Adam Grant, Originals kitabında “orijinaller” olarak adlandırdığı bir grup insana odaklanır. Bu kişiler yalnızca yeni fikirlere sahip olanlar değildir; aynı zamanda bu fikirleri savunan, dile getiren ve hayata geçirmek için adım atan kişilerdir. Orijinaller, uyum sağlamaktan çok fark yaratır. Dünyadaki yaratıcılığı ve değişimi ileriye taşıyanlar genellikle bu insanlardır. İlginç olan ise, bu kişilerin dışarıdan bakıldığında beklendiği kadar sıra dışı görünmemesidir.
Dahice fikirler üretebilen kişilerin ilk özelliği, sanılanın aksine bir iş için ilk harekete geçenler olmamalarıdır. Grant’in aktardığı çalışmalara göre, yapılması gereken bir işi çok erken bitirenler her zaman en iyi performansı gösterenler değildir. En iyi performans, işi çok erken tamamlamakla son ana bırakmak arasında bir noktada ortaya çıkar. Yazar, Mona Lisa tablosu üzerinde yaklaşık 16 yıl çalışan Leonardo da Vinci’yi bu duruma örnek olarak gösterir. Bir işi çok erken bitirip kenara koymanın kişiyi kısıtladığını, sürecin ilerleyen aşamalarında ortaya çıkabilecek yaratıcı katkılardan mahrum bıraktığını savunur.
Dünya çapında başarı kazanmış bazı şirketler dahice fikirler üzerine kuruludur. Ancak çoğu zaman bu fikirleri ilk ortaya atanlar onlar değildir. Bu şirketler, var olan bir fikri bir süre izledikten sonra geliştirir ve daha iyi bir biçimde hayata geçirir.
Orijinaller, dahice bir fikri ilk düşündükleri anda onun mükemmel olduğundan emin olan kişiler de değildir. Fikirleri hakkında, diğer insanlarla benzer tereddüt, endişe ve korkular yaşarlar. Ancak kendilerine fikirlerinin kötü olduğunu söylemek yerine, her fikrin başlangıçta geliştirilmeye ihtiyaç duyduğunu kabul ederler. Fikirleriyle ilgili şüpheye düştüklerinde değişiklik yapmaktan çekinmezler. Başarısızlık korkusu hissederler; buna rağmen denemeyi bırakmazlar.
Sonuç olarak dahice bir fikir, bir anda kusursuz biçimde ortaya çıkan bir fikir değildir. Defalarca ertelenmiş, başarısız olmuş, değiştirilmiş ve geliştirilmiş; korku ve tereddütlerle şekillenmiş bir sürecin ürünüdür.