Yaz ayları çocuklukla özdeşleşmiş bir mevsimdir.

Okul zillerinin sustuğu, çantaların köşeye bırakıldığı, sokakların yeniden şenlendiği o zaman dilimi...

Ancak günümüzde hastanelerin pediatri bölümlerinde bambaşka bir tablo ile karşılaşıyoruz: Sınavı bitmiş ancak yükünü atamamış çocuklar.

Çünkü bugün sınavlar sadece bilgi ve emek ölçmüyor, çocukların ruh dünyasını da derinden etkiliyor.

Başarı ile Ölçülen Çocukluk

Lise ve üniversite sınavları uzun zamandır, özellikle yaşadığı evde yeterli destek ve kabulleniş görmeyen çocuklar için yalnızca akademik basamak olmaktan çıktı, fark edilmeyen ve derinden ilerleyen bir kimlik sınavı haline geldi. Böyle bir atmosferde büyüyen çocuk sınava hazırlanırken yalnızca test çözmez, aynı zamanda ailenin umudu; çevrenin beklentisi ve geleceğe dair tüm korkularını da masa başında saatlerce oturmaktan çıkan kamburunda bir yük olarak taşır.

Ve sınav bittiğinde çoğu zaman geride boşluk duygusu kalır.

İşte yaz depresyonunun kapısı tam bu noktada aralanır.

Tıbbın Diliyle Yazın Sessiz Çöküş

Bu ruhsal karmaşa elbette bedende de bir karşılık bulur. Yaz aylarında polikliniklere ve acil servislere başvuran çocuk ve ergenlerde sıkça gördüğümüz tablolar: Nedeni bilinmeyen baş, karın ve göğüs ağrıları, uyku düzensizlikleri, çarpıntı, halsizlik, iştah değişiklikleri, kilo alma, kilo verme, dikkat dağınıklığı, isteksizlik, maskelenmiş depresyona karşılık aşırı iyi gözükme hali...

Çoğu aile bu belirtileri sınav geçince hepsi geçecek diye hafife alır ancak uzun süren kronik stres hormonal dengeden bağışıklık sistemine kadar pek çok mekanizmayı ve kaskatı etkiler.

Sınav bittiğinde bedende biriken gerilim ,ertelenmiş bir fırtına gibi gün yüzüne çıkar. İşte bu nedenlerle yaz ayları beklenen rahatlama dönemi değil, çocuklarımız için ruhsal olarak en kırılgan zaman dilimlerinden biri haline gelmiştir.

En zor an ise hedefsiz kalmaktır. Aylarca tek bir amaca kitlenmiş; sosyal hayatını ve arkadaşlarını ötelemiş, hobilerini askıya almış ve duygularını bastırmış bir çocuk. Bir sabah uyanıyor ve her şey bitiyor. Artık çözülmesi geren testler yerini kocaman bir belirsizliğe bırakmış: ‘PEKİ AMA BEN NE OLACAĞIM?’

Bu belirsizlik; içe kapanma, değersizlik hissi, umutsuzluk, kronik yorgunluk ve hatta depresif belirtiler olarak ortaya çıkar. Çünkü sanılanın aksine çocuğun ruhu tatil yapamaz.

Ailelere Düşen En Büyük Görev

Ebeveynlerin tutumu tam bu noktada hayati önem taşıyor. Çünkü çocuğun ihtiyacı olan şey: Sonuca değil çabaya değer verildiğini hissetmek, kıyaslanmamak, yazı gerçek anlamda zihinsel ve bedensel açıdan dinginleşme ve toparlanma zamanı olarak kullanmak. Sınav sonucunu konuşmaktan çok çocuğun duygusunu konuşmak gerekir. Çünkü her çocuğun başarısı baştan sona puanların ve yüzdelik dilimlerin sıralandığı klişe tablolara sığmaz.

Biz hekimler için çocuk sağlığı yalnızca ateşi düşürmek,reçete yazmak,organik problemlere çözüm üretmek değildir.

Bazen bir çocuğun iyileşmesi sustuğu yerden sesinin duyulmasıyla,ağrısının ardındaki hikayeyi anlamakla başlar.

Sınav geçer,tercihler yapılır ancak çocuğun taşıdığı bu yükler fark edilmezse kalıcı izler bırakarak umulmadık anlarda kendini hatırlatır.

Bu yaz çocukları yalnızca güneşten korumak yetmez, onları başarının gölgesinde büyüyen ve sessizce yaklaşan yaz depresyonundan da korumak gerekir.