Her gün muayene odamın kapısından onlarca insan giriyor. Kimi baş ağrısıyla, kimi yüksek tansiyonuyla, kimi şeker hastalığıyla… Kimi çocuğunun ateşinden endişeli, kimi yaşlanan annesinin tahlillerini elinde tutuyor. Bazen bir baba evladını getiriyor, bazen bir evlat yaşlı babasının koluna girerek içeri giriyor. Kimi zaman da iki kardeş, hasta olan anne veya babalarının başında aynı kaygıyı paylaşıyor.

Yıllardır hekimlik yaparken şunu daha iyi anladım:

İnsanın yalnızca nabzını, tansiyonunu, şekerini ölçmüyoruz. Bazen farkında olmadan hayatına, yalnızlığına, ailesine ve kalbindeki görünmeyen yaralara da şahit oluyoruz.

Ve insanı yıllar boyunca gözlemledikçe bir hakikat daha belirginleşiyor:

Hayatta sahip olduğumuz en büyük nimetlerden biri ailedir.

Mal kazanılır.
Makam gelir, geçer.
Evler, arabalar değişir.
İnsan gençken hiç bitmeyecek sandığı gücünü zamanla kaybeder.

Ama insan zor bir gün geçirdiğinde dönüp baktığı yer çoğu zaman aynıdır:

Babasının duası, annesinin şefkati, kardeşinin omzu ve ailesinin sıcaklığı…

Baba: Sessizce Arkanda Duran Dağ

Baba sevgisi çoğu zaman sessizdir.

Bazı babalar sevgilerini uzun cümlelerle anlatamaz. Sarılmayı, “Seni seviyorum” demeyi belki çok sık beceremezler. Fakat evladının başına bir şey geldiğinde gecenin hangi saati olursa olsun ayağa kalkarlar.

Evladının yükünü kendi yükü bilirler.

Kendi ihtiyaçlarını erteler, çocuklarının geleceğini düşünürler.

Biz hekimler yaşlanan babaları ve anneleri de görüyoruz.

Bir zamanlar çocuklarını omuzlarında taşıyan o güçlü adamın adımları yavaşlıyor. Saçları beyazlıyor. Gözlüğünün numarası büyüyor. Tansiyon ilaçları başlıyor. Dizleri eskisi kadar güçlü olmuyor.

Ve hayatın garip ama güzel döngüsü başlıyor:

Bir zamanlar elimizden tutarak bizi yoldan geçiren babamızın annemizin koluna, yıllar sonra biz giriyoruz.

İşte tam burada Kur’ân-ı Kerîm’in anne ve babaya karşı merhameti öğreten o muhteşem duası insanın kalbine dokunuyor:

“Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi Sen de onlara merhamet et.”
İsrâ Suresi, 24

Ne büyük bir ölçü…

Rabbimiz bizden yalnızca anne ve babamıza maddi olarak bakmamızı değil; onlara karşı sesimizi, sözümüzü, tavrımızı dahi güzelleştirmemizi istiyor.

Çünkü bazen yaşlanan bir babanın ihtiyacı para değildir.

Bir telefon…

Bir ziyaret…

Yanında içilen bir bardak çay…

“Baba, nasılsın?” diye gerçekten sorulmuş samimi bir soru…

Ve en önemlisi:

Hâlâ kendisine ihtiyaç duyulduğunu ve saygı duyduğunu hissetmek.

Kardeş: Çocukluğumuzun Canlı Şahidi

Kardeş ise başka bir nimettir.

Aynı evin duvarlarını, aynı sofrayı, aynı anne-babanın duasını paylaşmış iki insan…

Çocukluğunuzu anlatmak için ona uzun uzun açıklama yapmanız gerekmez.

Çünkü o zaten oradaydı.

Aynı bayram sabahlarını bilir.

Aynı sofrada oturmuştur.

Babanızın hangi sözüne güldüğünüzü, annenizin hangi yemeğini sevdiğinizi bilir.

Belki çocukken kavga etmişsinizdir.

