygısız davranışlar, gergin bir hava yaratmak artık hoş görülmüyor. Bunlar kişinin kendine güveni olmadığını belli eder. Böyle psödo-cerrahlar, yani yalancı pehlivanlar her devirde olmuştur, bugün de vardır. Bunları anestezistler ve ameliyathane personeli bir görüşte tanıyor..."

Bu tespitler, tıp eğitiminin sadece teknik bilgi, anatomi ve operasyonel beceri kazandırmakla bitmediğinin en net kanıtıdır. Ameliyathane gibi stresli ve hayatî bir ortamda sabrı korumak, ekibe liderlik etmek ve bunu yaparken kaba kuvvet veya baskı kurmamak gerçek bir profesyonelliğin göstergesidir.

Alican Hoca, bu durumu çok çarpıcı benzetmelerle destekler:

• "Siz hiçbir sarrafın bağırdığını duydunuz mu? Domatesçi, biberci bağırır da kuyumcu bağırmaz. Eskici bağırır ama antikacı bağırmaz."

• "İnsan bağırırken düşünemez. Düşünemeyenler ise hep kavga içindedir."

• "Popçular, folkçular boğazlarını patlatana kadar bağırıp duruyor ama Dede Efendi'yi okuyanlar bağırmıyor."

• "İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur."

Bu benzetmeler, gerçek değerin ve bilginin gürültü çıkararak değil, sessiz ve derin bir özgüvenle var olduğunu bizlere hatırlatır. Sanatta, ticarette ve en önemlisi insan hayatını doğrudan etkileyen tıp sanatında "sessiz zarafet" her zaman en üstün niteliktir.

Cerrahları Yeniden Tanımlamak: Tanrısal Mitlerden Gerçekçi Yaklaşımlara

Geçmişten günümüze tıp dünyasında cerrahlar çoğu zaman toplum tarafından yanlış bir algıyla "tanrı" veya "yarı tanrı" gibi gerçek dışı, ulaşılmaz ve kusursuz varlıklar olarak konumlandırılmıştır. Bu sürrealist ve tehlikeli tanımlama, hem hekimlerin üzerindeki psikolojik yükü artırmış hem de hata yapma lüksü olmayan robotik bir insan profili yaratmaya çalışmıştır.

Ancak Prof. Dr. Fikri Alican, otobiyografi niteliğindeki "Koca Meşe'nin Gölgesi" adlı eserinde bu sığ ve yanıltıcı yaklaşımları tamamen reddetmiştir. O, cerrahları mitolojik birer figür olarak değil; etiğiyle, bilgisiyle, zaaflarıyla ama hepsinden öte insani değerleriyle sağlıklı ve gerçekçi bir sınıflandırmaya tabi tutmuştur.

O dönemlerde yetişen nesiller, hekimliğin sadece bir unvan olmadığını, bir duruş ve ahlaki sorumluluk olduğunu bu felsefeyle öğrendiler. Bu çerçeveye göre iyi bir hekim; hastasına yukarıdan bakan değil, onun acısını yüreğinde hisseden, ekibine saygı duyan ve egosunu ameliyathane kapısının dışında bırakan kimsedir.

Modern Tıpta Fikri Alican Felsefesine Neden İhtiyacımız Var?

Günümüz tıp pratiklerinde teknolojinin gelişmesi, ameliyat tekniklerinin ilerlemesi ve hız odaklı sağlık sistemleri, ne yazık ki insanî unsurları ve usta-çırak ilişkisindeki manevi bağı zaman zaman gölgeler. Yoğun çalışma saatleri, tükenmişlik sendromu ve performans kaygısı, bazı durumlarda ameliyathanelerdeki gerginliği artırmakta; Fikri Alican’ın eleştirdiği o "yalancı pehlivan" profilinin yeniden türemesine zemin hazırlar.

Oysa ki bir ameliyathanenin başarısı, sadece baş cerrahın maharetine değil, anestezistinden hemşiresine, teknisyeninden hastabakıcısına kadar tüm ekibin uyum içinde ve huzurlu çalışmasına bağlıdır. Huzursuzluk ve korku yaratan bir lider, anlık korku dağları yaratsa bile uzun vadede ekip ruhunu ve dolayısıyla hasta güvenliğini tehlikeye atar.

Gerçek güç; korkutmakta değil, güven vermektedir. Gerçek ustalık; bağırmakta değil, sükunetle doğru kararı alabilmektedir.

Sonuç:

Prof. Dr. Fikri Alican, sadece teknik başarılarıyla değil, bıraktığı bu felsefi miras ve karakter abidesi duruşuyla tıp tarihimizin silinmez çınarlarından biridir. Onun "Koca Meşe" adını hak eden hayat hikayesi ve öğütleri, tıp fakültelerinin amfilerinden ameliyathanelerin en derin köşelerine kadar her yerde kılavuz olmalıdır.

Unutulmamalıdır ki; cerrahlığın en zirve noktası, bisturiyi kusursuz kullanmak kadar, o ameliyathaneden içeri giren her insana saygı duymak, ekibini korumak ve mesleğin kibriyle değil, zarafetiyle anılmaktır. Fikri Alican’ın kulaklarda çınlayan o bilge sesi bizlere her daim rehberlik etmeye devam edecektir:

Gerçek usta bağırmaz; çünkü bilir ki hakikat ve maharet gürültüye ihtiyaç duymaz.