Bir zamanlar çocuğun doyup doymadığına annesi bakardı. Şimdi bazen çocuk ne kadar yiyeceğine karar verirken masada görünmeyen bir misafir daha var: ekran.
Çizgi film devam ettikçe kaşık ağza gidiyor, video değiştikçe birkaç lokma daha yeniyor. Çocuk yemeğini bitiriyor ama belki de en önemli şeyi hiç fark etmiyor: Doyduğunu.
Mesele yalnızca ekran karşısında geçirilen sürenin fazlalığı değil. Daha temel bir soruyla karşı karşıyayız: Bir çocuğun açlık ve tokluk duygusunun arasına sürekli görüntüler, sesler ve reklamlar girerse, zamanla iştahını kim yönetmeye başlar?
Akşamın tanıdık bir sahnesi. Televizyon açık. Bir el çatalda, diğeri tablette. Çizgi filmin sesi odada dolaşıyor. Bir bölüm bitiyor, yenisi başlıyor. Tabaktaki yemek de bu sırada sessizce kayboluyor.
Beynimiz yemek yerken yalnızca mideyi dinlemez. Görüntü, koku, çiğneme, yeme hızı ve dikkatin nerede olduğu da tokluk deneyiminin parçalarıdır. Ekran dikkati yemekten uzaklaştırdığında çocuk ne kadar yediğini daha az fark edebilir. Araştırmalar da ekran karşısında yemek yeme ile daha yüksek enerji alımı ve daha düşük beslenme kalitesi arasında ilişki bulunduğunu gösteriyor. Burada tek suçlu telefon değil elbette. Mesele daha geniş.
Ekranın çocuk metabolizmasına açılan ikinci kapısı reklamlar.
Bir yetişkin reklamın kendisine bir şey satmaya çalıştığını bilir. Çocukta ise bu ayrım özellikle küçük yaşlarda o kadar güçlü değildir. Renkli paketler, çizgi karakterler, çıtırdama sesleri, ödül duygusu… Reklam yalnız ürünü göstermiyor; yiyecekle haz arasında küçük köprüler kuruyor. Çocuk markete girdiğinde bazen açlığını değil, birkaç saat önce gördüğü görüntüyü hatırlıyor.
Burada anne babayı suçlamak kolay. Hatta biraz fazla kolay.
Yoğun bir iş gününün ardından eve gelmiş bir anne düşünün. Yemek hazırlanacak, ertesi günün çantası kontrol edilecek, çocuk bir türlü sofraya oturmayacak. Tablet açıldığında çocuk sakinleşiyor ve birkaç kaşık daha yiyor. O ekran bazen kötü ebeveynliğin değil, yorgunluğun kısa süreli yardımcısıdır. Bunu görmeden verilen her öğüt eksik kalır.
Üstelik ekranın kendisi zehir değildir. Çocuk ekranla yabancı dil öğrenebilir, arkadaşlarıyla konuşabilir, merak ettiği bir hayvanı araştırabilir. Sorun teknolojinin varlığından çok, hayatın hangi alanlarını sessizce işgal ettiğidir.
Yemek masası bunlardan biri.
Bir başka alan uyku. Gece yatağa taşınan telefon yalnız uyku saatini geciktirmiyor. Uzayan ekran süresi fiziksel hareketin yerini de alabiliyor. Yetersiz uyku ise çocuklarda iştah düzenlenmesi, kilo artışı ve metabolik sağlıkla ilişkili. Böylece küçük görünen davranışlar birbirine bağlanıyor: Daha geç uyuyan çocuk, daha az hareket ediyor, ertesi gün daha yorgun oluyor ve enerji yoğun yiyeceklere daha fazla yönelebiliyor.
Bazen çocuk metabolizmasını yalnız kan tahlillerinde arıyoruz. Glukoz kaç? İnsülin yüksek mi? Kolesterol nasıl? Karaciğer enzimleri normal mi?
Bunlar elbette önemli. Fakat metabolizma laboratuvar kâğıdından ibaret değil. Çocuğun uyuduğu saat, okuldan eve nasıl geldiği, sofrada kiminle oturduğu, yemeğini ne hızla yediği ve canı sıkıldığında elinin neye uzandığı da aynı hikâyenin içinde.
Ben de teknolojiyi hayatımızdaki bütün sorunların kolay faili ilan etmeyi doğru bulmuyorum. Telefonu masadan kaldırınca çocukların bütün beslenme sorunları çözülmeyecek. Genetik yatkınlık var, ekonomik şartlar var, okul çevresi var, aile alışkanlıkları var. Çocukluk çağı obezitesi tek düğmeli bir hastalık değil.
Fakat gözden kaçırdığımız daha ince bir mesele bulunuyor.
Çocuk yalnız ne yiyeceğini öğrenmiyor. Nasıl yiyeceğini de öğreniyor.
Acıktığında yemeyi, doyduğunda durmayı, yemeğin tadını fark etmeyi, sofrada beklemeyi, bazen sevmediği bir lezzete ikinci kez şans vermeyi… Bunların hepsi çocukluğun küçük eğitimleri. Ekran sürekli araya girdiğinde yemek, başlı başına bir deneyim olmaktan çıkıp başka bir şey izlerken yapılan yan faaliyete dönüşebiliyor.
Belki geleceğin metabolizma tartışması yalnız şeker, yağ ve kaloriyi konuşmayacak. Dikkati de konuşacak.
Çünkü bir çocuğun tabağında aslında sadece yemek yoktur; dikkat, ilişki ve öğrenilmiş bir alışkanlık vardır. O tabak kiminle paylaşılıyorsa, çocuk sadece ne yiyeceğini değil, yemeği nasıl yaşayacağını da oradan öğrenir.