Bir hekim olarak anlamakta zorlandığım nokta şu: Vitamin, mineral ve benzeri gıda takviyelerinde bilimsel olarak kanıtlanmış sağlık beyanlarının tüketiciye aktarılması Avrupa Birliği’nde belirli standartlarla mümkünken, ülkemizde bu konuda son derece sınırlı bir yaklaşım uygulanıyor.
Bir hekim olarak yıllardır aynı çelişkiyi görüyorum.
Avrupa Birliği’nde vitamin, mineral ve belirli gıda takviyelerinde kullanılabilecek sağlık beyanları rastgele belirlenmiyor. Her ifade bilimsel olarak inceleniyor. Kanıt yeterliyse onaylanıyor, yetersizse reddediliyor. Bugüne kadar binlerce başvuru değerlendirilmiş, yalnızca bilimsel açıdan yeterli bulunan sağlık beyanlarının kullanılmasına izin verilmiş durumda.
Yani sistemin özü çok açık.
Kanıt varsa izin var. Kanıt yoksa izin yok.
İşte tam da bu yüzden, bizdeki yaklaşımı anlamakta zorlanıyorum.
Aynı vitaminlerin, minerallerin ve diğer besin ögelerinin insan sağlığı üzerindeki etkileri tıp fakültelerinde ders olarak anlatılıyor. Hekimler hastalarına bunları anlatıyor. Bilimsel makalelerde ayrıntılarıyla yer alıyor. Uluslararası sağlık otoriteleri tarafından değerlendiriliyor.
Ama tüketici, bu bilimsel bilgilerin önemli bir bölümünü ürünün üzerinde göremiyor.
İtirazım buna.
Kimse gıda takviyelerinin ilaç gibi tanıtılmasını istemiyor.
“Kanseri tedavi eder”, “Şeker hastalığını iyileştirir”, “Kalp krizini önler”, “Alzheimer’ı durdurur” gibi bilim dışı ve yanıltıcı ifadelerin yasak olması gerektiğine ben de inanıyorum.
Fakat bilimsel olarak kanıtlanmış sağlık beyanlarıyla, hiçbir kanıtı olmayan pazarlama iddialarını aynı kefeye koymak bilime de topluma da haksızlık.
Hekimlik bana tek bir ilke öğretti.
Kanıt konuşur.
Kanaat değil.
Hastane koridorlarında yıllarca şunu gördüm.
Bilgi boşluk sevmez.
Siz bilimsel bilgiyi görünmez hâle getirirseniz, o boşluğu mutlaka başka biri doldurur. Bazen sosyal medyadaki bir fenomen, bazen komşunun tavsiyesi, bazen de hiçbir bilimsel temeli olmayan bir video…
Etiket sustukça algoritmalar konuşuyor.
İşin en düşündürücü tarafı da bu.
Bugün insanlar doğru bilgiye ulaşmak için ürün kutusuna değil, telefon ekranına bakıyor. Karşılarına çıkan ilk kişinin hekim mi, araştırmacı mı, yoksa yalnızca iyi bir pazarlamacı mı olduğunu çoğu zaman ayırt edemiyor.
Oysa vitaminler, mineraller ve diğer temel besin ögeleri yalnızca raflarda duran ürünler değildir.
Demir eksikliğinin en önemli sonucu anemidir.
Folik asit, gebelikte nöral tüp defektlerinin önlenmesinde kritik öneme sahiptir.
D vitamini, kemik ve kas sağlığının korunmasında temel rol oynar.
İyot eksikliği çocuklarda zihinsel gelişimi olumsuz etkileyebilir.
B12 vitamini sinir sistemi ve kan hücrelerinin üretimi için gereklidir.
Çinko, bağışıklık sistemi başta olmak üzere birçok fizyolojik süreçte görev alır.
Bunlar pazarlama cümlesi değil, tıp eğitiminin temel bilgileridir.
Koruyucu hekimlik de zaten hastalık ortaya çıktıktan sonra değil, doğru bilgi zamanında verildiğinde güç kazanır.
Çözüm aslında zor değil.
Tarım ve Orman Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı ortak bir bilim kurulu oluşturabilir.
Avrupa’daki örneklerde olduğu gibi, yalnızca bilimsel kanıt düzeyi yeterli bulunan sağlık beyanları tek tek belirlenebilir.
Hangi vitaminin, mineralin veya diğer gıda bileşenlerinin hangi ifadelerle tanıtılabileceği standart hâline getirilebilir.
Böylece hiçbir firma kendi pazarlama cümlesini yazamaz.
Hiçbir üretici bilim dışı vaatlerde bulunamaz.
Tüm ürünlerde aynı, devlet tarafından onaylanmış, bilim insanları tarafından hazırlanmış standart sağlık beyanları yer alır.
Bu sistem yalnızca vatandaşı korumaz.
Dürüst üreticiyi de korur.
Bilimle pazarlama arasına kalın bir çizgi çeker.
Benim çağrım Tarım ve Orman Bakanlığımıza ve Sağlık Bakanlığımıza.
Gelin, bilimsel sağlık beyanlarını yasaklamak yerine bilimsel ölçütlerle standartlaştıralım.
Cümleleri şirketler yazmasın.
Bilim insanları hazırlasın.
Bakanlıklar onaylasın.
Üreticiler yalnızca o standart ifadeleri kullansın.
Böylece vatandaş, karşısındaki bilginin bir reklam metni değil, devletin denetiminden geçmiş bilimsel bir bilgi olduğunu bilir.
Bir hekimin amacı daha fazla gıda takviyesi satılması değildir.
Bir hekimin amacı, insanların daha sağlıklı yaşaması ve daha az hastalanmasıdır.
Bilimin sustuğu etikette sözü hurafe alır. Koruyucu hekimlik ise çoğu zaman kutunun üzerindeki doğru bir cümleyle başlar.