Kırklareli Vali Yardımcısı Dr. Hasan Tanrıseven, gece saatlerinde rahatsızlanarak Kırklareli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’ne başvurdu. Makamının sağladığı herhangi bir ayrıcalığı kullanmadan vatandaşlarla birlikte sıraya girdi, yaklaşık iki saat hastanede kaldı ve karşılaştığı yoğunluğu “arı kovanı gibi” sözleriyle anlattı.
Öncelikle kendisine geçmiş olsun dileklerimizi iletelim.
Sayın Tanrıseven’in protokol ayrıcalığı talep etmeden sağlık hizmeti alması ve bu sırada sahadaki işleyişi doğrudan gözlemlemesi kıymetlidir. Çünkü bazen bir kamu hizmetinin günlük gerçekliğini anlamanın en etkili yolu, o hizmeti vatandaşla aynı koşullarda deneyimlemektir.
Ancak bu gözlem aynı zamanda daha geniş bir meseleyi konuşmak için önemli bir fırsat sunuyor:
Acil servislerimiz neden “arı kovanı” kadar yoğun?
Bu sorunun cevabını yalnızca Kırklareli’nde ya da tek bir hastanede aramak doğru olmaz. Türkiye’nin pek çok yerinde acil servisler, sağlık sisteminin diğer basamaklarında çözülemeyen sorunların da son başvuru noktası hâline gelebiliyor.
Gece yarısı bir acil servisin temposu ağırdır. Sedye tekerlekleri koridorlarda ilerler, monitörler aralıklarla öter, bir anne ateşli çocuğuyla sırasını beklerken başka bir köşede yaşlı bir hasta tetkik sonucunu bekler. Hekimler odalar arasında koşar, hemşireler aynı anda birden fazla hastaya yetişmeye çalışır.
Vatandaş açısından bakıldığında beklemek zordur.
Sağlık çalışanı açısından bakıldığında ise bu yoğunluk her gün yeniden başlayan bir çalışma düzenidir.
Bu nedenle acil servislerde karşılaşılan sorunları değerlendirirken ilk sorumuz “Kim görevini eksik yaptı?” değil, “Bu yoğunluğu oluşturan sistem nasıl daha iyi çalışabilir?” olmalıdır.
Örneğin Kırklareli’nde acil servise yapılan başvuruların ne kadarı gerçekten acil niteliktedir? Ne kadarı yeşil alan hastalarından oluşmaktadır? Bu hastaların ne kadarı aile hekimliği veya normal poliklinik şartlarında değerlendirilebilir? Başvurular hangi saatlerde yoğunlaşmaktadır? Poliklinik randevusu bulmakta güçlük yaşayan vatandaşların ne kadarı çözümü acil serviste aramaktadır?
Bunlar yalnızca Kırklareli için değil, ülkemizin sağlık sistemi açısından cevaplanması gereken sorulardır.
Çünkü acil servis yoğunluğunu yalnızca “gereksiz başvuru” kavramıyla açıklamak yeterli değildir. Vatandaşın neden acil servise yöneldiğini de anlamamız gerekir.
Mesai sonrasında sağlık hizmetine erişim imkânları yeterli mi?
Aile sağlığı merkezleri ile hastaneler arasındaki hizmet zinciri daha etkin kurulabilir mi?
Acil olmayan ancak aynı gün değerlendirilmesi gereken hastalar için alternatif başvuru alanları oluşturulabilir mi?
Yoğun saatlerde hekim, hemşire ve yardımcı sağlık personeli planlaması başvuru sayılarıyla uyumlu mu?
Triyaj sistemleri ve hızlı değerlendirme alanları daha etkin kullanılabilir mi?
Bütün bunların yanında üzerinde özellikle durulması gereken bir başka konu da sağlık çalışanlarının çalışma koşullarıdır.
Bir yönetici veya vatandaş acil serviste birkaç saat geçirir. Hekim, hemşire ve diğer sağlık çalışanları ise bu yoğunluğun içinde bütün nöbet boyunca çalışır. Üstelik yalnızca tıbbi sorumluluk taşımıyorlar; zaman zaman hasta ve yakınlarının kaygısı, öfkesi, hakareti ve hatta şiddet riskiyle de karşı karşıya kalıyorlar.
Bu nedenle yoğunluğun oluşturduğu yorgunluğu ilgisizlik, yetişememeyi isteksizlik veya sistemdeki aksaklıkları doğrudan personel kusuru olarak değerlendirmek adil olmayacaktır.
Sağlık çalışanlarının fedakârlığı önemlidir; fakat hiçbir sağlık sistemi sürekli fedakârlık üzerine kurulamaz.
Sayın Tanrıseven’in yaşadığı deneyimin en değerli tarafı da belki burada ortaya çıkıyor. Bir kamu yöneticisinin vatandaşla aynı sırada bekleyerek sağlık hizmetinin günlük işleyişini doğrudan görmesi, sorunların çözümü açısından önemli bir saha gözlemidir.
Şimdi bu gözlemi bir fırsata dönüştürmek gerekir.
Hastane yönetimi, sağlık çalışanları, aile hekimleri ve ilgili kamu yöneticileri aynı masada buluşarak acil servis başvurularının nedenlerini veriler üzerinden değerlendirebilir. Başvuruların saatlere göre dağılımı, triyaj kategorileri, bekleme süreleri ve personel yükü incelenebilir.
Ardından ölçülebilir ve uygulanabilir adımlar belirlenebilir.
Belki yoğun saatlerde personel planlaması yeniden düzenlenecek. Belki mesai sonrası sağlık hizmetleri güçlendirilecek. Belki hızlı değerlendirme alanları genişletilecek. Belki de birinci basamak ile hastaneler arasındaki hasta yönlendirme sistemi yeniden ele alınacak.
Önemli olan, görülen tabloyu yalnızca anlatmak değil, veriye dönüştürmek; veriyi de çözüme dönüştürmektir.
Sayın Tanrıseven açıklamasını “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözüyle tamamladı.
Bu söz sağlık hizmetleri açısından güçlü bir anlam taşıyor.
İnsanı yaşatmak; hastayı zamanında sağlık hizmetine ulaştırmak kadar, o hastayı yaşatmak için gece gündüz çalışan hekimi, hemşireyi ve bütün sağlık çalışanlarını da koruyabilmektir.
Acil servislerdeki yoğunluk ne tek başına vatandaşın ne sağlık çalışanlarının ne de bir yöneticinin sorunudur.
Bu, sağlık hizmetinin bütün basamaklarını ilgilendiren yapısal bir organizasyon meselesidir.
Kırklareli’nde yaşanan bu deneyim de bir eleştiri vesilesinden çok, önemli bir fırsata dönüşebilir.
Çünkü bazen bir sorunun çözümündeki en önemli başlangıç, sahadaki gerçekliğin doğrudan görülmesidir.
“Arı kovanı” görüldü. Şimdi yapılması gereken arıları suçlamak değil, kovanın neden bu kadar yoğun çalışmak zorunda kaldığını anlamak ve sistemi daha iyi işler hâle getirmektir.