14 Mart, takvimdeki sıradan bir yaprak değil; bu topraklarda hekimliğin sadece bir meslek değil, bir "memleket meselesi" olduğunun tescillendiği gündür. Bugün, köklerimizi hatırlama ve mesleki onurumuzu selamlama günüdür.

İki Tarih, Tek Ruh: 1827 ve 1919

Hekimliğimizin modern hikayesi iki büyük sütun üzerine yükselir:

1827 - Bilimsel Temel: II. Mahmud döneminde Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’nin vizyonuyla açılan Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Mamure, tıp eğitimimizin gelenekselden bilimsele evrildiği milattır. Modern tıbbın bu topraklardaki ilk filizidir.

1919 - Tarihsel Duruş: 14 Mart’ın "Bayram" olarak ilk kez kutlanması, aslında bir bayram kutlamasından ziyade bir direniş ilanıdır. İstanbul işgal altındayken, Tıbbiyeli Hikmet Boran ve arkadaşlarının Haydarpaşa’daki okulun kuleleri arasına o dev bayrağı asması; hekimin sadece hastalığa değil, adaletsizliğe ve esarete de reçete yazdığının kanıtıdır.

Mezun Veremeyen Sınıflar, Vazgeçmeyen Hekimler

Tarihimizin en hüzünlü ve gururlu sayfalarından biri de, cepheye giden ve geri dönemeyen meslektaşlarımızdır. Birinci Dünya Savaşı ve Çanakkale’de şehit olan tıbbiyeliler nedeniyle o yıllarda mezuniyet törenleri yapılamadı. Çünkü o dönemin genç hekim adayları, stetoskoplarını değil, vatan sevgilerini kuşanarak sahadaydılar.

Hekimlik; sadece bir tanı koyma süreci değil, toplumun en zor anında yanında saf tutma sanatıdır.

Bugün de değişen bir şey yok. Pandemiden deprem felaketlerine kadar her krizde, hekimler yine en ön safta, yine aynı 1919 ruhuyla mücadelesini sürdürüyor. Beyaz önlük; sadece steril bir kıyafet değil, toplumun güven duyduğu bir sığınaktır.

Hekimlik; bir meslekten çok daha fazlasıdır; bir sorumluluk, bir tarih ve her şeyden önce onurlu bir duruştur.

Tüm meslektaşlarımın 14 Mart Tıp Bayramı kutlu olsun.