Uyku tek düze bir dinlenme değildir. Gece boyunca birbirini izleyen evrelerden oluşur ve bu evreler arasında en ilgi çekici olanı REM uykusudur. REM, "Rapid Eye Movement" uykusu, adını, bu evrede gözlerin kapalı göz kapakları altında hızlı hareketler yapmasından alır. REM uykusunda beyin olağanüstü bir etkinlik içindedir: canlı ve duygusal yüklü rüyalar bu dönemde şekillenir. Bununla birlikte beden neredeyse tamamen hareketsizdir. İstemli kaslar, beyin sapından kaynaklanan aktif bir baskılama mekanizmasıyla geçici bir felç hali olan "REM atonisi"ne girer. Bu mekanizma, rüyaların bedene yansımasını engeller — uyuyan kişi rüyasında ne yaşarsa yaşasın, yatağında kımıldamadan yatar.

Bu mekanizma bozulduğunda hasta, rüyasındaki olayları fiilen canlandırmaya başlar: bağırır, vurur, tekme atar, yataktan fırlar. Gözler çoğunlukla kapalıdır; kişi derinlemesine uyumaktadır. Sabah uyandığında ya hiçbir şey hatırlamaz ya da canlı bir rüya anlatır. Bu tablo, REM Uyku Davranış Bozukluğu'dur (REM Sleep Behavior Disorder — RBD).

Tıp literatüründe RBD ilk kez 1986 yılında Schenck ve arkadaşları tarafından tanımlandı. Ama bu tablonun en çarpıcı betimlemelerinden birinin çok daha eski bir kalemden çıktığını unutmamak gerekir.

Miguel de Cervantes, 1605 yılında yayımlanan Don Kişot'un I. cildinde, romanın unutulmaz kahramanını tam da bir RBD epizodu içinde anlatır. Uyumak için çıktığı bir odada Don Kişot, dev ile savaştığını hayal ederken gözleri sıkıca kapalı halde kılıcını savurarak içecek tulumlarına saldırmaya başlar; bağırır, çağırır. Sancho Panza koşarak yardım ister. Sonunda üzerine bir kova soğuk su döküldüğünde ancak uyanır — ama o an bile tam olarak nerede olduğunun farkında değildir.

Cervantes bu sahneyi o denli ayrıntılı ve doğru biçimde aktarmıştır ki modern araştırmacılar bu bölümün, RBD için bugün hâlâ kullanılan minimal tanı kriterlerini karşıladığını saptamıştır: rüya içeriğiyle bağlantılı hareket, zararlı ya da potansiyel olarak zararlı uyku davranışı ve uyku sürekliliğinin bozulması.

RBD her yaşta görülebilmekle birlikte 50 yaş üzeri erkeklerde daha sıktır. Toplumda görülme sıklığı yaklaşık %0,5–1 olarak tahmin edilmektedir.

Hastalığın nöroloji açısından en kritik boyutu, güçlü bir nörodejeneratif hastalık ilişkisi riski taşımasıdır. RBD tanısı alan hastaların uzun dönem takibinde önemli bir kısmında Parkinson hastalığı, Lewy cisimcikli demans veya multisistem atrofi gibi alfa-sinüklein birikiminin rol oynadığı hastalıklar gelişmektedir. Bu nedenle RBD, söz konusu hastalıklar için bir erken uyarı sinyali olarak kabul edilmektedir. Bazı hastalarda motor belirtiler ortaya çıkmadan on yıl öncesine kadar uzanan bir süreçte RBD tablosu mevcuttur. Bu öngörücü değer, hastalığı nörolojik araştırmaların odak noktalarından biri haline getirmektedir.

RBD tanısından şüphelenildiğinde en değerli araç ayrıntılı bir uyku öyküsüdür. RBD'li hastalar çoğunlukla "uyurken bağırdığımı söylüyorlar", "geceleri yanımdaki kişiye vurmuşum" gibi yakınmalarla başvurur. Kesin tanı ise polisomnografi ile konur.

RBD'yi tamamen ortadan kaldıran bir tedavi henüz mevcut değildir; ancak semptomlar büyük ölçüde kontrol altına alınabilir. Klonazepam, düşük dozda gece uyumadan önce alındığında ataklarını belirgin biçimde azaltır. Melatonin ise özellikle yaşlı hastalarda ve nörodejeneratif hastalık eşliğinde daha güvenli bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Bunların yanı sıra çevre güvenliği son derece önemlidir: keskin köşeli mobilyaların uzaklaştırılması, yataktan düşmeyi önleyici bariyer uygulamaları ve gerekirse eşin ayrı odada uyuması gibi önlemler alınabilir.

Kaynaklar

Iranzo A, Santamaria J, de Riquer M. Sleep and sleep disorders in Don Quixote. Sleep Medicine 2004;5:97–100.

Schenck CH, Bundlie SR, Ettinger MG, Mahowald MW. Chronic behavioral disorders of human sleep: a new category of parasomnia. Sleep 1986;9:293–308.

Schenck CH, Mahowald MW. REM sleep behavior disorder: clinical, developmental, and neuroscience perspectives 16 years after its formal identification in SLEEP. Sleep 2002;25:120–136.