Bir hastaneye girdiğimizde ilk dikkatimiz doktorlara, hemşirelere ve tıbbi cihazlara yönelir. Oysa sağlık hizmeti, görünenlerin yanında görünmeyen omuzlar üzerinde yükselir. Koridorların temizliğini sağlayan temizlik görevlisi, gece boyunca kazan dairesini kontrol eden teknik personel, hastayı doğru servise yönlendiren danışma görevlisi, güvenliği sağlayan görevli, laboratuvarda sessizce çalışan teknisyen ve ameliyathaneyi kullanıma hazır hâle getiren destek personeli olmadan sağlık sisteminin işlemesi mümkün değildir.

​Yıllar önce Amerika'da yapılan bir araştırmada hastane temizlik çalışanlarına "Ne iş yapıyorsunuz?" diye sorulduğunda bazıları şaşırtıcı bir cevap vermişti:

"Biz burada şifacıyız."

​İlk duyulduğunda iddialı gelen bu cümle aslında çok derin bir gerçeği anlatıyordu. Çünkü iyileşme yalnızca ilaçla veya ameliyatla gerçekleşmez. Hastanın bulunduğu ortam, kendisine gösterilen saygı, gördüğü ilgi ve hissettiği güven de iyileşme sürecinin önemli parçalarıdır. Hastane ortamının fiziksel ve sosyal özelliklerinin hasta konforu ve psikolojik iyilik hâli üzerinde etkili olduğu bilinmektedir.

​Ağrılarıyla mücadele eden bir hasta için temiz bir oda yalnızca hijyen anlamına gelmez. O temizlik, aynı zamanda güven demektir. Düzen demektir. Değer verilmek demektir.

​Pırıl pırıl bir odada yatan hasta farkında olmadan şu mesajı alır:

"Burada bana özen gösteriliyor. Ben emin ellerdeyim."

​Kirli ve düzensiz bir ortam ise kaygıyı artırır, güven duygusunu zedeler. Bu nedenle temizlik personelinin elindeki bez sadece zemindeki kiri değil, hastanın zihnindeki bazı endişeleri de silmektedir.

​Ancak görünmez kahramanlar sadece temizlik çalışanlarından ibaret değildir.

​Düşünün...

​Acil servisin önünde telaşla bekleyen bir hasta yakını, hangi bölüme gideceğini bilemiyor. Danışmadaki görevli yerinden kalkıp ona yolu tarif ediyor, bazen kapıya kadar eşlik ediyor. Belki yaptığı şey birkaç dakika sürüyor. Ama o birkaç dakika içinde bir insanın çaresizliği azalıyor.

​Bir güvenlik görevlisi, yaşlı bir amcanın tekerlekli sandalyesini iterek muayene odasına ulaştırıyor. Belki görev tanımında yazmıyor ama yaptığı hareket bir insanın duasında yer buluyor.

​Laboratuvar teknisyeni, gün boyunca yüzlerce numuneyi dikkatle inceliyor. Hastanın çoğu zaman yüzünü bile görmüyor. Ama yaptığı hassas çalışma sayesinde doğru teşhis konuluyor.

​Radyoloji teknisyeni, gece yarısı gelen bir hastanın görüntülemesini yapıyor. Teknik servis çalışanı arızalanan cihazı sabaha kadar uğraşıp yeniden çalışır hâle getiriyor. Hastane mutfağındaki görevli, diyabet hastasının diyetine uygun yemeği özenle hazırlıyor.

​Bu insanların isimleri çoğu zaman bilinmez. Başarı hikayelerinde adları pek geçmez. Ama sağlık hizmetinin görünen yüzünün arkasında onların emeği vardır.

​Bir başka görünmez kahraman ise refakatçilerdir. Günlerce hastane sandalyesinde uyuyan anneler... Babalarının elini bırakmayan evlatlar... Eşinin başucunda sabahlayan insanlar... Onlar maaş almazlar. Nöbet çizelgelerinde isimleri yazmaz. Ancak verdikleri moral ve destek, hastanın iyileşme gücünün en önemli kaynaklarından biridir.

​Hastanelerde en fazla hassasiyet gösterilmesi gereken kişiler ise yaşlılar ve yoğun bakım hastalarıdır. Çünkü onlar çoğu zaman kendilerini savunamazlar. Yaşlı insanlar hastaneye yalnızca rahatsızlıklarını değil; korkularını, yalnızlıklarını ve kırılganlıklarını da getirirler. Sert bir söz onları günlerce üzebilir; ama içten bir tebessüm de günlerce mutlu edebilir.

​Yoğun bakım hastaları ise insanlığımızın vicdan testidir. Bilinci açık olsun ya da olmasın, o yatakta yatan insan birilerinin annesi, babası, eşi veya evladıdır. Ona gösterilen şefkat, aslında insanlığa gösterilen saygıdır.

​Bu nedenle hasta memnuniyeti sadece modern cihazlarla sağlanmaz. Temiz koridorlar, güler yüzlü çalışanlar, doğru yönlendirme, iyi iletişim, huzurlu ortam ve insan onuruna saygı da tedavinin ayrılmaz parçalarıdır. Araştırmalar, olumlu iletişim ve destekleyici hastane ortamlarının hasta deneyimini güçlendirdiğini göstermektedir.

​Bizim kültürümüzde güzel bir söz vardır: "İşi ibadet bilmek."

​Bir insan yaptığı işi yalnızca geçim kaynağı olarak görüyorsa görevini yerine getirir. Ama yaptığı işin bir başka insanın hayatına dokunduğunu fark ettiğinde, emeği bambaşka bir anlam kazanır. Koridoru temizleyen görevli, hastaya yol gösteren danışma çalışanı, yaşlıya yardım eden güvenlik görevlisi, gece boyunca cihazları çalışır tutan teknik personel, laboratuvarda sessizce çalışan teknisyen... Hepsi aynı büyük iyiliğin farklı parçalarıdır.

​Belki alkışlanan onlar değildir. Belki isimleri törenlerde anılmaz. Ama hayatı ayakta tutan sistemlerin çoğu zaten görünmeyen insanların emeğiyle çalışır.

​Bu nedenle sağlık hizmetinin gerçek kahramanları sadece beyaz önlük giyenlerden ibaret değildir. Hastanın hayatına küçük ama anlamlı dokunuşlar yapan, görevini vicdanla yerine getiren bütün emekçiler birer görünmez kahramandır.

​Çünkü bazen şifa bir reçetede saklıdır, bazen bir ameliyatta... Bazen de temiz bir odada, sabırla gösterilen bir yolda, uzatılan bir yardım elinde ve içtenlikle söylenmiş bir "Geçmiş olsun" cümlesinde... İşte o yüzden, hastanelerin sessiz koridorlarında dolaşan görünmez kahramanlara bir teşekkür borçluyuz. Onlar yalnızca işlerini yapmıyorlar; farkında olmadan umudu da ayakta tutuyorlar.