“Gelecek, koruyucu tıbbındır.”
N. İ. Pirogov
Nikolay İvanoviç Pirogov’un adı, yeni kuşak sağlık çalışanları tarafından geçmişe kıyasla daha az hatırlanıyor olabilir. Oysa tıp tarihini ve bu tarihin şekillenmesinde rol oynayan öncü isimlerin katkılarını bilmek, modern sağlık sistemlerinin gelişim dinamiklerini anlamak açısından önemlidir.
Tıpta bugün “yeni” olarak tanımlanan pek çok yaklaşımın düşünsel temellerinin geçmişte atıldığı görülmektedir. Koruyucu sağlık hizmetleri de bunlardan biridir. Nitekim Pirogov, koruyucu ve önleyici tıp anlayışının önemine 150 yılı aşkın bir süre önce dikkat çekmiştir. Günümüz sağlık politikalarının giderek daha fazla hastalıkların tedavisinden risklerin önlenmesine yönelmesi, bu tarihsel öngörünün ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.
Son yıllarda Kırgız Cumhuriyeti sağlık sistemi önemli ölçüde devlet desteği görmektedir. Kırgız Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulunun öncülüğünde sağlık kuruluşlarının fiziki ve teknik altyapısının güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yürütülmekte; yeni sağlık tesisleri inşa edilmekte, mevcut kurumlar yeniden yapılandırılmakta, modern tanı ve tedavi teknolojileri sağlık sistemine kazandırılmakta, sağlık sektörüne ayrılan finansal kaynaklar artırılmakta ve toplumun ileri düzey sağlık hizmetlerine erişimi genişletilmektedir.
Bu gelişmeler stratejik öneme sahiptir. Sağlığın yalnızca sosyal bir hizmet alanı değil; sürdürülebilir kalkınmanın, insan sermayesinin geliştirilmesinin ve ulusal güvenliğin temel bileşenlerinden biri olarak değerlendirildiğini göstermektedir.
Bununla birlikte uluslararası deneyimler, en gelişmiş sağlık altyapısının ve ileri teknolojik kapasitenin dahi sağlık hizmetlerinin organizasyonunda kapsamlı bir dönüşüm gerçekleştirilmediği sürece toplum sağlığı göstergelerinde beklenen düzeyde iyileşme sağlayamayabileceğini göstermektedir.
Bu durum özellikle kardiyovasküler hastalıklar açısından önem taşımaktadır. Kalp ve damar hastalıklarının yol açtığı mortalite, engellilik ve sağlık hizmeti yükünün azaltılması, yalnızca ileri tanı ve tedavi kapasitesinin artırılmasıyla mümkün değildir. Aynı zamanda toplumdaki kardiyovasküler risklerin erken dönemde belirlenmesi, bu risklerin etkili biçimde yönetilmesi ve hastaların yaşam boyu izlenmesini sağlayan bütünleşik bir sağlık hizmeti modeline ihtiyaç vardır.
Bu nedenle Kırgızistan kardiyoloji hizmetlerinin önündeki temel stratejik hedeflerden biri, ağırlıklı olarak hastalık geliştikten sonra tedavi sunan bir modelden, toplumun kardiyovasküler sağlığını ve risk profilini aktif biçimde yöneten bir sisteme geçiş olmalıdır.
Bu yaklaşım, uzmanlaşmış ve yüksek teknolojili sağlık hizmetlerinin önemini azaltmamaktadır. Aksine koruyucu sağlık hizmetleri, erken tanı, akut tedavi, ileri girişimsel uygulamalar, cerrahi tedavi, tıbbi rehabilitasyon ve uzun dönemli izlem arasında kesintisiz bir bağlantı kurulmasını gerektirmektedir.
Amaç, bütün bu hizmetleri birbirinden bağımsız aşamalar olarak değil, aynı ulusal sağlık politikasının birbirini tamamlayan bileşenleri olarak yapılandırmaktır.
Öncelik Hastalığın Sonuçlarıyla Mücadele Etmek Değil, Hastalığı Önlemek Olmalıdır
Uzun vadeli ve sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyen modern sağlık sistemlerinin temel önceliklerinden biri koruyucu sağlık hizmetleridir.
Miyokard enfarktüsü, inme, ciddi ritim bozuklukları ve dekompanse kronik kalp yetersizliği gibi ağır klinik tabloların önemli bir bölümü, görünürde ani ortaya çıkmakla birlikte çoğu zaman yıllar içinde gelişen ve yeterince kontrol altına alınamayan risk faktörlerinin sonucudur.
