Çocukluk çağı travmaları ne yazık ki istisna değil, gündelik hayatın acı bir gerçeği. Trafik kazaları, ev kazaları, yüksekten düşmeler, yanıklar… Bir de afetler. Depremde, selde, yangında en kırılgan olan yine çocuklar oluyor. Küçük bedenler büyük darbeler alıyor. Ve o anda bütün gözler acil servislere çevriliyor.

Trafik kazaları çocuk travmalarının en ağır tablolarını oluşturuyor. Çoklu organ yaralanmaları, kafa travmaları, iç kanamalar… Emniyet kemeri takılmamış, çocuk koltuğu kullanılmamış bir araç kazasında tablo çoğu zaman dramatik oluyor. Ev kazaları ise daha sessiz ama daha yaygın. Balkon düşmeleri, sıcak sıvı yanıkları, kesici alet yaralanmaları… Afetlerde ise tablo daha karmaşık; ezilme sendromları, göçük altında kalmaya bağlı çoklu sistem hasarları, hipotermi, solunum sorunları.

Asıl soru şu: Acil servislerimiz bu tabloya her zaman hazır mı?

Her hastanenin acil servisi var. Ancak her acil servis çoklu organ travmasına aynı düzeyde cevap veremez. Çocuk travması, erişkin travmasından farklıdır. Çocuğun fizyolojisi, sıvı dengesi, kan hacmi, metabolik yanıtı farklıdır. Müdahale yaklaşımı da farklı olmalıdır. Çocuk cerrahı, çocuk beyin cerrahı, çocuk ortopedisti, çocuk anestezisi, çocuk yoğun bakım… Bu ekip bir arada değilse çoklu travma yönetimi eksik kalır.

Bazı büyük şehirlerde ve üniversite hastanelerinde teknik donanım ve branş çeşitliliği açısından güçlü merkezler var. 24 saat ameliyathane erişimi, ileri görüntüleme olanakları, deneyimli yoğun bakım ekipleri mevcut. Ancak bu kapasite her sağlık bölgesinde eşit dağılmış değil. Özellikle ikinci basamak hastanelerde ağır çocuk travmalarında ilk müdahale yapılabiliyor; fakat ileri cerrahi ve yoğun bakım gerektiren durumlarda sevk kaçınılmaz oluyor. Sevk ise zaman demek. Travmada zaman hayattır.

Afet senaryoları ise daha çarpıcı bir gerçeği ortaya koyuyor. Çok sayıda yaralının aynı anda geldiği durumlarda, pediatrik travma yönetimi özel planlama gerektirir. Çocuklara uygun ekipman, uygun doz hesaplamaları, uygun ventilatör ayarları… Erişkin sistemine entegre edilmiş bir çocuk yaklaşımı çoğu zaman yeterli olmuyor.

Bu nedenle her sağlık bölgesinde, özellikle büyük illerde, planlı ve yapılandırılmış çocuk travma merkezlerine ihtiyaç var. Bu merkezler yalnızca tabeladan ibaret olmamalı. 24 saat aktif ameliyathanesi olan, çocuk yoğun bakım ünitesi bulunan, çocuk cerrahisi ve ilgili tüm branşların nöbet esaslı çalıştığı, ileri görüntüleme ve laboratuvar altyapısına sahip merkezler olmalı. Travma sonrası uzun dönem bakım için çocuk palyatif bakım üniteleri de bu planlamanın parçası olmalı. Çünkü her travma tamamen iyileşmeyebilir; bazı çocuklar uzun soluklu desteğe ihtiyaç duyar.

Çocuk travma merkezleri yalnızca tedavi değil, organizasyon meselesidir. Ambulans yönlendirme sistemleri bu merkezlerle entegre çalışmalı. Hangi hastanenin hangi düzeyde travmaya cevap verebildiği net tanımlanmalı. Sağlık çalışanları düzenli travma eğitimleri almalı. Afet planlarında pediatrik senaryolar ayrı başlık olarak yer almalı.

Çocuk travması ve çocuk kazaları belki önlenemebilir ; ancak olduğunda güçlü bir sistem gerektirir. Acil servis kapısına gelen bir çocuğun şansı, bulunduğu şehre göre değişmemelidir. Çoklu organ travmasına maruz kalan bir çocuğun hayatta kalma ihtimali, sevk zincirine takılmamalıdır.

Bugün sormamız gereken soru şu: Çocuklarımız için erişkin merkezli değil, çocuk odaklı bir travma altyapısı kurabildik mi? Eğer cevap tam değilse, planlamayı geciktirmemeliyiz. Çünkü travma beklemiyor. Ve her kaybedilen dakika, bazen bir çocuğun geleceğinden eksiliyor.