Bir tedarik işlemi, bütün bağlamından koparılarak Kerem Kınık ve Kızılay hakkında yıllarca süren bir itibar suikastının malzemesine dönüştürüldü.
Afet zamanlarında yalnızca binalar yıkılmaz; ölçü, muhakeme ve hakkaniyet de enkaz altında kalabilir. İnsan korkmuş, öfkeli ve çaresizdir. Böyle anlarda sosyal medya gerçeği ağır ağır araştırmaz. En çarpıcı cümleyi seçer, birkaç saat içinde çoğaltır ve ardından hükmünü verir.
Kızılay’ın deprem günlerinde AHBAP’a çadır satması tam da böyle bir ortamda tartışıldı. Oysa ortada Kızılay’ın ticari iştiraki ile sahada faaliyet gösteren bir yardım kuruluşu arasında yapılmış, kayıtlı ve faturalı bir tedarik işlemi vardı. Çadırlar alınmış, deprem bölgesine ulaştırılmıştı.
Elbette bu işlem eleştirilebilirdi. Afet gününde “satış” kelimesinin toplum vicdanında nasıl karşılık bulacağı hesaplanmalıydı. Kurumlar arasında başka bir yöntem geliştirilebilir, kamuoyu daha açık ve hızlı bilgilendirilebilirdi.
Fakat bunları tartışmak yerine tek bir kelime seçildi:
“Sattılar.”
Kelime öylesine ustaca dolaşıma sokuldu ki paranın kayıtlı bir işlem kapsamında ödendiği, malın teslim edildiği ve çadırların depremzedelere gönderildiği arka planda kaldı. Ortaya, felaketin ortasında çadır saklayıp kazanç peşinde koşan bir kurum görüntüsü çıkarıldı.
Bugünden bakınca insan acı bir mizah yapmadan duramıyor: Allah’tan çadırları satın almışlar. Fatura kesilmiş, çadır teslim edilmiş, yardım bölgesine gönderilmiş. Satın alınmasaydı belki şimdi çadırların yanında o paraların akıbetini de arıyor olacaktık.
Bazen bir fatura, milyonlarca sosyal medya alkışından daha güvenli bir belgedir.
Mesele yalnızca çadır değildi. Bana göre bu olay, eleştiri sınırlarını aşarak planlı bir itibar suikastına dönüştürüldü. Kerem Kınık’ın şahsı üzerinden Kızılay’ın tarihi, kurumsal kapasitesi ve sahada çalışan binlerce insanın emeği hedefe yerleştirildi. Bir gecede yalnızca bir yönetici değil, milletin hafızasına kazınmış hilal de sanık ilan edildi.
Aynı dönemde sosyal medya başka yüzleri büyük bir hızla kahramanlaştırdı. Birkaç canlı yayın, etkileyici cümleler, ünlülerin desteği ve milyonlarca paylaşım… Kurumsal geçmişin, kamu denetiminin ve hesap verebilirliğin önüne kişisel karizma geçti.
İnsanlar yardım kuruluşlarının mali yapısını değil, kurucularının samimiyetine dair hislerini ölçü kabul etti.
Oysa yardım parası duyguyla toplanabilir ama duyguyla yönetilemez.
Haluk Levent ve AHBAP hakkında bugün kamuoyuna yansıyan ciddi iddialar bulunuyor. Haluk Levent’in gözaltına alındığı yönündeki gelişmeler de bu tartışmayı daha ağır bir zemine taşıdı. İddiaların doğruluğuna yargı karar verecektir. Masumiyet karinesi korunmalı, sosyal medya bir kez daha mahkeme salonuna dönüştürülmemelidir.
Zaten geçmişte yapılan hata buydu.
Kerem Kınık ve Kızılay, yargı kararı beklenmeden topluca mahkûm edildi. Şimdi aynı hoyratlığın başka bir kişiye yönelmesi adalet değil, yalnızca hedefin değişmesidir.
Fakat bu gelişmeler toplumun başka bir alışkanlığını sorgulamayı zorunlu kılıyor: Neden yüz yıllık kurumları tek bir başlıkla yıkıyor, tanınmış kişileri birkaç paylaşımın rüzgârıyla dokunulmazlaştırıyoruz?
Yardım toplama işi çok daha sıkı kurallara bağlanmalıdır. Afet döneminde toplanan her kuruş anlık olarak izlenmeli; bağışın hangi hesaba girdiği, nerede kullanıldığı ve kime aktarıldığı kamuoyuna açıklanmalıdır. Bağımsız denetim raporları yıllar sonra değil, kampanya sürerken yayımlanmalıdır. Kurum yöneticilerine, çalışanlara ve yakın çevrelerine yapılan para transferleri özel incelemeye tabi tutulmalıdır.
Çünkü yardım toplamak yalnızca iyilik değildir. Aynı zamanda emanet yönetimidir.
Tam da bu nedenle Kerem Kınık ve Kızılay için bir iade-i itibar artık ertelenmemelidir. Bu, geçmişte alınan her kararı kusursuz ilan etmek anlamına gelmez. İade-i itibar; eleştiriyi silmek değil, eleştiriyle linci birbirinden ayırmaktır. Hata varsa adını doğru koymak, suç yoksa suçlu muamelesine son vermektir.
Kızılay için iade-i itibar, milletin kurumsal hafızasını koruma meselesidir. Kerem Kınık için iade-i itibar ise öfkenin hukukun yerine geçemeyeceğini kabul etmektir.
Felaket günlerinde kahraman arayan toplumlar kolay yanılır; sağlam kurumlara ve adalete yaslanan toplumlar ise bir gün özür dilemek zorunda kalmaz.