Arteriyel hipertansiyon, lipid metabolizması bozuklukları, diyabet, obezite, tütün kullanımı ve fiziksel hareketsizlik gibi değiştirilebilir risk faktörleri, kardiyovasküler hastalıkların gelişim sürecinde önemli rol oynamaktadır.
Bu nedenle birincil korunma, ulusal kardiyoloji politikasının temel bileşenlerinden biri hâline getirilmelidir.
Periyodik sağlık değerlendirmeleri ve dispanserizasyon sistemi, günümüz kardiyovasküler tıbbının gereklilikleri doğrultusunda yeniden yapılandırılmalıdır. Bu süreç yalnızca klasik muayene ve temel laboratuvar incelemeleriyle sınırlı kalmamalıdır.
Bireyin genel kardiyovasküler risk profilinin değerlendirilmesi, gerekli hasta gruplarında ayrıntılı lipid analizlerinin yapılması, klinik gereklilik doğrultusunda apolipoproteinler, lipoprotein(a) ve remnant kolesterol gibi ek risk göstergelerinin değerlendirilmesi, subklinik aterosklerozun uygun noninvaziv yöntemlerle araştırılması ve kronik böbrek hastalığı gibi kardiyovasküler riski artıran eşlik eden durumların erken dönemde saptanması önem taşımaktadır.
Ancak burada temel yaklaşım, her bireye aynı yoğunlukta ve aynı kapsamda tetkik uygulamak değil; kişinin yaşına, klinik durumuna ve bireysel risk profiline göre kanıta dayalı ve kişiselleştirilmiş bir değerlendirme sistemi oluşturmaktır.
Modern koruyucu kardiyoloji, hastalık klinik olarak ortaya çıktıktan sonra müdahale etmekten çok, hastalığın gelişme olasılığını önceden belirlemeyi ve bu riski azaltmaya yönelik etkili müdahaleleri mümkün olan en erken dönemde başlatmayı hedeflemelidir.
Kayıt Altına Almaktan Klinik Sonuç Üretmeye
Kardiyoloji hizmetlerinde geliştirilmesi gereken temel alanlardan biri de dispanser izlem sistemidir.
Bir sağlık sisteminin başarısı yalnızca kaç hastanın kayıt altında bulunduğu veya kaç hastanın kontrole çağrıldığı üzerinden değerlendirilemez. Asıl önemli olan, izlenen hastalarda ölçülebilir sağlık sonuçlarının elde edilip edilmediğidir.
Hipertansiyonu olan bir hastanın yalnızca düzenli kontrollere gelmesi yeterli değildir; kan basıncının hedeflenen düzeylere ulaşması gerekir.
Aterosklerotik kardiyovasküler hastalık riski yüksek olan bir hastanın yalnızca lipid düşürücü tedavi kullanıyor olması değil, klinik durumuna uygun hedef düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol düzeyine ulaşması önemlidir.
Benzer biçimde diyabetli bir hastada glisemik kontrolün sağlanması, obezitesi olan bireylerde sürdürülebilir kilo yönetiminin desteklenmesi ve sigara kullanan bireylerde bırakma programlarının etkin biçimde uygulanması gerekmektedir.
Dolayısıyla sağlık hizmetlerinde performans göstergeleri yalnızca süreçleri değil, klinik sonuçları da ölçmelidir.
Bunun için standardize edilmiş izlem protokollerinin geliştirilmesi, hastaların kontrole aktif biçimde çağrılması, klinik karar destek sistemlerinin yaygınlaştırılması, ilaçlara ve gerekli sağlık hizmetlerine erişimin güçlendirilmesi ve sağlık kuruluşlarının uzun dönemli sonuçları izleyebilecek kapasiteye kavuşturulması gerekmektedir.
Bu yaklaşım, tekrarlayan miyokard enfarktüslerinin, inmelerin, önlenebilir hastane yatışlarının ve erken ölümlerin azaltılmasına önemli katkı sağlayabilir.
Birinci Basamak Sağlık Hizmetleri Kardiyovasküler Korunmanın Temelidir
Kardiyovasküler hastalıklarla mücadelede en büyük dönüşüm potansiyeli birinci basamak sağlık hizmetlerinde bulunmaktadır.
Aile hekimi veya genel pratisyen, yalnızca hastanın sağlık sistemiyle ilk temas noktası olarak değil, aynı zamanda bireyin uzun dönemli kardiyovasküler risk yönetiminin koordinatörü olarak değerlendirilmelidir.
