Türkiye yollarında her yıl yüzlerce insan; hız, dikkatsizlik, yorgunluk, yol kusuru ve altyapı eksikliği nedeniyle hayatını kaybetmektedir.

TÜİK verilerine göre Türkiye’de trafik kazalarında her yıl binlerce kişi yaşamını yitirirken, yüz binlerce kişi de yaralanmaktadır. Bu kazaların önemli bir bölümü sabit yol yapılarıyla çarpışmalar sonucunda ağır sonuçlar doğurmaktadır. Ancak bazı kazalar yalnızca “sürücü hatası” olarak değerlendirilerek açıklanamaz. Zira burada, insan hatasının ölümcül sonuçlara dönüşmesine neden olan yapısal bir sistem sorunu söz konusudur.

Otoyol gişelerinde bulunan beton bariyerler de bu kapsamda değerlendirilmesi gereken bir konudur. İlk bakışta düzeni ve güvenliği sağlamak amacıyla yerleştirilmiş sıradan yapılar gibi görünseler de, kontrolünü kaybeden bir araç için bu bariyerler ölümcül bir engel hâline gelebilmektedir. Dünyada modern yol güvenliği anlayışı, sürücünün hata yapabileceği gerçeğini kabul etmekte ve altyapıyı bu hataların sonuçlarını hafifletecek şekilde tasarlamaktadır. Buna karşın, yüksek hızla çarpıldığında darbeyi emmeyen sert beton bloklar, kazanın etkisini azaltmak yerine çoğu zaman ağırlaştırmaktadır. Bu nedenle konu yalnızca bir bariyer meselesi değil; insan hayatını merkeze alan çağdaş mühendislik anlayışı ile eski ve esnek olmayan altyapı yaklaşımı arasındaki farktır.

Bir araç kontrolünü kaybedebilir. Sürücü uyuyakalabilir. Lastik patlayabilir. Fren sistemi arızalanabilir. Ani manevra gerekebilir. Bunların tamamı trafik ortamında öngörülebilir risklerdir. Modern ulaşım mühendisliğinin görevi, bu ihtimalleri göz ardı etmek değil, kazaların ölümcül sonuçlar doğurmasını önlemektir.

Buna rağmen bazı gişe alanları hâlen çağdaş yol güvenliği ilkelerinden ziyade beton bariyer yaklaşımıyla tasarlanmış durumdadır. Araçların doğrudan çarpabileceği noktalarda, enerjiyi emmeyen ve çarpışmanın etkisini artıran beton yapılar bulunmaktadır. Bu durum, günümüz teknolojik ve mühendislik standartları açısından yeniden değerlendirilmesi gereken bir uygulamadır.

Gişe sistemleri, günümüzde giderek dönüşen ulaşım altyapılarının bir parçasıdır. Türkiye’de ve dünyada birçok ülkede geçiş sistemleri; kameralar, plaka tanıma teknolojileri, elektronik ücretlendirme sistemleri, sensörler ve akıllı trafik yönetimi uygulamaları sayesinde insansız, bariyersiz ve kesintisiz hâle getirilmektedir. Araçlar durmaksızın geçebilmekte, sistem plakayı okuyarak ödemeyi dijital ortamda gerçekleştirmektedir. Boğaz köprülerinde uygulanan sistemler bu dönüşüme örnek teşkil etmektedir.

Türkiye’nin de bu dönüşümü gerçekleştirebilecek teknik kapasiteye sahip olduğu açıktır. Nitekim bu dönüşüm, ulaşım güvenliğinin geliştirilmesi açısından önemli bir gereklilik olarak değerlendirilebilir.

Bugün Türkiye; savunma sanayiinde ileri teknoloji ürünleri geliştirebilen, büyük ölçekli sağlık yatırımlarını hayata geçirebilen ve dijital kamu hizmetlerinde milyonlarca işlemi etkin biçimde yürütebilen bir ülkedir. Bu çerçevede, otoyol geçişlerinde güvenliğin hâlen sert beton yapılar üzerinden sağlanmaya çalışılması, teknik imkânlardan ziyade yaklaşım ve planlama açısından değerlendirilmesi gereken bir konudur.

Çözüm yolları ise açıktır.

Birincisi, gişe alanlarında sürücülerin doğrudan çarpabileceği beton yapılar kaldırılmalı veya enerji sönümleyici güvenlik sistemleriyle değiştirilmelidir. Çarpışma anında darbeyi emen teknolojiler kullanılmalı ve insan hayatını korumayı esas alan mühendislik çözümleri tercih edilmelidir.

İkincisi, dur-kalk esasına dayanan gişe yapıları azaltılmalı ve serbest geçiş sistemleri yaygınlaştırılmalıdır. Araçların hızını ani şekilde düşürdüğü, şerit değiştirdiği ve karar verme yükünün arttığı gişe bölgeleri trafik güvenliği açısından risk oluşturmaktadır. Akıllı kamera sistemleri, otomatik plaka tanıma teknolojileri ve elektronik ödeme uygulamaları sayesinde bu riskler önemli ölçüde azaltılabilir.

Üçüncüsü, mevcut gişe sistemleri bağımsız teknik denetime tabi tutulmalıdır. Hangi gişelerde ne sıklıkla kaza meydana geldiği, hangi yapıların yüksek risk taşıdığı ve hangi noktalarda çarpışma yastıkları, ışıklı uyarı sistemleri, yönlendirme çözümleri veya hız yönetimi uygulamalarına ihtiyaç duyulduğu bilimsel yöntemlerle belirlenmelidir. Bu değerlendirmeler yalnızca teorik çalışmalarla değil, saha verileriyle desteklenmelidir.

Dördüncüsü, ölümlü gişe kazalarının ardından yalnızca sürücü kusuru değil, yol ve altyapı kaynaklı eksiklikler de kapsamlı biçimde incelenmelidir. Çünkü modern kamu yönetimi anlayışında yol yalnızca fiziksel bir ulaşım unsuru değil, insan hayatını korumayı amaçlayan bütüncül bir mühendislik sistemidir.

Bir kazanın ardından “araç gişe betonuna çarptı” ifadesinin sıradan bir haber cümlesi olarak değerlendirilmemesi gerekir. Bu ifade, aynı zamanda mevcut altyapının güvenlik açısından yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Riskin bilindiği durumlarda, gerekli önlemlerin alınması da kurumsal sorumluluğun bir parçasıdır.

Ulaşım altyapısında geleneksel uygulamalardan ileri teknoloji çözümlerine geçiş artık önemli bir ihtiyaç hâline gelmiştir.

Gişeler, araçları durdurmak için değil, güvenli ve verimli geçişi sağlamak için tasarlanmalıdır. Eğer bir yapı, işlevini yerine getirirken insan hayatı açısından ciddi riskler oluşturuyorsa, o yapının yeniden tasarlanması gerekmektedir.

Yollar bir medeniyet göstergesidir. Ancak medeniyet yalnızca yol inşa etmekle değil, o yolda seyahat eden insanların güvenliğini sağlamakla da ölçülmektedir.

Bu nedenle yapılması gereken açıktır: Gişe alanlarındaki risk oluşturan beton yapılar yeniden değerlendirilmeli, akıllı geçiş sistemleri yaygınlaştırılmalı ve çarpışma enerjisini emen modern güvenlik teknolojilerinin kullanımı teşvik edilmelidir.

Çünkü trafikte hata meydana gelebilir. Ancak altyapının bu hataları ölümcül sonuçlara dönüştürmesi kabul edilebilir değildir.

Ulaşım politikalarında öncelik, sert yapılar değil akılcı çözümler; hız değil insan hayatı olmalıdır.