Son yıllarda GLP-1 reseptör agonistleri, tüm dünyada kilo vermek amacıyla çok sık olarak kullanılmıştır. Milyonlarca kişinin bu ilaçları obezite ya da kilo kontrolü hedefiyle kullandığı, reçete verilerindeki hızlı artıştan anlaşılmaktadır. Başlangıçta tip 2 diyabet için geliştirilen bu ajanlar, iştahı azaltmaları ve belirgin kilo kaybı sağlamaları nedeniyle kısa sürede geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşmıştır.

Bu denli sık kullanılan bir ilacın, metabolizma dışındaki etkileri de doğal olarak tartışma konusu olmuştur. GLP-1 reseptörlerinin yalnızca pankreasta değil, beyinde de bulunduğu uzun süredir bilinmektedir. Bu nedenle bu ilaçların iştah, tokluk hissi ve ödül mekanizmaları üzerinden santral sinir sistemiyle etkileşime girdiği kabul edilmiştir. Klinik çalışmalarda en sık bildirilen nörolojik yakınmalar baş ağrısı, baş dönmesi ve halsizlik olmuştur; bu yakınmalar çoğunlukla tedavinin başlangıç döneminde ortaya çıkmış ve geçici nitelik taşımıştır. Bunun yanı sıra bazı hastalarda dikkat dağınıklığı, zihinsel yavaşlama hissi ve odaklanma güçlüğü gibi öznel bilişsel yakınmalar bildirilmiştir. Nadiren bildirilen tremor ve sersemlik hissi çoğu zaman ilacın kendisinden çok, hızlı kilo kaybı, beslenme değişiklikleri veya eşlik eden hipoglisemiyle ilişkili bulunmuştur.

GLP-1 reseptör agonistlerinin iştah ve ödül mekanizmaları üzerinden beyindeki dopaminerjik sistemlerle etkileşime girdiği bilinmektedir. Bu etkileşim, bazı bireylerde uyku düzeninde değişiklikler, canlı rüyalar veya huzursuzluk hissi gibi santral belirtilerle ilişkilendirilmiştir. Ancak bu etkiler seyrek görülmüş ve çoğunlukla geçici nitelik taşımıştır.

Son yıllarda ise GLP-1 reseptör agonistlerinin nörolojik hastalıklarla ilişkisi daha yakından incelenmiştir. Deneysel çalışmalarda bu ilaçların beyin iltihabi yanıtını baskılayabildiği ve nöronal dayanıklılığı artırabildiği gibi olumlu sonuçlar gösterilmiştir. Bu bulgular, GLP-1 reseptör agonistlerinin, Parkinson ve Alzheimer hastalığı gibi nörodejeneratif süreçlerde olası koruyucu etkileri olabileceği yönünde bir tartışma alanı yaratmıştır; ancak bu veriler henüz klinik uygulamaya girmiş değildir.

Epilepsi başlığı daha karmaşık bir tablo sunmuştur. Tip 2 diyabeti olan bireylerde epilepsi riskinin genel nüfusa göre daha yüksek olduğu bilinmektedir. Ocak 2026’da yayımlanan geniş ölçekli bir gözlemsel çalışmada, GLP-1 reseptör agonisti kullanan tip 2 diyabet hastalarında epilepsi gelişme riskinin, başka bir diyabet ilacı grubu olan DPP-4 inhibitörlerini kullananlara kıyasla daha düşük olduğu bildirilmiştir. Bulgular, GLP-1 reseptör agonistlerinin kan şekeri kontrolü dışında, beyin üzerinde dolaylı yararlı etkileri olabileceği ihtimalini gündeme getirmiştir.

Bugün gelinen noktada söylenebilecek olan şudur: GLP-1 reseptör agonistleri, özellikle tedavinin başlangıç döneminde baş ağrısı, baş dönmesi ve halsizlik gibi nörolojik yakınmalara yol açabilir. Bu belirtiler çoğu hastada hafif düzeyde seyretmiş ve zaman içinde gerilemiştir. Bununla birlikte bu ilaçların beyin üzerindeki uzun dönem etkileri henüz tam olarak bilinmemektedir. Mevcut veriler, ciddi ve kalıcı bir nörolojik zarar ortaya koymamıştır; aksine bazı çalışmalarda nörodejeneratif hastalıklar ve epilepsi açısından olası yararlı etkilerden söz edilmiştir. Ancak bu bulgular kesinleşmiş kabul edilmemekte, farklı hasta gruplarında ve daha uzun süreli izlem içeren çalışmalara ihtiyaç olduğu vurgulanmaktadır.

Kaynaklar

  1. Cheng CY, Lo SC, Huang CN, Yang YS, Wang YH, Kornelius E. Association Between GLP-1 Receptor Agonist Use and Epilepsy Risk in Type 2 Diabetes. Neurology. 2026;106(1):e214509.
  2. Drucker DJ. Mechanisms of Action and Therapeutic Application of Glucagon-Like Peptide-1. Cell Metabolism. 2018;27(4):740–756.