Modern dünya bizlere hız kazandırdı; ama aynı hız, düşünmenin, hissetmenin ve gerçekten yaşamanın derinliğini de elimizden almaya başladı.

Bugün her yanımız bilgiyle çevrili. Sürekli okuyor, izliyor, dinliyor ve tüketiyoruz. Fakat tüm bu yoğun bilgi akışına rağmen insanın kendine yaklaşması giderek zorlaşıyor. Bilmek ile gelişmek arasındaki farkı çoğu zaman gözden kaçırıyoruz. Çünkü artık birçok şey, gerçekten yaşanmaktan çok “yaşıyormuş gibi” sergileniyor.

Beğenilmek, fark edilmek, takdir görmek, ses getirmek…Modern insanın görünmeyen yüklerinden bazıları bunlar. Zamanla insanlar, oldukları kişiyi geliştirmek yerine; olmaya çalıştıkları kişiyi göstermeye daha fazla enerji harcamaya başlıyor. Ve insan, kendisinden uzaklaştıkça çevresinden de uzaklaşıyor. Bugün başka ülkeleri görebiliyoruz, ama aynı şehirde yaşadığımız dostlarımızın hayatına dokunamaz hâle geliyoruz.

Yaş aldıkça olgunlaşması gereken davranışlarımız, bazen bunun tam tersine dönüşüyor. Kendimizi anlamaktan çok başkalarını eleştirmeye; dinlemekten çok konuşmaya; düşünmekten çok yorum yapmaya yöneliyoruz. Çoğu zaman herkesin yanlış düşündüğünü, doğruyu yalnızca bizim bildiğimizi sanıyoruz.

Belki de çağımızın en büyük problemi tam burada başlıyor:Hızlandık ama derinleşemedik. Olaylara yüzeysel bakmaya alıştıkça; bedenlerimize, ruhumuza ve zihnimize görünmeyen yükler bindirmeye başladık. Gerçek bir tebessümün yerini emojiler aldı. Yorulmak bile artık hissedilen bir durumdan çok, dile yerleşmiş sıradan bir ifadeye dönüştü.

Oysa insan bazen yalnızca yavaşlamaya ihtiyaç duyar. Biraz durmaya, nefes almaya, gerçekten ne hissettiğini anlamaya…Çünkü fark edilmeden geçen zaman, sonunda yalnızca takvimlerde üzeri çizilmiş günlere dönüşür.

Belki de zihnimizi sürekli konuşan dünyadan biraz uzaklaştırıp kendi iç sesimizi yeniden duymamız gerekiyor. Her insanın bu dünyada bir anlamı, bir izi ve bir var oluş nedeni vardır. Ancak bu neden; bir başkasını geçmek, onun gibi görünmek ya da sürekli onay görmek üzerine kurulmamalıdır.

Bazen en büyük ihtiyaç; daha fazlasını yapmak değil,kendimize yeniden yaklaşabilmektir. Farkındalığın, dinginliğin ve gerçek temasların eksik olmadığı bir hafta sonu dileğiyle…