Bazı insanlar buna romantizm der. Bilim ise giderek daha fazla “biyoloji” diyor. Yıllar önce, âşık olduğum adamla birlikte karlı bir şehirde üç gün boyunca dışarıda dolaştığımızı hatırlıyorum. Ayaklarımız sırılsıklamdı. Üşümüştük. Mantığa göre ikimizin de hasta olması gerekiyordu. Ama olmadık. O zaman bunu aşkın büyüsüne vermiştim. Bugün ise biliyorum ki sevgi gerçekten de insan bedeninde ölçülebilir değişiklikler yapıyor.
Üstelik mesele yalnızca romantik aşk değil. Bir çocuğun saçını okşamak, güven duygusu vermek, sarılmak, şefkat göstermek… Bunların hepsi bağışıklık sistemi üzerinde gerçek, biyolojik etkiler oluşturuyor. Bilim insanları son 30 yıldır psikoloji ile immünoloji arasındaki ilişkiyi inceliyor. “Psikonöroimmünoloji” adı verilen bu alanın temel sorusu şu: Duygularımız bedenimizi gerçekten etkiliyor mu? Cevap netleşmeye başladı: Evet.
İnsan bedeni sürekli alarm halinde yaşamaya uygun değil. Stres arttığında kortizol hormonu yükseliyor. Kısa vadede faydalı olan bu mekanizma uzun süre devam ettiğinde bağışıklık sistemini baskılıyor. Daha sık enfeksiyon geçirilmesi, daha yavaş iyileşme, kronik yorgunluk ve iltihabi süreçler bununla bağlantılı olabiliyor.
İşte sevginin etkisi tam burada başlıyor. Güven duygusu yaşayan insanın sinir sistemi sakinleşiyor. Kalp ritmi dengeleniyor. Kortizol düşüyor. Özellikle fiziksel temas sırasında salgılanan oksitosin hormonu, bedenin tehlike modundan çıkmasına yardımcı oluyor. Bu yalnızca duygusal bir rahatlama değil; aynı zamanda bağışıklık hücrelerinin daha dengeli çalışması anlamına geliyor.
Carnegie Mellon Üniversitesi’nde yapılan ünlü bir araştırmada sosyal desteği güçlü insanların soğuk algınlığı virüsüne maruz kaldıklarında daha az hastalandığı gösterildi. Yani insan ilişkileri, virüslere karşı direncimizi etkileyebiliyor. Bir başka çalışmada ise yalnızlık hissinin vücutta kronik inflamasyonu artırdığı bulundu. İnsan biyolojisi, görünüşe göre, sevgiye ihtiyaç duyacak şekilde evrimleşmiş. Belki bu yüzden çocuklar yalnızca beslenerek değil, sevilerek büyüyor.
Ben 2,5 yaşındaki kızımı tek başıma büyütüyorum. Modern dünyanın bütün telaşı içinde her gün yeniden fark ettiğim bir şey var: Çocuklar sevgiyi kelimelerden önce hissediyor. Güvende olduklarını anlıyorlar. Sarıldığınızda nefesleri değişiyor. Ağlarken sakinleşiyorlar. Gözünüzün içine baktıklarında sinir sistemleri düzenleniyor. Bilim buna bugün “ko-regülasyon” diyor.
Eskiden annelik ya da babalık içgüdüsü diye anlatılan şeylerin önemli kısmı artık nörobilimle açıklanabiliyor. Sevgi gören çocukların stres hormonları daha dengeli seyrediyor. Bu da bağışıklık sisteminin gelişimini etkiliyor. Erken çocukluk döneminde güvenli bağ kuran bireylerin ileriki yaşamlarında hem ruhsal hem fiziksel sağlık açısından daha avantajlı olduklarını gösteren çok sayıda çalışma var. Yani sevgi, yalnızca bir duygu değil; aynı zamanda biyolojik bir yatırım.
Elbette burada romantik bir yanılsamadan söz etmiyoruz. Kimse yalnızca âşık olduğu için grip olmayacak diye bir kural yok. Sevgi antibiyotik değildir. Ama bedenin savunma sistemini destekleyen görünmez bir çevre oluşturabilir.
Belki o yüzden bazı insanlar yanımızdayken kendimizi daha güçlü hissederiz. Belki bu yüzden çocuklar sarılınca daha çabuk sakinleşir. Belki bu yüzden, yıllar önce karların içinde saatlerce dolaşıp hasta olmadığımız o günlerde bedenimiz yalnızca havaya değil, hissettiklerimize de tepki veriyordu.
Modern tıp artık şunu daha yüksek sesle söylüyor: İnsan bedeni yalnızca kaloriyle, vitaminle ve uykuyla çalışmıyor. Güven, aidiyet, yakınlık ve sevgi de fizyolojimizin bir parçası.Ve belki de en etkileyici gerçek şu: Bir çocuğu sevdiğinizde yalnızca kalbini değil, bağışıklık sistemini de güçlendiriyor olabilirsiniz.