Aynı oyuncağı paylaşamamış, aynı odada birbirinize kızmışsınızdır.

Sonra yıllar geçer.

Herkes kendi hayatına doğru yürür.

İşler, evlilikler, çocuklar, şehirler, ülkeler girer araya.

Ama bir gün anne veya baba hastalandığında telefonun diğer ucundaki o ses size yeniden çocukluğunuzu hatırlatır:

“Babamız nasıl?”

İşte o iki kelimenin içinde yılların kardeşliği vardır.

Bir aile hekimi olarak hastalıkların aileleri nasıl bir araya getirdiğine çok kez şahit oldum.

Ve insan ister istemez düşünüyor:

Birbirimize sarılmak için neden hastalığı bekleyelim?

Helalleşmek için neden ameliyat kapısını?

“Sen benim için değerlisin” demek için neden kötü bir haberi?

Aynı anne ve babanın evlatları olarak birbirimizin kıymetini hayattayken bilmek, belki de aile denen nimete karşı en güzel şükürlerden biridir.

Kur’ân bize müminlerin kardeş olduğunu hatırlatırken, kardeşler arasındaki bağı onarmayı da öğütler. Akrabalık bağlarını korumak, yani sıla-i rahim, ömrümde uzatan , İslam ahlakının en önemli sorumluluklarından biridir.

Çünkü aile yalnızca aynı soyadını taşımak değildir.

Aile, birbirinin yükünü taşımaktır.

Hekimlik Bana Zamanın Ne Kadar Kıymetli Olduğunu Öğretti

Tıp insana çok şey öğretiyor.

Ama en ağır öğrettiği şey şudur:

Hayat sandığımız kadar uzun değildir.

Bugün yürüyerek muayene odasına giren insan, yarın yardıma ihtiyaç duyabilir.

Bugün güçlü olan baba anne yarın evladının koluna ihtiyaç duyabilir.

Bugün birbirine kırgın iki kardeşten biri, yarın diğerini aramak isteyip de arayamayabilir.

Hekimlikte hastalıkların isimlerini öğreniyoruz.

Hipertansiyon…

Diyabet…

Kanser…

Kalp hastalıkları…

Fakat yıllar içinde insan şunu da görüyor:

Bazı yaraların laboratuvar testi yoktur.

Yalnızlığın kan tahlili yoktur.

Kırgınlığın MR’ı yoktur.

Özlemin ultrasonu yoktur.

Babasını aramayı sürekli ertelemenin veya kardeşiyle yıllarca konuşmamanın insanın ruhunda bıraktığı yükü ölçen bir cihaz henüz yapılmadı.

Ama o yük vardır.

Bu yüzden sağlıklı yaşam yalnızca iyi beslenmek, yürümek, kilo vermek veya ilaçlarımızı düzenli kullanmak değildir.

İnsanın ruhunu besleyen ilişkilerini koruması da sağlığın bir parçasıdır.

Sevmek…

Affetmek…

Helalleşmek…

Aramak…

Ziyaret etmek…

Bir sofranın etrafında yeniden buluşmak…

Bazen bunlar insanın ruhuna yazılmış en güzel reçetelerdir.

Bir Gün Baba Evindeki Sandalye Boş Kalabilir

Hayatın en zor gerçeklerinden biri budur.

Bugün babamız sofranın başında oturuyor olabilir.

Bugün telefon açtığımızda sesini duyuyor olabiliriz.

Bugün “Baba, dua et” dediğimizde ellerini semaya kaldırıyor olabilir.

Ama dünya hayatı ebedî değil.

Kur’ân’ın bize hatırlattığı gibi:

“Her nefis ölümü tadacaktır.”
Âl-i İmrân Suresi, 185

Bu ayeti hepimiz biliyoruz.

Fakat bazen bildiğimiz hakikatleri yaşayarak anlamamız yıllar alıyor.

Bir gün babamızın sandalyesi boş kalabilir.

Bir gün telefon rehberindeki ismine bakıp artık arayamayabiliriz.

