Her sınav sabahı aynı görüntü: Koşan çocuklar, kapanan kapılar, ağlayan aileler, kameraya yetiştirilen panik cümleleri…
“Bir dakika ile kaçırdı”, “demirlere tırmandı”, “kapıda kaldı”, “gözyaşlarına boğuldu.”
Bunlar haber olabilir ama artık haberden çok toplumsal ayine dönüştü. Sınavın kendisi kadar kapısı da konuşuluyor. O kapı, sadece okul kapısı değil; bazen yılların emeğine, bazen bir ailenin umuduna, bazen de eğitim sistemimizin soğuk yüzüne dönüşüyor.
Elbette sınavın kuralı olur. Güvenlik, eşitlik, düzen ve zaman disiplini hafife alınamaz. Milyonlarca adayın girdiği bir sınavda “herkes istediği saatte gelsin” denilemez. Fakat mesele kuralın varlığı değil, kuralın nasıl uygulandığıdır.
Bir çocuk geç kaldı diye kamusal bir ibret sahnesine dönüştürülüyorsa, burada sorun yalnızca o çocuğun saati değildir. Trafik mi vardı, yönlendirme mi eksikti, sınav merkezi mi karıştı, toplu taşıma mı aksadı, aile mi panik yaptı? Bunların hiçbiri konuşulmadan sadece “kapı kapandı” demek, meseleyi kolay tarafından okumaktır.
Avrupa’da sınavlarda geç kalma kuralları yok mu? Var. Hatta bazı üniversitelerde sınav başladıktan sonra geç gelen öğrenci içeri alınmaz. Ancak birçok ülkede sınav sistemi tek bir sabahın kapısına bu kadar dramatik biçimde yüklenmez. Telafi mekanizmaları, okul içi değerlendirme, yıl boyu başarı, farklı başvuru yolları ve olağanüstü durumlar için idari esneklik daha görünürdür.
Bizde ise sınav, çoğu zaman bir eğitim ölçme aracı olmaktan çıkıp kader turnikesine dönüşüyor. Kapı kapanınca yalnızca sınıfın kapısı değil, sanki hayatın bütün ihtimalleri kapanmış gibi bir atmosfer oluşuyor.
Asıl can sıkan da bu.
Bir öğrencinin geç kalması haber değeri taşıyabilir; fakat kameraların çocukların çaresizliğine bu kadar yaklaşması doğru değildir. Gözyaşı, reyting malzemesi olmamalıdır. Eğitim haberciliği, paniği büyütmek yerine sorunu göstermelidir.
Soru şudur: Milyonlarca adayın aynı anda yola çıktığı bir ülkede sınav sabahları neden hâlâ kriz yönetimine dönüşüyor? Sınav merkezleri, ulaşım planı, bilgilendirme dili, aile rehberliği, acil durum protokolü ve medya etiği neden birlikte düşünülmüyor?
Kapı kapanabilir. Ama akıl kapanmamalı.
Sınav güvenliği korunmalı; fakat öğrenci onuru da korunmalı. Kural uygulanmalı; fakat çocukların gözyaşı manşet dekoruna çevrilmemeli. Eğitim sistemi disiplinli olmalı; fakat merhametsiz görünmemeli.
Çünkü o kapının önünde kalan sadece birkaç öğrenci değildir.
Bazen bizim eğitim anlayışımızdır.