Bu doğrultuda birinci basamak hekimlerinin görev tanımları, koruyucu sağlık hizmetlerini ve kronik hastalık yönetimini daha güçlü biçimde kapsayacak şekilde geliştirilmelidir.
Dijital sağlık uygulamaları, uzaktan hasta izleme sistemleri, klinik karar destek araçları ve yapılandırılmış takip algoritmaları birinci basamak hizmetlerinin etkinliğini artırabilir.
Bununla birlikte teknoloji, hekim-hasta ilişkisinin yerini alan bir unsur değil, sağlık profesyonelinin kararlarını ve hastanın tedaviye uyumunu destekleyen bir araç olarak değerlendirilmelidir.
Ayaktan kardiyoloji hizmetleri de kardiyovasküler risk yönetiminin önemli merkezlerinden biri hâline getirilmelidir. Poliklinikler; birinci basamak sağlık kuruluşları, bölgesel kardiyovasküler merkezler, ulusal referans merkezleri, tıbbi rehabilitasyon birimleri ve teletıp sistemleri arasında koordinasyonu sağlayan güçlü bir bağlantı noktası olmalıdır.
Hipertansiyon, kalp yetersizliği, miyokard enfarktüsü sonrası bakım ve inme sonrası korunmaya yönelik hasta eğitim programları yaygınlaştırılmalıdır.
Kardiyovasküler olay geçirmiş hastaların sağlık kuruluşundan taburcu edilmesiyle tıbbi sorumluluk sona ermemelidir. Aksine taburculuk, uzun dönemli ikincil korunma ve rehabilitasyon sürecinin başlangıcı olarak görülmelidir.
Yüksek Teknolojili Tedavi, Sürecin Sonu Değil Yeni Bir Aşamanın Başlangıcıdır
Kırgızistan’ın kardiyoloji ve kalp-damar cerrahisi alanlarında ileri teknolojili sağlık hizmetlerini geliştirmesi önemli bir kazanımdır.
Ancak yüksek teknolojili girişimlerin yaygınlaşmasıyla birlikte sağlık hizmetlerinin organizasyon anlayışının da değişmesi gerekmektedir.
Koroner stent uygulaması, koroner arter bypass cerrahisi, kapak cerrahisi veya diğer ileri kardiyovasküler girişimler, tedavi sürecinin tamamlandığı noktalar olarak görülmemelidir.
Bu işlemlerin ardından hastanın uzun dönemli risklerinin yönetilmesi, ilaç tedavisine uyumunun sağlanması, gerekli yaşam tarzı değişikliklerinin desteklenmesi, kardiyak rehabilitasyona erişiminin kolaylaştırılması ve klinik olarak uygun aralıklarla izlenmesi gerekmektedir.
Hastalar yüksek teknolojili bir girişimin ardından sistemden kopmamalı; yapılandırılmış bir ikincil korunma ve izlem programına otomatik olarak dâhil edilmelidir.
Sağlık hizmetlerinin farklı basamakları arasında kurulacak güçlü bir devamlılık, tedavinin etkinliğini artırmanın yanı sıra tekrar hastaneye yatışların ve yeni kardiyovasküler olayların azaltılmasına da katkı sağlayabilir.
Dijital Dönüşüm: Kayıt Sisteminden Sağlık Yönetim Sistemine
Dijitalleşme, sağlık sistemlerinin yönetiminde yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda yapısal bir dönüşüm fırsatı sunmaktadır.
Kardiyoloji hizmetlerinin dijital altyapısı, gelecekte yalnızca hangi hastaya hangi işlemin yapıldığını kaydeden pasif bir bilgi sistemi olmaktan çıkarılmalıdır.
2030 yılı perspektifinde dijital sistemler; hastaların klinik hedeflere ulaşma durumunu, gerekli kontrollerin gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini, ilaç tedavisine uyumu, yeniden hastaneye yatışları, kardiyovasküler olayları ve uzun dönemli tedavi sonuçlarını izleyebilecek şekilde yapılandırılmalıdır.
Böylece sağlık sistemi yalnızca “ne kadar hizmet sunulduğunu” değil, “sunulan hizmetin ne ölçüde sağlık yararı oluşturduğunu” da değerlendirebilir.
Dispanser izlem kapsamındaki hastalar için ulusal düzeyde geliştirilecek dijital hasta platformları ve mobil uygulamalar bu sistemin önemli bileşenlerinden biri olabilir.