Bir gün kardeşimizle oturup çocukluğumuzu konuşurken, “Babamız olsa şimdi ne derdi?” diyebiliriz.

İşte bu nedenle sevginin zamanı bugündür.

Vefanın zamanı bugündür.

Sarılmanın zamanı bugündür.

Helalleşmenin zamanı bugündür.

Çocuklarımıza Bırakacağımız En Büyük Miras

Bir baba olarak da, bir hekim olarak da şuna inanıyorum:

Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras yalnızca mal, mülk veya iyi bir eğitim değildir.

Onlara birbirlerini sevmeyi öğretebilmek çok daha büyük bir mirastır.

Çünkü biz bir gün olmayacağız.

Fakat kardeşler birbirlerine kalacaklar.

Bu nedenle çocuklarımız bizi birbirimize nasıl davrandığımızla hatırlayacak.

Anne-babamıza gösterdiğimiz hürmeti görecekler.

Kardeşimizle aramızdaki vefayı görecekler.

Bayramlarda büyüklerimizi arayıp aramadığımızı görecekler.

Kırıldığımızda affedip affetmediğimizi görecekler.

Ve yıllar sonra büyük ihtimalle onlar da ailelerine bizim öğrettiğimiz şekilde davranacaklar.

Çünkü çocuklara aile sevgisi çoğu zaman anlatılmaz.

Gösterilir.

Sonunda Geriye Ne Kalıyor?

İnsan ömrü boyunca çok şeyin peşinden koşuyor.

Daha iyi bir kariyer…

Daha büyük bir ev…

Daha yüksek bir makam…

Daha fazla kazanç…

Bunların hepsi hayatın içinde olabilir.

Fakat yıllar geçtikçe insanın gönlünde başka şeyler ağırlaşmaya başlıyor:

Babasıyla yaptığı bir yolculuk…

Kardeşiyle çocukken güldüğü anlamsız bir şaka…

Annesinin hazırladığı bir sofra…

Bir bayram sabahı…

Bir aile fotoğrafı…

Ve artık tekrar yaşanması mümkün olmayan küçücük anlar…

Dünya hayatının bize öğrettiği en büyük derslerden biri budur:

Kıymetli olan şeylerin çoğu, kıymetini anladığımızda çoktan hatıraya dönüşmüş oluyor.

Bu yüzden bugün babanız hayattaysa arayın.

Yanındaysanız elini öpün.

Duasını isteyin.

Kardeşiniz varsa ona sarılın.

Aranızda kırgınlık varsa ilk adımı kimin attığının hesabını yapmayın.

Çünkü aile içinde bazen haklı çıkmaktan daha kıymetli bir şey vardır:

Gönül kazanmak.

Ve unutmayalım:

Baba, ardımızdaki duadır,
Kardeş, yanımızdaki candır.
Anne, evimizin rahmetidir,
Aile ise Rabbimizin bize emanetidir.

Gün gelir yollar ayrılır,
Gün gelir saçlar ağarır,
Gün gelir evler sessizleşir…

Ama sevgiyle kurulmuş bir ailede,
bir babanın duası,
bir annenin merhameti,
bir kardeşin vefası,
nesiller boyunca yaşamaya devam eder.

Rabbim bizleri anne ve babasının kıymetini hayattayken bilenlerden, kardeşleriyle muhabbetini koruyanlardan, akrabalık bağlarını gözetenlerden eylesin.

Hayatta olan anne ve babalarımıza sağlık, afiyet ve hayırlı uzun ömürler; ahirete irtihal edenlere rahmet nasip etsin.

Kardeşlerimizin arasındaki muhabbeti, merhameti ve vefayı daim eylesin.

Ve bizlere bir gün geriye baktığımızda,

“Keşke arasaydım, keşke sarılsaydım, keşke seni sevdiğimi söyleseydim…”

demek yerine;

“Elhamdülillah, kıymetini hayattayken bildim.”

diyebilmeyi nasip etsin.

Âmin.

Dr. Yavuz Selim Sılay, MD, MBA
Ailenizin Hekimi