Bazen insanın hayatında her şey normal görünür. İşine gider, günlük sorumluluklarını yerine getirir, çevresindekiler onu sağlıklı ve güçlü biri olarak görür. Ama içeride bir şeyler eskisi gibi değildir. Sabah uyandığında dinlenmiş hissetmez, gün içinde zihni bulanıklaşır, odaklanmakta zorlanır. Yapması gerekenleri yapar ama sanki hayatın enerjisi biraz kısılmış gibidir. Çoğu zaman bu durumun nedenini stres, yoğun tempo ya da yaş almakla açıklarız. Oysa bazen bütün hikâyenin arkasında yalnızca birkaç mikrogramlık bir vitamin bulunabilir. Bu vitamin; B12 vitamini, yani kobalamindir.

İnsan vücudu birçok karmaşık işlemi kendi başına yapabilirken B12 vitamini üretemez. Bu vitamini dışarıdan almak zorundayız. Ancak ilginç olan şey, B12 eksikliğinin her zaman yetersiz beslenmeden kaynaklanmamasıdır. Hatta birçok kişide sorun yeterince almamak değil, aldığı vitamini emememektir. Bir lokma et yediğimizi düşünelim. İçindeki B12 doğrudan kana karışmaz. Önce mide asidinin yardımıyla besinden ayrılır. Sonra taşıyıcı proteinlere bağlanır, pankreas enzimlerinin desteğiyle farklı aşamalardan geçer ve sonunda mide hücrelerinin ürettiği “intrinsik faktör” adı verilen özel bir proteinle birleşir. Bu birleşme olmadan B12’nin bağırsaktan emilmesi neredeyse mümkün değildir. Ardından ince bağırsağın son kısmına ulaşır ve kana geçer. Bu nedenle bazen sorun sofrada değildir. Sorun mide asidinde, bağırsakta, pankreasta ya da emilim mekanizmasının herhangi bir noktasında olabilir. Bu yüzden düzenli olarak et tüketen, beslenmesine dikkat eden bir kişinin bile B12 eksikliği yaşaması mümkündür. B12’yi önemli yapan şey yalnızca bir vitamin olması değildir. O, vücudun görünmez çalışanlarından biridir. Kırmızı kan hücrelerinin üretiminde görev alır, DNA sentezine katkı sağlar, sinir sisteminin sağlıklı çalışmasına destek olur ve beynimizdeki iletişim ağının düzenli işlemesine yardımcı olur. Bir anlamda düşünmemize, hissetmemize ve hareket etmemize katkı sağlayan sessiz bir yardımcıdır.

Eksiklik başladığında ise çoğu zaman yüksek sesle kendini duyurmaz. Yavaş ilerler. Önce biraz yorgunluk gelir. Sonra unutkanlık, dikkat dağınıklığı, isteksizlik eklenir. Bazı kişiler ellerinde ve ayaklarında uyuşma hisseder. Bazıları dilinde yanma ya da hassasiyet tarif eder. Kimi zaman da kişi doktora gitmesine neden olacak belirgin bir şikâyet bulamaz; sadece kendini anlatırken “Eskisi gibi değilim” der. Belki de B12 eksikliğinin en iyi özeti budur. Çünkü bu eksiklik çoğu zaman kişinin yaşam kalitesini azaltır ama bunu tek bir belirtiyle açıklamaz.

İleri dönemlerde tablo daha ciddi hâle gelebilir. Kansızlık gelişebilir, sinir sistemi etkilenebilir, denge problemleri ve nörolojik belirtiler ortaya çıkabilir. Hatta bazı insanlarda sinir sistemiyle ilgili bulgular, kansızlık ortaya çıkmadan önce başlayabilir. Özellikle bazı gruplarda daha dikkatli olmak gerekir. Uzun süre metformin kullananlar, mide koruyucu ilaçları düzenli alanlar, çölyak veya Crohn hastalığı bulunanlar, mide ya da bağırsak ameliyatı geçirenler, vegan bireyler ve ileri yaş grubundaki kişiler B12 eksikliği açısından daha yüksek risk taşırlar. Burada önemli olan yalnızca laboratuvar sonucuna bakmak değildir. Çünkü bazen rakamlar normal sınırlarda görünürken hücreler farklı bir hikâye anlatıyor olabilir. Bu nedenle kişinin şikâyetleri, yaşam öyküsü, kullandığı ilaçlar ve risk faktörleri birlikte değerlendirilmelidir.

Hayatta bazı eksiklikler vardır; gürültü çıkarmazlar; sessizce ilerler, yavaş yavaş enerjimizi, odaklanmamızı ve yaşam kalitemizi etkilerler. B12 eksikliği de çoğu zaman bunlardan biridir. Bu nedenle bazen sadece kan tahlillerine değil, bedenimizin bize anlatmaya çalıştığı küçük sinyallere de kulak vermek gerekir. Bazı gerçekler laboratuvar sonuçlarının satırlarından ziyade insanın günlük yaşamında hissettiği değişimlerde saklıdır.