Bu araçlar hastaların kendi sağlık verilerini takip etmelerine, ilaç ve kontrol hatırlatmaları almalarına, sağlık profesyonelleriyle güvenli iletişim kurmalarına ve kronik hastalık yönetimine daha aktif biçimde katılmalarına yardımcı olabilir.
Aynı zamanda ulusal düzeyde bütünleşik bir sağlık yönetim platformunun geliştirilmesi; sağlık hizmetlerinin hacmi, kalitesi, maliyeti, kaynak kullanımı ve klinik sonuçlarının gerçek zamanlı veya düzenli olarak değerlendirilmesine imkân sağlayabilir.
Bu tür sistemlerin oluşturulmasında farklı ülkelerin deneyimlerinden yararlanılabilir. Ancak uluslararası modeller doğrudan kopyalanmak yerine Kırgızistan’ın coğrafi yapısına, sağlık sistemi organizasyonuna, insan kaynağı kapasitesine ve toplumun ihtiyaçlarına uyarlanmalıdır.
İnsan Kaynağı Sağlık Sisteminin En Stratejik Sermayesidir
Sağlık sisteminde kullanılan teknoloji ne kadar gelişmiş olursa olsun, hizmetin niteliğini belirleyen temel unsur sağlık çalışanıdır.
Bu nedenle insan kaynakları planlaması sağlık politikalarının merkezinde yer almalıdır.
Özellikle bölgelerdeki sağlık personeli dağılımını sürekli izleyen ulusal bir sistem geliştirilmelidir. Bu sistem yalnızca hekim ve diğer sağlık çalışanlarının toplam sayısını değil; uzmanlık alanlarını, mesleki yeterliliklerini, yaş dağılımlarını, bölgesel dağılımı, emeklilik projeksiyonlarını, iç ve dış göç hareketlerini ve yeniden eğitim ihtiyaçlarını da değerlendirmelidir.
İnsan kaynakları politikası, personel açığı ortaya çıktıktan sonra çözüm arayan reaktif bir yaklaşım olmaktan çıkarılmalıdır.
Bunun yerine gelecekte hangi bölgede hangi uzmanlık alanında ne kadar insan kaynağına ihtiyaç duyulacağını öngören uzun vadeli bir stratejik planlama sistemi oluşturulmalıdır.
Ayrıca sağlık çalışanlarının sürekli mesleki gelişimini destekleyen eğitim modelleri güçlendirilmeli; uzmanlık merkezleri ile bölgesel sağlık kuruluşları arasında bilgi ve deneyim transferini sağlayacak sürdürülebilir mekanizmalar kurulmalıdır.
Sağlık Hizmetlerinde Kalite Bağımsız ve Şeffaf Biçimde Değerlendirilmelidir
Çağdaş sağlık sistemlerinin temel özelliklerinden biri, sunulan sağlık hizmetlerinin kalitesinin nesnel ve ölçülebilir kriterlerle değerlendirilmesidir.
Bu çerçevede sağlık hizmetlerinin kalitesini, yeni tıbbi teknolojilerin klinik değerini ve sağlık sisteminde kullanılan tıbbi ürün ve cihazların etkinliğini değerlendirecek bağımsız veya kurumsal olarak güçlü bir ulusal yapının oluşturulması değerlendirilebilir.
Böyle bir merkezin görevleri arasında klinik sonuçların değerlendirilmesi, hasta güvenliğinin izlenmesi, yeni teknolojilerin etkinlik ve maliyet-etkililik analizlerinin yapılması, sağlık teknolojisi değerlendirme kapasitesinin geliştirilmesi ve ulusal kalite göstergelerinin belirlenmesi yer alabilir.
Sağlık teknolojisi değerlendirmesi yalnızca yeni bir cihazın veya tedavinin “teknolojik olarak gelişmiş” olup olmadığını değil, aynı zamanda hastaya gerçek bir klinik yarar sağlayıp sağlamadığını ve sınırlı sağlık kaynaklarının etkin kullanımına katkıda bulunup bulunmadığını da değerlendirmelidir.
Bu yaklaşım, kamu kaynaklarının daha rasyonel kullanılmasını ve etkili sağlık teknolojilerinin daha sistematik biçimde sağlık hizmetlerine kazandırılmasını sağlayabilir.
Finansman Sağlık Sonuçlarını Teşvik Etmelidir
Sağlık sistemlerinin finansman modeli, hizmet sunum biçimini doğrudan etkileyen temel araçlardan biridir.
