Bazı insanlar vardır; bir makamla tarif edilemezler. Onları anlatmak için unvanlar yetersiz kalır, özgeçmişler dar gelir, diplomalar eksik kalır.
Çünkü bazı hayatlar yalnızca yaşanmaz; yaşadıkları coğrafyanın kaderine karışır.
Sağlığı Geliştirme ve Sigara ile Mücadele Derneği Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık da böyle isimlerden biridir.
Bir şehrin sokaklarında yürürken bazen fark etmeyiz. Kaldırım taşlarının altında yılların emeği, bir okulun kapısından çıkan genç bir kızın umutları, sigarasız büyüyen bir çocuğun geleceği, ekonomik hayata katılan bir kadının özgüveni vardır. O taşların altında görünmeyen emek sahipleri bulunur.
Yasemin Açık’ın hikâyesi biraz da böyledir.
O, vitrine konulmuş başarıların değil; toprağın altındaki köklerin hikâyesidir.
Çünkü gerçek dönüşümler gürültüyle olmaz.
Bir ağacın büyürken çıkardığı sesi kimse duymaz.
Ama gölgesinde milyonlar dinlenir.
Türkiye’de halk sağlığı denildiğinde çoğu zaman hastaneler, ilaçlar ve tedaviler akla gelir.
Oysa halk sağlığı, hastalıkla savaşmaktan önce hastalığın kapıya gelmesini engellemektir.
Bu nedenle halk sağlığı uzmanları çoğu zaman görünmeyen kahramanlardır.
Onlar yangını söndürmez.
Yangının çıkmaması için uğraşırlar.
Bu yüzden başarıları manşetlere değil, istatistiklere yansır.
İşte Yasemin Açık’ın en dikkat çekici yönlerinden biri de budur.
Yıllardır sürdürdüğü tütünle mücadele çalışmaları yalnızca sigarayla mücadele değildir.
Bu mücadele aslında nefesle ölüm arasındaki görünmez çizgiyi koruma mücadelesidir.
Çünkü tütün endüstrisi yalnızca ürün satmaz.
Hayalleri, sağlığı ve geleceği tüketir.
Bir yanda milyarlarca dolarlık küresel şirketler vardır.
Diğer yanda çocukların temiz nefes alma hakkını savunan insanlar…
Bu mücadelede tarafını seçmek kolay değildir.
Ama Yasemin Açık yıllardır aynı safta durmaktadır.
Rüzgârın yönüne göre değil, vicdanın yönüne göre.
Onu farklı kılan yalnızca akademisyen olması değildir.
Türkiye’de çok sayıda başarılı akademisyen vardır.
Ancak bilgi ile toplumsal dönüşüm arasına köprü kurabilen insan sayısı çok daha azdır.
Üniversiteler bazen yüksek duvarlı kalelere dönüşebilir.
Bilgi içeride üretilir ama dışarıya ulaşamaz.
Yasemin Açık’ın çizgisi ise tam tersidir.
Üretilen bilginin laboratuvarda kalmasına değil, sokağa çıkmasına inanır.
Bir araştırmanın makaleye dönüşmesi kadar, bir annenin bilinçlenmesine dönüşmesini de önemser.
Bir istatistiğin rapora girmesi kadar, bir çocuğun hayatını değiştirmesine de değer verir.
Bu nedenle onun çalışmalarında akademi ile hayat arasında mesafe yoktur.
Kadınların güçlenmesi konusundaki yaklaşımı da aynı anlayışın ürünüdür.
Çünkü kalkınma yalnızca fabrikalarla olmaz.
Bir ülkenin gerçek zenginliği yetiştirdiği insanlardır.
Bir genç kızın eğitim alması bazen bir fabrikanın kurulmasından daha büyük dönüşüm yaratır.
Çünkü eğitim alan bir kadın yalnızca kendi hayatını değiştirmez.
Bir aileyi değiştirir.
Bir nesli değiştirir.
Bazen bir şehrin kaderini değiştirir.
Bu yüzden yıllardır yürüttüğü projelerde kadınlar ve gençler merkezde yer alıyor.
Çünkü geleceğin kapısını açacak anahtarın orada olduğunu biliyor.
Bugün dünyanın en büyük sorunu kaynak eksikliği değildir.
İnsanlık bilgi çağında yaşıyor.
Sorun, bilgiyi iyiliğe dönüştürebilecek liderlik eksikliğidir.
Tam da bu nedenle bazı insanlar yalnızca yaptıkları işle değil, temsil ettikleri değerlerle önem kazanır.
Yasemin Açık’ın hikâyesinde dikkat çeken şey budur.
Bilimi merkeze koyan ama insanı unutmayan bir yaklaşım…
Başarıyı önemseyen ama vicdanı geride bırakmayan bir anlayış…
Yerelden çıkan ama ufkunu dünyaya açan bir bakış…
Her şehir, kendisini görünmez şekilde taşıyan insanlara sahiptir.
Onlar manşetlerin değil, köklerin insanıdır.
Bir ağacın meyvesi herkes tarafından görülür.
Ama kökleri çoğu zaman kimse fark etmez.
Oysa ağacı ayakta tutan meyveler değil, köklerdir.
Bugün Elazığ’dan Türkiye’ye uzanan pek çok sağlık, eğitim ve sosyal sorumluluk hikâyesinin altında da böyle bir kök emeği vardır.
Ve bazen bir insanın gerçek büyüklüğü, yaptığı işlerin sayısında değil; dokunduğu hayatların sayısında saklıdır.
İşte bu nedenle bazı isimler yalnızca bir akademisyen, bir yönetici ya da bir sivil toplum temsilcisi olarak anılmaz.
Onlar yaşadıkları coğrafyanın hafızasına dönüşürler.
Çünkü bazı insanlar bina inşa etmez.
Gelecek inşa eder.