Bu nedenle Zorunlu Sağlık Sigortası Fonu ve diğer finansman mekanizmaları yalnızca sunulan hizmet miktarına dayalı ödeme modelleriyle sınırlı kalmamalıdır.
Koruyucu sağlık hizmetlerini, erken tanıyı, kronik hastalıkların etkili yönetimini ve ölçülebilir klinik sonuçların elde edilmesini teşvik eden finansman modelleri geliştirilmelidir.
Ekonomik teşviklerin yöneldiği hedefler; yalnızca daha fazla muayene veya işlem gerçekleştirilmesi değil, önlenebilir komplikasyonların azaltılması, tekrar hastaneye yatışların düşürülmesi, tedavi hedeflerine ulaşma oranlarının artırılması ve toplumun sağlıklı yaşam süresinin uzatılması olmalıdır.
Bununla birlikte sağlık sonuçlarına dayalı finansman modellerinin adil biçimde uygulanabilmesi için hasta profili, hastalık yükü, bölgesel farklılıklar ve sağlık kuruluşlarının hizmet verdiği nüfusun özellikleri dikkate alınmalıdır.
Aksi takdirde yalnızca sonuç odaklı değerlendirme, daha ağır ve karmaşık hastalara hizmet veren kurumlar açısından adaletsiz sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle finansman ve performans sistemleri bilimsel, şeffaf ve risk ayarlaması yapılmış göstergelere dayanmalıdır.
Ortak Hedefler ve Açık Bir Sorumluluk Zinciri
Sağlık sisteminde sürdürülebilir başarı, yalnızca iyi politikaların oluşturulmasıyla değil, bu politikaların uygulanmasından kimin sorumlu olduğunun açık biçimde belirlenmesiyle mümkündür.
Sağlık Bakanlığından Zorunlu Sağlık Sigortası Fonuna, sağlık kuruluşlarının yöneticilerinden klinik ekiplerine kadar tüm düzeylerde görev, yetki ve sorumluluklar açık biçimde tanımlanmalıdır.
Ancak bu sorumluluk anlayışı yalnızca bireysel hesap verebilirlik üzerinden kurulamaz. Sağlık çalışanlarının sorumlu tutulduğu sonuçlara ulaşabilmeleri için gerekli insan kaynağına, teknolojiye, ilaçlara, organizasyonel desteğe ve eğitim olanaklarına erişimleri de sağlanmalıdır.
Dolayısıyla etkili bir sağlık sistemi, sorumluluk ile yetkiyi; hedef ile kaynağı; performans beklentisi ile çalışma koşullarını dengeli biçimde bir araya getirmelidir.
Kamu ve Özel Sağlık Sektörü: Farklı Yapılar, Ortak Kalite Standartları
Modern sağlık sistemleri, kamu ve özel sektörün sahip olduğu kapasiteden toplum yararına etkin biçimde yararlanabilmelidir.
Özel sektörün sağlık hizmetlerine katılımı belirli koşullarda erişimin genişletilmesine, yeni teknolojilerin uygulanmasına ve hizmet çeşitliliğinin artmasına katkı sağlayabilir.
Ancak sağlık hizmetlerinin temel ilkeleri hizmet sunucusunun mülkiyet yapısına göre değişmemelidir.
Bir sağlık kuruluşu kamuya veya özel sektöre ait olabilir; ancak hasta güvenliği, klinik kalite, etik ilkeler, tedavi standartları ve sağlık sonuçlarına ilişkin temel sorumluluk bütün sağlık kuruluşları için ortak olmalıdır.
Kamu ve özel sektör arasındaki iş birliği, farklı standartların oluştuğu paralel sağlık sistemleri yaratmak yerine, aynı ulusal kalite hedeflerine yönelen bütünleşik bir yapı içinde geliştirilmelidir.
Bu yaklaşım, sağlık sektörünün toplam kapasitesinin toplum yararına daha etkin kullanılmasını sağlayabilir.
Sonuç: Kardiyoloji Hizmetlerinden Kardiyovasküler Sağlık Yönetimine
Kırgızistan kardiyoloji hizmetleri önemli bir dönüşüm döneminin eşiğindedir.
Son yıllarda sağlık altyapısının güçlendirilmesi, finansal kaynakların artırılması ve ileri düzey kardiyoloji ile kalp-damar cerrahisi hizmetlerinin geliştirilmesi geleceğe yönelik önemli bir temel oluşturmuştur.
Bundan sonraki stratejik aşama, mevcut kapasiteyi toplumun kardiyovasküler sağlığını bütüncül biçimde yöneten bir sistemle tamamlamak olmalıdır.
Bu sistemin merkezinde yalnızca hastalıkların tedavisi değil; risklerin erken belirlenmesi, hastalıkların önlenmesi, zamanında tanı, kanıta dayalı tedavi, rehabilitasyon, ikincil korunma ve uzun dönemli izlem yer almalıdır.
Sağlık hizmetleri aynı zamanda toplumun yaşadığı coğrafyaya yaklaştırılmalıdır.
Kırgızistan gibi dağlık ve coğrafi erişimin her bölgede aynı olmadığı bir ülkede, kardiyovasküler sağlık hizmetlerinin yalnızca başkentte bulunan ileri merkezler üzerinden yürütülmesi yeterli olmayacaktır.
Ülkenin kuzeyinde ve güneyinde güçlü üçüncü basamak merkezlerin geliştirilmesi; bu merkezlerin bölgesel sağlık kuruluşları, ayaktan kardiyoloji birimleri, iç hastalıkları uzmanları, aile hekimleri ve genel pratisyenlerle doğrudan bağlantılı biçimde çalışması gerekmektedir.
Buradaki amaç, her bölgede bütün yüksek teknolojili hizmetlerin aynı ölçekte kurulması değil; toplumun ileri sağlık hizmetlerine zamanında ulaşabileceği, gerektiğinde hastanın hızla üst merkeze yönlendirilebildiği ve tedavi sonrasında kendi yaşadığı bölgede uzman merkezlerin gözetimi altında izlenmeye devam edebildiği güçlü bir hizmet ağı oluşturmaktır.
Böyle bir sistem sayesinde ülkenin uzak bir aymağında yaşayan hasta, ileri bir girişim veya cerrahi tedavi sonrasında ulusal merkezlerin izleminden kopmayacaktır.
Girişimsel kardiyologlar, kalp-damar cerrahları, klinik kardiyologlar, iç hastalıkları uzmanları ve birinci basamak hekimleri aynı hastanın farklı dönemlerde karşılaştığı bağımsız sağlık çalışanları değil, aynı bakım zincirinin birbirini tamamlayan unsurları hâline gelecektir.
Anton Pavloviç Çehov’un ünlü ifadesiyle:
“İnsanda her şey güzel olmalıdır.”
Vatandaşlarının sağlığını geleceğinin temel unsurlarından biri olarak gören bir devlet için bu düşünceyi sağlık sistemi açısından şöyle yorumlamak mümkündür:
Sağlık sisteminde her unsur çağın gereklerine uygun olmalıdır: altyapı, teknoloji, insan kaynağı, yönetim, finansman ve hizmet kalitesi.
Ancak bütün bunların ortak hedefi unutulmamalıdır.
Bir sağlık sisteminin gerçek başarısı, sahip olduğu cihazların sayısıyla, gerçekleştirdiği işlemlerin çokluğuyla veya inşa ettiği binaların büyüklüğüyle tek başına ölçülemez.
Asıl başarı; önlenen bir miyokard enfarktüsü, gerçekleşmeyen bir inme, önüne geçilen erken bir ölüm, sağlıklı geçirilen ilave yaşam yılları ve hastalık yükü azalmış bir toplumdur.
Kırgızistan’da kardiyoloji hizmetlerinin geleceği, sağlık altyapısının modernizasyonundan toplumun kardiyovasküler sağlığının sistematik biçimde yönetilmesine doğru atılacak bu stratejik adımda yatmaktadır.
Koruyucu sağlık hizmetlerini merkeze alan, güçlü birinci basamak üzerine kurulu, yüksek teknolojiyle desteklenen, dijital olarak birbirine bağlanan, bilimsel verilerle yönetilen ve klinik sonuçları ölçen bütünleşik bir kardiyoloji sistemi; yalnızca kardiyovasküler hastalıklara bağlı mortalite ve morbiditenin azaltılmasına katkıda bulunmayacaktır.
Aynı zamanda başarının temel ölçütünün sunulan hizmet miktarı değil, korunmuş insan hayatı ve kazanılmış sağlıklı yaşam yılları olduğu yeni bir sağlık yönetimi anlayışının oluşmasına da öncülük edebilir.
Çünkü çağdaş sağlık politikalarının nihai amacı yalnızca hastalıkları tedavi etmek değil, insanların daha uzun, daha sağlıklı ve daha nitelikli bir yaşam sürmesini mümkün kılmaktır.